EN MAKUL VE EN KAPSAYICI ÇÖZÜMLERİ ÜRETME ÇABASI

Abone Ol

Günümüzde insanların karşı karşıya kaldığı sorunlar artık eskisine göre çok daha karmaşık
hale geldi. Ekonomiden eğitime, şehir yaşamından çevre sorunlarına, iş hayatından aile
düzenine kadar birçok konuda çözüm üretmek giderek daha zor bir hale geliyor. Çünkü artık
sorunlar tek bir kişinin, tek bir kurumun veya tek bir düşüncenin çözebileceği kadar basit
değil. İşte tam bu noktada “en makul ve en kapsayıcı çözümleri üretme çabası” büyük önem
taşıyor.
Eskiden birçok konuda “Ben yaptım oldu” anlayışı daha yaygındı. Bir karar alınır, insanlar da
buna uymak zorunda kalırdı. Ancak zaman ilerledikçe toplumlar değişti, insanların
beklentileri arttı ve farklı seslerin önemi daha fazla anlaşılmaya başlandı. Çünkü bir konuda
yalnızca bir grubun çıkarını düşünmek, kısa süre sonra başka bir grubun sorun yaşamasına
neden olabiliyor.
Örneğin bir şehirde trafik sorunu olduğunu düşünelim. Sadece araç sahiplerini düşünerek
yolları genişletmek bir çözüm gibi görünebilir. Ancak yayaları, bisiklet kullanıcılarını, toplu
taşımayı kullanan insanları veya çevreyi hesaba katmazsanız, ortaya yeni sorunlar çıkabilir.
Daha geniş yollar daha fazla araç çekebilir, hava kirliliği artabilir veya şehir yaşamı daha zor
hale gelebilir.
Bu nedenle gerçek çözüm yalnızca bir sorunu gidermek değil, mümkün olduğu kadar fazla
insanın ihtiyaçlarını dikkate almak olmalıdır. İşte kapsayıcı yaklaşım tam da bunu ifade eder.
Makul çözüm ise duygularla değil, gerçeklerle hareket etmektir. İnsanlar bazen kızgınlıkla,
öfkeyle veya aşırı heyecanla karar verebilir. Ancak toplumun geleceğini ilgilendiren konularda
duygusal reflekslerden çok sağduyulu düşünceye ihtiyaç vardır.
Bir evin bütçesini düşünelim. Ailenin gelirinin üzerinde harcama yapmak ilk bakışta herkesi
mutlu edebilir. Daha iyi eşyalar alınabilir, daha fazla harcama yapılabilir. Ancak birkaç ay
sonra borçlar büyüdüğünde sorunlar ortaya çıkar. Makul davranmak, bugünü düşünürken
yarını da hesaba katabilmektir.
Ülkeler için de durum benzerdir. Sadece bugünün ihtiyaçlarına odaklanıp geleceği unutmak
doğru sonuçlar vermez. Bugünün rahatlığı yarının yüküne dönüşebilir.
En makul çözüm bazen herkesin yüzde yüz mutlu olduğu çözüm değildir. Çünkü farklı
insanların farklı beklentileri vardır. Bir karar alındığında bazı kesimler daha fazla kazanırken
bazı kesimler daha az memnun kalabilir. Önemli olan mümkün olduğu kadar geniş bir ortak
noktada buluşabilmektir.
Bir apartman toplantısını düşünelim. Binanın çatısının onarılması gerektiğini varsayalım. Bazı
kişiler masrafın fazla olduğunu söyleyebilir, bazıları ise hemen tamir yapılmasını isteyebilir.
Eğer herkes yalnızca kendi çıkarını düşünürse sorun çözülemez. Fakat insanlar birbirini
dinleyip ortak noktalar ararsa daha dengeli bir sonuca ulaşılabilir.

Toplumların gelişmişlik düzeyi de biraz burada ortaya çıkar. Gelişmiş toplumlar sadece
teknolojiye veya ekonomik büyüklüğe göre değerlendirilmez. İnsanların birbirlerini dinleme
kapasitesi de önemli bir ölçüdür.
Çünkü farklı düşüncelere tahammül edebilmek kolay değildir. İnsanlar çoğu zaman kendi
fikirlerinin doğru olduğuna inanır. Başkasını dinlemek yerine konuşmayı tercih eder. Ancak
gerçek ilerleme, farklı görüşlerin bir araya gelmesiyle ortaya çıkar.
Birçok büyük buluşun, önemli kararın veya başarılı projenin arkasında ortak akıl vardır. Tek
bir kişinin bakış açısı sınırlı olabilir. Fakat farklı deneyimler birleştiğinde daha güçlü sonuçlar
elde edilir.
İş hayatında da bunu sıkça görüyoruz. Başarılı şirketler artık yalnızca yöneticilerin karar
verdiği yapılar olmaktan çıkıyor. Çalışanların fikirlerine değer veren, müşterilerin
beklentilerini dinleyen ve değişime açık olan kurumlar daha güçlü hale geliyor.
Çünkü sorunlara farklı açılardan bakabilmek önemli avantaj sağlar.
Kapsayıcı çözümler aynı zamanda toplumsal huzuru da artırır. İnsanlar seslerinin
duyulduğunu hissettiğinde sisteme olan güvenleri güçlenir. Kendini dışlanmış hisseden
insanlar ise zamanla uzaklaşmaya başlar.
Bu durum sadece devlet yönetiminde değil, aile içinde bile geçerlidir. Çocukların
düşüncelerini önemseyen ailelerde iletişim daha güçlü olur. İş yerlerinde çalışanların
fikirlerini dikkate alan yöneticiler daha başarılı ekipler oluşturabilir.
Aslında insanların temel beklentisi çok karmaşık değildir. İnsanlar dinlenmek, anlaşılmak ve
değer görmek ister.
Bu nedenle en makul ve en kapsayıcı çözümleri üretme çabası yalnızca teknik bir mesele
değildir. Aynı zamanda bir kültür meselesidir.
Dinlemek bir kültürdür.
Anlamak bir kültürdür.
Ortak faydayı düşünmek bir kültürdür.
Bugünün dünyasında büyük sorunlar karşısında tek başına kahramanlar dönemi giderek
geride kalıyor. Yerini birlikte düşünmenin, birlikte hareket etmenin ve birlikte çözüm
üretmenin dönemi alıyor.
Çünkü güçlü toplumlar yalnızca güçlü bireylerden oluşmaz. Aynı zamanda birbirini
dinleyebilen, farklılıkları zenginlik olarak görebilen ve ortak çözümler üretebilen insanlardan
oluşur.
Ve belki de geleceğin en büyük başarısı, herkesin kendi sesini yükselttiği bir ortam yaratmak
değil; herkesin birbirini duyabildiği bir düzen kurabilmek olacaktır.

ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar
Zaferozcivan59@gmail.com