FUARIN KALABALIĞINDA DİDEROT İLE YÜRÜMEK

Abone Ol

18. yüzyılda Fransa’da bir adam, elinde mürekkep lekeleriyle bir devrim inşa ediyordu. Denis Diderot, Encyclopédie’nin(Ansiklopedi) hazırlanmasına öncülük ederken yalnızca bilgiyi düzenlemiyor; hakikati sarayların ve kiliselerin tekelinden çıkarıp sokağa indirmeye çalışıyordu. Bugün bize doğal gelen bilgiye erişim hakkı, o dönemde yasaklarla, sansürle ve hatta hapisle sınanan bir cesaretti. Bilgi, yalnızca öğrenilen değil; uğruna bedel ödenen bir alandı.

Ortağı Jean le Rond d’Alembert baskılara dayanamayarak projeden çekildiğinde, Diderot’nun da geri adım atması beklenebilirdi. Ama o, 1772’ye kadar direndi. Çünkü insan zihninin uyanışının ancak bilginin özgürleşmesiyle mümkün olduğunu biliyordu. Onun ısrarı, modern bir ansiklopediye öncülük etmekten ziyade, düşüncenin dolaşımını mümkün kılmaktı.

Bugün İzmir’de kurulan kitap stantları ve fuarın kalabalığı, bu büyük inadın günümüzdeki daha sakin, daha gündelik yansımaları gibi. Ancak asıl mesele hâlâ aynı: Yazar ile okurun, fikir ile zihnin buluşması. Diderot’nun gizlice bastırıp ülkesine soktuğu kitapların ruhu, bugün belki daha görünür ama başka tür zorluklarla karşı karşıya. Gürültünün arttığı, dikkatin parçalandığı, hızın derinliğin önüne geçtiği bir çağda, düşüncenin kendine alan açması artık başka bir mücadele gerektiriyor.

Belki artık kitaplar sınır kapılarından gizlice geçirilmek zorunda değil. Ama fikirlerin görünür kalabilmesi, duyulabilmesi ve tartışılabilmesi hâlâ belli bir cesaret, sabır ve emek istiyor. Bazen bu zorluk doğrudan baskıdan, bazen otosansürden, bazen de düşüncenin sınırlarını daraltan görünmez duvarlardan besleniyor. Bazen açık bir yasaktan değil, görmezden gelinmekten; bazen baskıdan değil, yüzeyselliğin içinde kaybolmaktan söz ediyoruz. Bu yüzden bugün yazan, özellikle de eleştiren, sorgulayan, itiraz eden her kalem; Diderot’nun başlattığı geleneği kendi koşulları içinde sürdürmeye çalışıyor.

Bir fuara gitmek, bir imza gününe katılmak ya da bir kitabı raftan alıp okumak; düşüncenin var olma hakkına verilen sessiz bir destek aynı zamanda. Okumak, yalnızca bireysel bir eylem değil; aynı zamanda kamusal bir tutum. Her okur, farkında olsun ya da olmasın, düşüncenin dolaşımına küçük ama anlamlı bir katkı sunar.

Ve belki de bugün, en çok ihtiyaç duyduğumuz şeylerden biri de bu sakin ama kararlı ısrarın kendisi. Yüksek sesli değil, ama vazgeçmeyen; görünür olmak için değil, anlamak ve anlatmak için direnen bir ısrar. Çünkü bazı devrimler, hâlâ sessizce, bir sayfanın kenarında başlar.