Bazı kadınlar daha doğmadan bir rolün içine doğar. Ailenin beklediği çocuk olmak, güçlü olmak, ağlamamak, mücadele etmek, her yükü sırtlanmak… Zamanla o küçük kız, sevilmenin yolunu kendi doğasını bastırmakta bulur. Çünkü çocuk zihni şunu öğrenir: "Ne kadar güçlü olursam o kadar değer görürüm."
Sonra yıllar geçer.
Büyürsün… Ama dinlenmeyi bilmezsin. Yardım istemek zor gelir. Her şeyi kontrol etmeye çalışırsın. İlişkilerde taşıyan sen olursun, evde toparlayan sen olursun, işte savaşan sen olursun. Güçlü görünürsün ama içindeki yorgun kız çocuğu hâlâ görülmeyi bekler.
Canım Kadın…
Dişil enerji zayıflık değildir. Yumuşak olmak güçsüz olmak değildir. Güvende hissetmek için sürekli savaşmak zorunda değilsin. Çünkü gerçek güç, her yükü tek başına taşımakta değil; gerektiğinde bırakabilmekte, güvenebilmekte ve hayatın seni de taşımasına izin verebilmektedir.
Belki de bugün yaşadığın tükenmişlik, başarısızlığın değil; yıllardır taşıdığın görünmez yüklerin sonucudur.
Kendine şu soruyu sor:
"Ben gerçekten böyle biri miyim, yoksa sevilmek için böyle olmak zorunda kaldım mı?"
Bu sorunun cevabı, hayatındaki birçok kapıyı aralayabilir.
Bugünkü egzersiz:
Sessiz bir yere geç. Bir elini kalbine, diğer elini karnının alt kısmına koy. Gözlerini kapat ve yavaşça nefes al.
Sonra içinden üç kez şunu söyle:
"Artık mücadele ederek değil, kendim olarak da sevilebilirim. Güvendeyim. Yüklerimi bırakmama izin veriyorum."
Bedeninin verdiği hissi değiştirmeye çalışma. Sadece dinle.
Çünkü iyileşme, bazen savaşmayı bırakıp kendini ilk kez gerçekten duymakla başlar.
Unutma Canım Kadın…
Sen bu dünyaya sadece güçlü olmak için değil; hissetmek, üretmek, sevmek, dinlenmek ve kendin olarak var olmak için geldin.
Bugün bu yazıyı ihtiyacı olan ya da sevdiğin bir kadına da gönder. Belki onun içindeki küçük kızın duyduğu ilk şefkat cümlesi, senin paylaşımın olur.