GÜÇLÜ ve İTİBARLI ÜLKE NASIL OLUR?

Abone Ol

Türkiye'nin belki de en büyük sorunu kurum değil, kişi inşa eden bir toplum olması.
Bugün hangi belediyeye bakarsanız bakın…
Başkan değişiyor, tabela değişiyor, logo değişiyor, projelerin adı değişiyor.
Bakan değişiyor, öncelikler değişiyor.
Genel müdür değişiyor, kadrolar değişiyor.
Sanki dün hiç yaşanmamış gibi herkes yeniden başlıyor.
Oysa gelişmiş toplumlar yeniden başlamaz; kaldığı yerden devam eder.
İşte bizim asıl eksiğimiz tam da burada.
Dikkat edin…
Bizde başarılı bir kurumdan çok başarılı bir insan konuşulur.
"Falanca müdür olmasa burası yürümez."
"Bu belediye başkanı giderse her şey biter."
"Şirketi ayakta tutan tek kişi odur."
Bu cümleler aslında övünç değil, alarmdır.
Çünkü güçlü devletler güçlü insanlarla değil, güçlü kurumlarla ayakta kalır.
İnsanlar değişir.
Kurumlar devam eder.
Medeniyet dediğimiz şey de tam olarak budur.
Bugün Türkiye'nin hangi meselesine bakarsanız bakın aynı tabloyu görüyorsunuz.
Ekonomide…
Eğitimde…
Şehir planlamasında…
Tarımda…
Hatta sporda bile…
Sorunların önemli bir kısmı bilgi eksikliğinden değil, süreklilik eksikliğinden kaynaklanıyor.
Bir proje başlıyor.
Sonra rafa kalkıyor.
Yeni gelen başka bir proje açıklıyor.
Sonra o da unutuluyor.
Her dönem bir öncekini silmeye çalışıyor.
Oysa gelişme, geçmişi iptal ederek değil, üzerine yeni katlar çıkarak olur.
Bugün dünyanın güçlü ülkelerini farklı kılan teknoloji değildir.
Teknoloji sonuçtur.
Asıl fark, insan ömründen daha uzun yaşayan kurumlar kurabilmeleridir.
Üniversiteler…
Belediyeler…
Mahkemeler…
Arşivler…
Bilim merkezleri…
Yüzlerce yıl boyunca aynı aklın devam edebilmesi…
Gerçek zenginlik budur.
Biz ise çoğu zaman yeni bina yapmayı, yeni tabela asmayı, yeni slogan bulmayı değişim zannediyoruz.
Oysa tabela değişince zihniyet değişmiyor.
İsim değişince sistem düzelmiyor.
Bir kurumu yeniden adlandırmak, onu yeniden inşa etmek anlamına gelmiyor.
Hareket etmekle ilerlemek aynı şey değil.
Belki de artık şu soruyu kendimize sormanın zamanı geldi:
Biz gerçekten geleceği mi kuruyoruz, yoksa sadece bugünü mü idare ediyoruz?
Çocuklarımıza yeni projeler mi bırakıyoruz, yoksa her seçimde yeniden başlayacak tartışmalar mı?
Çünkü medeniyet, her sabah sıfırdan başlamak değildir.
Medeniyet, iyi olanı nesilden nesile taşıyabilmektir.
Gerçek kalkınma, yalnızca yollar yapmakla, köprüler kurmakla ya da yüksek binalar dikmekle olmaz.
Asıl medeniyet; insanlar değişse bile ayakta kalan kurumlar, unutulmayan bir hafıza ve geleceğe güvenle yürüyen bir devlet kurabilmektir.