İmar affı vatandaşın canına kast ediyor

Çıkarılan imar barışının en önemli noktasının vatandaşın can güvenliği olduğunu çünkü barışta direkt vatandaş beyanının esas alındığını belirten Bendeş, "Bu yasada direk vatandaşın beyanının esas alınması can güvenliği noktasında sorun oluşturuyor. Çünkü vatandaş 'malım kötü demez' Dolayısıyla da binasına sağlam diyor. Bu da olası bir depremde riskli olan binaları vatandaş açısından daha da tehlikeli hale getiriyor" dedi

İmar affı vatandaşın canına kast ediyor
20 Ağustos 2018 Pazartesi 09:36

Ali Budak- İmar Affı'na en çok talep eden iller sıralamasında 2'nci sırada İzmir geliyor. İzmir'deki binaların yüzde 60'ından fazlasının kaçak, ruhsatsız ve mühendislik hizmeti görmediğine dair ciddi iddialar da ortalıktayken konuyu İzmir Ticaret Odası Meclis Üyesi ve İnşaat Mühendisi Levent Bendeş ile konuştuk. İmar affını 'cennetteki tapu gibidir' diye tanımlayan Bendeş, imar barışının ülke genelinde yarattığı sorunları, kentsel dönüşüm yasasıyla çelişmesi, kaçak yapıların yasallaşmasını ve bu yapıların depremde taşıdığı riskleri gazetemize anlattı.

"İmar Barışı, cennetteki tapu gibidir"

İmar Barışı diye tanıtılan bu kaçak yapılara af getiren yasanın sizce en önemli sıkıntısı nedir?

Vatandaşın binasıyla ilgili bir sıkıntı varsa zaten o binayı yapmaz. Öyle bir binası da varsa yıkıp, kentsel dönüşümden yararlanmayı düşünür. Dolayısıyla imar barışının en önemli sıkıntısı, depreme dayanıklı olup olmadığı bilinmeyen bir yapıyı vatandaşın beyanına bırakması. Bu noktada devletin açmazı da anladığım kadarıyla şu: Zaten sizin kaçak, ruhsatız bina yapmanızı engelleyemedim. Çeşitli yasalar çıkarmama rağmen önüne geçip, yapılaşmayı denetleyemedim. Madem denetleyip, engelleyemedim şimdi kayıt altına almak istiyorum. Kayıt altına alınarak da 3-4 şey hedefleniyor. Öncelikle bu yasa seçimlerden hemen önce çıktığı için siyasi ve ekonomik. Kayıt dışı olan bütün yapıları kayıt altına alarak, aslında ülkenin sektördeki inşaat durumu da görülmek isteniyor. Sanırım buna göre de ileride bir plan yapılacak, tabi iyimser bakış açısıyla düşünüyorum. Son olarak da bir daha imar barışı çıkarılmayacağı söylendi ve vatandaşın bundan yararlanması isteniyor. Bu imar barışı aslında tabir-i caizse cennetteki tabu gibi. Bu yasanın içinde yok yok. Nerdeyse her şeye imar barışı var. Hazine arazisi, 2B ormanlık arazisi, kaçak ve ruhsatsız bütün yapılara af derken her şeye af geliyor. Bu büyük bir fırsat. O nedenle bu cennetteki tapu gibi. Ha cennette tapu verilmiş ha sizin kaçak yapınıza tapu verilmiş. İkisi de aynı. Depremi bile göz ardı eden bir yasa olduğu için devlet yararlanın diyor. Bu kaçak yapı eninde sonunda yıkılacak. Bu yasayı desteklemiyorum ama yapı kayıt belgesiyle de vatandaşın malını korumasını savunuyorum.

Rakamlara bakıldığında bu yasaya ciddi başvuru olduğunu ancak sonuçlanın çok az olduğunu görüyoruz. Yasada eksik noktalar çok mu fazla? Neden böyle bir şey söz konusu?

Aslında bu barışta temel sorun şu: Bu imar barışında yapınızın inşaat alanıyla ilgili bilgileri girerken sorunlar da ortaya çıkıyor. Devlet, yeşil alana denk geldiysen, tahsis edilen sosyal donatı alanına denk geldiysen, alanı büyük ya da küçük gösterdiysen bu barıştan yararlanamayacağını söylüyor. Özellikle yalan ya da yanlış bilgi verenler sonra ortaya çıkarılırsa hem barıştan yararlanamıyor hem de verdiği para devlete kalıyor. Çünkü yasa böyle. Çok basit gibi görünse de sisteme doğru bilgiler girilmediğinde ciddi sıkıntılar oluşacak. Bu barış yasası ilk çıktığında emekliyordu. Şimdi ise hem büyüyor hem de öğreniyor. Yani yasanın gelişimi bir çocuk gibi. Çıkan yasa hem Türkiye'ye hakim değil hem de yeni sorunlarla birlikte kendini geliştiriyor. Bu barışa artık karşı çıkmak doğru değil ama en azından doğru ilerlemesi için çalışmalıyız. Çünkü artık ortada yasal bir durum var.

"Ekonomik yasadır ve yasayla 50 milyar hedefleniyor"

Bu yasanın kentsel dönüşüm yasasıyla da çeliştiği dile getiriliyor. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?

Evet, bu yasa kentsel dönüşüm yasasıyla da çelişiyor. Devlet, kaçak ve mühendislik hizmeti almayan riskli binaları yıkıp yeniden yapılması için yasa çıkarmışken bu çıkardığı imar barışı yasasıyla da o yıkılacağını söylediği binaları yasal statüye kavuşturuyor. Bu aslında şehirlerin gelişiminin önünde engel oluşturan da bir yasa. Ancak bu yasayı önemli kılan ekonomik bir yasa olması. Çünkü bu yasadan bahsederken 50 milyardan bahsediliyor. 3 milyona yakın vatandaş başvurusu var ve 150 bin vatandaşın da yapı kayıt belgesi aldığını biliyoruz. Bunun karşılığında da 850-900 milyon lira gibi bir para var. Yasanın çıkmasının üzerinden 2 ayı geçmesine rağmen 50 milyar liradan bahsederken henüz 50'de 1'ini bile yakalanamadığını görüyoruz. Başvuru çok ama sonuçlanmamış. Çünkü vatandaş da bu barışın kendisine getireceği faydayı ve zararı bilmiyor. Örneğin, 10 dönüm tarlanın içine 100 metrekarelik bir baraka yapılmış. Bu barakayı yasal statüye kavuşturmak istiyorsunuz ama karşılığında 70-80 bin lira gibi bir para isteniyor. Sorun da tam burada başlıyor. 100 metrekarelik alan için 10 dönüm arazinin hepsi işin içine katılıyor. O nedenle de başvuru çok ama ilerleme yok. Bunun yanı sıra 20 bin metrekarelik otel, hastane ya da işyeri düşünün. Bunun 15 binin ruhsatlı, geri kalan 5 bin metrekaresinin ise ruhsatsız olduğunu düşünün. Ruhsat için de 1 milyon liraya yakın para isteniyor. İşte bu da vatandaş için sorun oluşturuyor. Çünkü yasayla devlet o yapı alanının tamamına göre hesaplama yapıyor. Bu da çok ciddi rakamları ortaya çıkarıyor. İşte böyle rakamlardan dolayı da başvurular olsa da sonuca ulaşılamıyor. Vatandaşa hizmet sunuluyor ama çok büyük ücretler istenince de vatandaş bu talepten vazgeçiyor. Öncelikle her şeyi ruhsatlı olan ve ufacık bir sorun olan yerle kaçak yapının bir tutulmaması gerekiyor. Zira bu da adaletsizliğe yol açar. Bunun düzeltilmesi gerekiyor.

Yani vatandaş yasayı ekonomik görmediği ve değişim belediği için süreç ilerlemiyor? Ancak 31 Ekim'de yasa bitiyor. 50 milyar hedefine yaklaşılmadığı için yasanın yeniden uzatılacağını da söyleyebilir miyiz?

Şimdi bu 3 milyon olan başvuruda vatandaş hala fiyatların düşeceğine inandığı için bekliyor.
Bunun dışında da yasanın 31 Ekim 2018'den sonrasında da uzatılması bekleniyor. Büyük olasılık da uzatılacak. Zaten başvuru yapıp da yapı kayıt belgesi alanlar ise 2 katlı binalardan oluşuyor. 3 milyon başvurunun olduğu yerde 150 bin sonuca ulaşıldıysa sorun var demek. O nedenle bu sorunun bir an önce çözülmesi gerekir.

Kaçak yapıyı engellemek için hazır beton santrallerine ceza kesilmeli!

Bu yasa sonrasında örneğin Bornova Atatürk Mahallesi, Buca, Çiğli ve Konak'ta kaçak yapılar arttığının bilgisi de geliyor. Ama yasada da sadece '31 Aralık 2017 öncesi yapılar yaralanacak' diye de ibare var. Bu nasıl olacak?

Maalesef, süreç öyle işliyor. Hatta geçen gün bir arkadaşım bir haftadır beton beklediğini ancak kaçak yapılaşmadan dolayı bir hafta süre verildiğini söyledi. Bunun engellenmesi gerekiyor. Bunun için de hazır beton santrallerine ceza kesilmeli. Yani hazır beton isteyenden ruhsat istenecek. Ona göre de beton satışı yapılacak. Bu yapılırsa kaçak yapılaşmanın yüzde 90 önüne geçilir. Yoksa önüne geçilemez. Bunun olması için de devletin bunu çözmek istemesi gerekir. Çözmek istemezse de çözülemez. Devlet denetlemeyi geliştirmediği müddetçe bu sorunun önüne geçilemez. Bunun yanında devletin yerel yönetimlerle de anlaşması ve denetlemeyi arttırması gerekiyor.

"İmar affı, kentsel dönüşümü yavaşlatmaz"

İzmir'de değişmesi gereken yapı stokunun yüzde 60'ın üzerinde olduğu ifade ediliyor. Ancak bu yasayla da yıkılacak olan binalar yasallaştı. Belediyeler vatandaşlarla öncesinde anlaşmayı çok zor sağlarken, şimdi yapı kayıt belgesi olanlarla nasıl anlaşacak?

Kentsel dönüşüm çok farklı bir yasa. Yani halk arasındaki bilinen yasayla gerçekte olan farklı. Kentsel dönüşüm normalde çok büyük bir alana yayılır ve o bölgenin alt ve üstyapısıyla, iletişimi, ulaşımı, sosyal donatısı ve yeşil alanına kadar hepsi plan dahilinde uygulamaya sokulur. Bunu ise ya bakanlık ya da belediye yapar. İster yapı ruhsatın olsun isterse de yapı kayıt belgen olsun fark etmeksizin bölge kentsel dönüşüm alanı ilan edildiyse yapı vatandaşın elinden alınır. Çünkü kentsel dönüşüm hepsinin üstünde bir yasa. Buradaki yapılar yıkılır ve kamulaştırmaları yapılır. Dolayısıyla vatandaşın buna karşı koyma şansı yok. Kentsel dönüşüm önünde yasal hakları olan bina bile duramaz. Tabi alanı ilan ederken bu tür binalar da göze alınır ama yapı kayıt belgesi olan binalar göze alınmaz. Yapı kayıt belgesi; sadece yapıya kimlik vermek ve yapıyı kayıt altına almak için. Bir de kaçak olduğunu biliyorum ama sana dokunmayacağım diyerek ödüllendirmedir. Başka da bir karşılığı yok. Kentsel dönüşüm sürecinde ise ruhsatlı yapının hakkı tabi ki çok olacak. Yapı kayıt belgesi alınmasını ise öneriyorum. Vatandaş çıkarını korumak adına bu hakkını kullansın. Bu durum ise dönüşümü yavaşlatmaz.

O zaman bu yasa bir yerde vatandaşın elini güçlendirirken diğer yandan da verdiği paraya rağmen evinin yıkılabileceğini göstermiyor mu?

Kentsel dönüşüm olan yerlerde normalde ruhsat verilemiyordu ancak şimdi yapı kayıt belgesi veriliyor. Yasayla da burada çelişiyor. Kentsel dönüşüm içinde kaçak yapısı olan vatandaş normalde yapısına ruhsat alamıyor ama imar affıyla yapı kayıt belgesi alabiliyor. Bu da yarın dönüşümde elindeki pazarlık gücünü arttırıyor. Yani o yapısından daha çok para alabilecek. Çünkü eskiden elinde hiçbir şey yoktu ama şimdi yapı kayıt belgesi var. Bu da vatandaşın elini güçlendirecek. O nedenle vatandaşın yararlanmasını istiyorum. Ama bu yasanın bu şekilde çıkarılmasına da karşıyım. Çünkü deprem riski göz ardı ediliyor. Bunun dışında da devlet bir an da bölge olarak ilan ederse tabi verdiği para da bir yerde boşa gidiyor. Tabi sahip olduğu alanın durumuna göre de alacağı para değişir.

Kaçak yapılara kimse ses çıkarmıyor!

Devlet aslında bu yasayla engelleyemediği kaçak yapıları yasallaştırmayı seçti. Bu durum yanlış ya da hukuksuz değil midir?

Devlet bu yasayla, ortadaki kaçak yapılara yetişemediği için yasal olarak tanımayı seçti. Ama burada devletin yanında yerel yönetimlerin de suçu var. Her şehirde çok sayıda yapı var. Ancak kimse engellemek için çalışmadı. Çünkü seçim yatırımı olarak göz yumuluyor. Türkiye'nin işte en önemli açmazı da bu. Siyasiler, vatandaşa bu noktada bir ceza kesersek seçim döneminde de kendilerine ceza keseceklerini bildiği için sessiz kalıyor. Kazan-kazan ile kaybet-kaybet eşit. Bu duruma hiçbir siyasi parti ses çıkaramaz. Bu imar affı yasasının siyasi olduğunu ve çıkmaması gerektiğini de zamanında dile getirdim ama başka kimsenin böyle bir açıklama yaptığını görmedim. İşte bu da sorun oluşturuyor. Ortada bir yanlış var. Depreme dayanıklı olmayan binaların affedilmesi diye bir şey olamaz. Çünkü devlet vatandaşının can güvenliğinden de sorumlu. Şimdi insan kendi canını ya da çoluk çocuğunun da can güvenliğini düşünmeyebilir. Bunu anlayabilirim. Ancak evine gelen misafirin ya da o yapının etrafında bulunan herhangi birine zarar veremez. Çünkü o eve misafir olarak giden vatandaşın canı devlete emanet. Devlet işte burada o gereği yapmıyor. Bir de inşaat mühendisine de gerek kalmıyor. Mesleğin içi boşaltılıyor. Çünkü inşaat mühendisi zaten mesleğini tam anlamıyla uygulayamazken devlet çıkardığı yasayla inşaat mühendisini tamamen yok sayıyor.

99 depremi ile 10 yıl geriye gittik

Bu barış sürecinden yararlanan iller sıralamasında İstanbul ilk sırada yer alırken, İzmir'in 2'nci sırada yer almasını nasıl değerlendireceksiniz?

1999 Marmara Depremi'nde de bütün sorumluluk müteahhit Veli Göçer'e kesilmişti. Ne oldu orada 30-40 bin can gitti. Maliyetten bahsetmiyorum bile. Bu durum ülke olarak bizi 10 yıl geriye götürdü. Mesela Adapazarı'nda böyle bir afet yaşandı ve binlerce kişiyi etkiledi. Ama merak ediyorum bu imar barışından orada kaç kişi yararlandı. Çünkü orada çok büyük bir deprem yaşandı. Eğer hala binalarda sorun varsa ve çok sayıda bina yararlandıysa bu yaşanılan o depremden ve can kayıplarından ders alınmadığını gösterir. Sıralamaya koyulduğunda ise şu an için İstanbul, İzmir ve Konya şeklinde ilerliyor. Konya'ya çok şaşırdım. İzmir'de yüksek olmasını ise garipsemedim. Çünkü çok fazla gecekondu ve yapılaşmaya aykırı yapı var. Vatandaş bu süreçten yararlanmak istiyor ama ortaya çıkan fiyattan dolayı kaçıyor.

İmar affı inşaat sektörünü İzmir'de çok etkileyecek

Bu imar affı sürecinin ortaya çıkardığı ciddi bir rant durumu da söz konusu. Bu konu hakkında neler söyleyeceksiniz?

Yapı kayıt belgesi binanın yıkılmayacağını gösterir. Bu durum ise, ev sahibinin binası kaçak olmadığı için istediği fiyattan kiraya vermesini sağlayacak. Bunların hepsi olacak. Ortaya çıkan rantı ve kiralardaki artışı yaşayacağız. Ancak İzmir daha hiç deprem görmedi ve umarım görmez. İstanbul Üniversitesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi ve İzmir İnşaat Mühendisleri Odası ortaklaşa RADİUS projesini yaptı. Akşam saatlerinde 6,5 şiddetindeki depremde 70-80 bin yaralı aşağı yukarı 10 bin ölü ama gece saatlerinde çok daha artıyor. Ancak bu bile çok masumane. 75 bin yaralı ve bir o kadar da bina hasarlıydı. İzmir deprem açısından çok sıkıntılı. 1 Ocak 2019 itibariyle yeni deprem yönetmeliği çıkıyor. Bu çok sert bir yasa. Hem ekonomik olarak maliyeti hem de taşıyıcı sistemdeki sorumlukları arttırıyor. İşte bu da çok kafamı karıştırıyor. Hem böyle sert yasa çıkarılıyor hem de imar affı geliyor. Ama bu imar barışıyla bütün bu kanunları sekteye uğratıyoruz. İzmir'de yatırımlık arsa bulunamıyor. Çünkü artık vatandaş yapı kayıt belgesi aldığı için arsasını müteahhite vermek istiyor. Önceden yüzde 30-40'a evet diyebilecekken şimdi yüzde 50 istiyor. Bu daha da artacak. İzmir'deki sektörü çok etkileyecek. Bunun yanı sıra bu imar affı hem meslektaşlarımıza iş olanağı sunarken hem de işsiz kalmalarına neden olacak.

Kimsenin olmasını isteyeceğini sanmıyorum ama bir deprem oldu ve ciddi kayıplar yaşandı. Sorumluluk kimin olacak?

Bu sorunun muhatabı değilim. İnşaat mühendisi olarak sadece yaptığım projeden sorumlu olurum. Bütün binalar çöktüğünde ise onun sorumlularına bakmak gerekir. Mühendislik hizmeti almış bina yıkılırsa sorumlusu mühendis. Ancak mühendislik hizmet almayan bina çökerse sorumlusu vatandaş olamaz. Tamam, vatandaş binam sağlam diyebilir ancak devlet vatandaşın hangi bilgisine göre bunu kabul ediyor? İşte bu sorunun cevabı, deprem olacak ve bina yıkılacak o zaman verilebilecek! İnşaat mühendisinin en büyük düşmanı zaman. Deprem olacak ve ondan sonra yargılamalar başlar. Yani mühendisin belirleyiciliği sadece o zaman önem kazanır. O nedenle vatandaşın deprem öncesinde inşaat mühendisleriyle karşılaşması gerekiyor.

Mesleki zorluklar

Mesleğin içinin boşaltıldığını söylediniz. Bu konuyu biraz daha açabilir miyiz?
Ülkede mesleğini gerçekten doğru icra eden insanların el üstünde tutulması gerekiyor. Bir doktor ameliyatta bir hata yaparsa bir kişi hayatını kaybeder ama bir mühendis hata yaparsa o yapıdaki herkes hayatını kaybedebilir. Şehir bazında bakıldığında da binlerce insanı kaybederiz. O nedenle de inşaat mühendisi çok değerli. Ancak ülkemizde değersiz kılınıyor. Çünkü mesleğin içi boşaltıldı. İnsanın canı inşaat mühendisine emanet iken devlet ruhsatlardaki imza yetkimizi aldı. Şu anda ruhsatlara mimar, inşaat mühendisi, makine mühendisi gibi meslek gruplarının hiçbiri imza atamıyor. Bunun kaldırılma nedeni ise devletin bürokratik bir engel olarak görmesinden kaynaklandı. Doğru, bir imza için İstanbul ya da Aydın'a gidebiliyorduk. Ancak bu mesleği değerleştirdiğiniz de o işi yapan mühendis de kendini değersiz hissediyor. İnşaat mühendisinin yaptığı iş direkT can güvenliğini etkiler. Mesleği kıymetlendirmek gerekiyor. E-imza diye bir şey var. O hakkı verdiğinde bürokrasi de bitmiş olur ve hakları korunan mühendislerin mesleği önemsizleştirilmemiş olur. Bunu gerekli her yerle konuştuk. Şu anda bekliyoruz. Ülkede hangi mesleği önemsizleştirirseniz önemsizleştirin bunun zararı topluma olur.

 

İstinat duvarları çöküyor

Son zamanlarda çok sayıda istinat duvarı çöktü. Bu çöküşlerin nedenleri neler olabilir?

Devletin istinat duvarlarını daha doğrusu her alanı çok iyi denetlemesi gerekiyor. Devlet sadece denetlemeli. Devlete başka hiçbir ihtiyaç yok. İstinat duvarı aynı deprem gibi doğal afet koşulları oluşmadığı takdirde kendi başına ayakta durabilir. Ama şimdi iklim değişiklikleri nedeniyle şiddetli yağmurlar da ağustos ayında yağıyor. Bu da toprağın doygunlaşmasına yol açıyor. Doygunlaşan toprak ise şişiyor. Su ise istinat duvarında baskı oluşturuyor. Mühendis de bunu iyi hesaplamadığında bu tarz çöküşler meydana geliyor. İstinat duvarı ise tek başına yıkılmıyor. Duvarın tuttuğu toprağın üstündeki binalar da yıkılıyor. Ve bu çökme süreci de bir anda yani çok hızlı gelişiyor. Yani apartmanın içinden bile insanları boşlatmaya şansınız olmayabilir. Şimdi ise kaçak yapı diye apartman suçlanıyor. Kaçak ama 30 yıldır ayakta ve sorun yoktu. Altındaki zemini alırsan aldığın alan göçünce o bina da göçer. Binaları, altındaki zemini almak ve mühendislik hizmeti almaması yıkar. Burada herkes suçlu en masumu ise malzemeden çalmadıysa müteahhit. Ki çaldıysa da kontrol eden mühendis suçlu.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
özcanduran - 1 yıl önce
haber için tebrik ederim