HAZİRAN VERİLERİNDEN SONRA TCMB FAİZ ORANI BEKLENTİSİ

Abone Ol

Haziran ayı enflasyon rakamlarının açıklanmasıyla birlikte ekonomi dünyasında tüm dikkatler
yeniden Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın (TCMB) alacağı faiz kararına çevrildi.
Vatandaşın en çok merak ettiği soru ise oldukça net: "Faizler düşecek mi, aynı mı kalacak,
yoksa yeniden artacak mı?"
Bu sorunun cevabı yalnızca bankaları ya da yatırımcıları ilgilendirmiyor. Çünkü Merkez
Bankası'nın aldığı her faiz kararı; kredi faizlerinden konut satışlarına, otomobil alımlarından
döviz kuruna, enflasyondan çarşı pazardaki fiyatlara kadar hayatın hemen her alanını
etkiliyor.
Haziran ayında açıklanan verilere göre tüketici enflasyonu aylık bazda yüzde 0,99 olurken,
yıllık enflasyon yüzde 32,11 seviyesinde gerçekleşti. Bu rakamlar, enflasyonda düşüş
eğiliminin devam ettiğini gösterse de fiyatların hâlâ vatandaşın bütçesini zorlamaya devam
ettiğini ortaya koyuyor. Özellikle kira, eğitim, hizmet sektörü ve gıda kalemlerinde yüksek
fiyatlar hissedilmeyi sürdürüyor.
Merkez Bankası açısından bakıldığında ise yalnızca tek bir enflasyon verisi yeterli olmuyor.
Banka, fiyat artışlarının kalıcı olarak düşüp düşmediğine, iç talebin ne kadar güçlü olduğuna,
kredi büyümesine, döviz piyasasındaki gelişmelere ve uluslararası ekonomik koşullara birlikte
bakıyor.
Son aylarda ekonomide dikkat çeken gelişmelerden biri de aylık enflasyonun daha düşük
seviyelerde seyretmeye başlaması oldu. Eğer bu eğilim önümüzdeki aylarda da devam
ederse, Merkez Bankası faiz indirimi konusunda kendisini daha rahat hissedebilir. Ancak
enflasyonla mücadelede erken atılacak bir adımın risk oluşturabileceği de unutulmuyor.
Ekonomi yönetiminin en büyük hedeflerinden biri, enflasyonu kalıcı şekilde aşağı çekmek. Bu
nedenle TCMB'nin son dönemde "temkinli" bir politika izlediği görülüyor. Banka, piyasalara
güven vermek adına ani kararlar yerine verileri yakından takip ederek hareket etmeyi tercih
ediyor.
Bugünkü tabloya bakıldığında piyasalardaki genel beklenti, Merkez Bankası'nın ilk etapta faiz
indirimi konusunda acele etmeyeceği yönünde şekilleniyor. Haziran enflasyonu olumlu bir
sinyal vermiş olsa da tek bir aylık veriyle kalıcı başarı ilan edilmesi mümkün görülmüyor.
Öte yandan ekonomik büyümenin hızında bir miktar yavaşlama yaşanması da dikkat çekiyor.
Sanayi üretimindeki dalgalanmalar, iç tüketimdeki dengelenme ve kredi kullanımındaki
yavaşlama, yüksek faizlerin ekonomiyi soğutmaya başladığını gösteriyor. İşte tam da bu
noktada Merkez Bankası oldukça hassas bir denge kurmaya çalışıyor.
Bir tarafta enflasyonu düşürmek için yüksek faiz politikası bulunuyor. Diğer tarafta ise
üretimin, yatırımların ve istihdamın zarar görmemesi gerekiyor. Faizler uzun süre yüksek
kaldığında şirketlerin finansman maliyetleri artıyor, yatırımlar yavaşlıyor ve ekonomik
büyüme üzerinde baskı oluşabiliyor.

Vatandaş açısından ise en büyük beklenti kredi faizlerinin düşmesi. Ev almak isteyenler, araç
sahibi olmayı planlayanlar ya da işletmesini büyütmek isteyen esnaf daha uygun kredi
koşulları bekliyor. Ancak Merkez Bankası, enflasyon tam anlamıyla kontrol altına alınmadan
yapılacak erken faiz indirimlerinin döviz talebini artırabileceği ve fiyat artışlarını yeniden
hızlandırabileceği endişesini taşıyor.
Bu nedenle temmuz ayındaki Para Politikası Kurulu toplantısında en güçlü ihtimalin politika
faizinin mevcut seviyesinde korunması olduğu değerlendiriliyor. Böyle bir karar,
"enflasyondaki düşüşü biraz daha görmek istiyoruz" mesajı olarak yorumlanabilir.
Bununla birlikte bazı ekonomistler, enflasyondaki olumlu görünümün devam etmesi halinde
yılın ilerleyen aylarında sınırlı ve kademeli faiz indirimlerinin başlayabileceğini düşünüyor.
Böyle bir senaryoda Merkez Bankası büyük ve ani indirimler yerine küçük adımlarla
ilerlemeyi tercih edebilir. Böylece hem piyasalarda güven korunur hem de enflasyonla
mücadele sekteye uğramaz.
Elbette dünya ekonomisindeki gelişmeler de TCMB'nin kararlarını etkiliyor. ABD ve
Avrupa'daki merkez bankalarının faiz politikaları, petrol fiyatları, jeopolitik gelişmeler ve
küresel sermaye hareketleri Türkiye ekonomisi üzerinde doğrudan etkili oluyor. Bu nedenle
Merkez Bankası yalnızca iç piyasayı değil, küresel gelişmeleri de yakından takip ediyor.
Vatandaş açısından bakıldığında ise faiz kararından çok enflasyonun kalıcı olarak düşmesi
daha büyük önem taşıyor. Çünkü faiz oranı ne olursa olsun, eğer marketteki fiyatlar artmaya
devam ediyorsa alım gücü istenilen seviyeye ulaşamıyor. Bu nedenle en önemli hedef, fiyat
istikrarının sağlanması ve vatandaşın cebindeki paranın değerinin korunmasıdır.
Önümüzdeki aylarda açıklanacak enflasyon, büyüme ve istihdam verileri, Merkez Bankası'nın
yol haritasını daha net ortaya koyacaktır. Eğer aylık enflasyon düşük seyretmeye devam eder,
döviz piyasasında istikrar korunur ve beklentiler iyileşirse yılın son bölümünde kademeli faiz
indirimleri gündeme gelebilir.
Sonuç olarak haziran ayı verileri, enflasyonla mücadelede olumlu bir tablo ortaya koymuş
olsa da Merkez Bankası'nın temkinli duruşunu hemen değiştirecek kadar güçlü bir sinyal
üretmiş görünmüyor. Bu nedenle kısa vadede en olası senaryo, politika faizinin korunması;
orta vadede ise ekonomik verilerin seyrine bağlı olarak ölçülü ve dikkatli faiz indirimlerinin
değerlendirilmesi olarak öne çıkıyor. Ekonomi yönetiminin temel önceliği, enflasyonu kalıcı
biçimde düşürürken finansal istikrarı korumak ve vatandaşın alım gücünü yeniden artıracak
sürdürülebilir bir ekonomik zemini oluşturmaktır.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar
Zaferozcivan59@gmail.com