Her Düşündüğün Şey Gerçek Değil

Abone Ol

Canım Kadın,
Zihnin hiç susmadığı oldu mu?

Bir cümleyi saatlerce düşündüğün…
Bir bakışı büyüttüğün…
Bir mesajı defalarca okuyup içinde başka anlamlar aradığın…

“Acaba bana bunu neden dedi?”
“Kesin beni kırmak istedi.”
“Kimse beni gerçekten sevmiyor galiba…”
“Ben hep yanlış anlaşılıyorum…”

Ve sonra bir bakıyorsun…
Ortada sadece bir düşünce vardı ama zihnin onu gerçeğe dönüştürdü.

İşte tam burada çok önemli bir şey devreye giriyor canım kadın:
Metabiliş.

Yani insanın sadece düşünmesi değil, düşündüğünü fark edebilmesi.

Aslında zihnin bir adım geri çekilip kendi kendine bakmasıdır bu.

“Şu an düşündüğüm şey gerçek mi?”
“Yoksa sadece korkum mu konuşuyor?”
“Ben şu an olayı mı yaşıyorum, yoksa zihnimde mi büyütüyorum?”

Bak…
Bu sorular çok küçük görünür ama insanın hayatını değiştirebilir.

Çünkü çoğu insan düşüncelerini sorgulamadan yaşar.
Zihninden geçen her şeyi doğru sanır.

Oysa zihin bazen korkuyla konuşur.
Bazen geçmiş yaralarla…
Bazen çocuklukta duyduğu cümlelerle…
Bazen de sadece yorgunlukla.

Ve insan en çok da kendi zihnine inanırken yorulur.

Özellikle kaygılı insanlar bunu çok iyi bilir.

Bir olay olur…
Ama olay bitse bile zihindeki senaryolar bitmez.

Bir mesaj geç gelir, zihnin terk edilme hikâyesi yazar.
Birinin yüzü düşer, “kesin bana kırıldı” diye düşünürsün.
Sessizlik olur, değersizlik hissedersin.

Halbuki bazen sadece sessizlik vardır.

Ama kaygılı zihin boşluk sevmez.
Boşluğu korkuyla doldurur.

Psikolojide buna “ruminasyon” deniyor.
Yani aynı düşünceleri tekrar tekrar çiğnemek…

Sorun şu ki; zihin düşündükçe çözüm bulduğunu sanır ama çoğu zaman sadece daha çok yorulur.

İşte metabiliş burada bir fren sistemi gibi çalışır.

Yani düşünceyi durdurmaz…
Ama onunla arana mesafe koyar.

Çünkü insanın özgürlüğü, her düşündüğüne inanmayı bıraktığı yerde başlar.

Mesela biri seni eleştirdiğinde hemen:

“Ben yetersizim.” demek yerine,
“Şu an yetersiz hissediyorum.” diyebilmek…

İkisi aynı şey değildir.

Biri kimliğindir.
Diğeri geçici bir duygudur.

Ve bunu fark ettiğin an, zihnin seni yönetmeyi bırakır.

Aslında güçlü insanlar hiç kötü düşünmeyen insanlar değildir canım kadın.
Düşüncelerini fark edip yönetebilen insanlardır.

Çünkü zihin bazen drama sever.
Felaket senaryoları üretir.
Abartır.
Geneller.

Bir kişi gider…
“Kimse kalmaz.” dersin.

Bir hata yaparsın…
“Kendimi mahvettim.” dersin.

Bir tartışma yaşarsın…
“Ben sevilmiyorum.” hissine düşersin.

Oysa gerçek çoğu zaman zihnin anlattığı kadar sert değildir.

Ve bazen insanın en büyük savaşı dışarıyla değil…
Kendi zihniyledir.

Canım kadın…
Sen düşüncelerin değilsin.

Sen; düşünebilen, fark edebilen ve değiştirebilen kişisin.

Bu yüzden her his geldiğinde hemen onun içine düşmek zorunda değilsin.

Bazen sadece durup şunu söylemek bile büyük bir dönüşümdür:

“Şu an zihnim konuşuyor.”

İnan bana, bu cümle bile insanın içindeki fırtınayı yavaşlatabilir.

Mini “Canım Kadın” Egzersizi

Bugün zihnin yorulduğunda bunu dene:

Bir kağıt al ve seni en çok yoran düşünceyi yaz.

Mesela:
“Kimse beni anlamıyor.”

Sonra altına şu üç soruyu yaz:

* Bu düşüncenin yüzde yüz doğru olduğuna emin miyim?
* Şu an korkum mu konuşuyor, gerçek mi?
* Yakın bir arkadaşım böyle hissetse ona ne söylerdim?

Sonra derin bir nefes al.

Ve cümleyi değiştir:

“Kimse beni anlamıyor.” yerine
“Şu an anlaşılmamış hissediyorum.”

Bak ne değişecek…

Çünkü duygu aynı kalsa bile, zihnin üzerindeki yük hafifler.

Canım kadın…
Zihnin bazen seni korumaya çalışırken seni yorabilir.

Çünkü geçmiş acılar, korkular ve kaygılar bazen düşünce kılığına girer.

Ama her düşünce gerçek değildir.
Her korku kehanet değildir.
Ve her his sonsuza kadar sürmez.

Bazen yapman gereken şey; zihnini susturmak değil…
Onu fark etmektir.

Çünkü farkındalık, insanın kendine verdiği en büyük güçtür.

Ve unutma…
Düşünceler gelip geçer.
Ama sen, onların ötesindesin.