Canım Kadın
Bazı çocuklar çok erken büyür.
Daha küçücük yaşta insanların ses tonundan ne hissettiğini anlamayı öğrenirler.
Birinin üzgün olup olmadığını fark ederler.
Ortamdaki gerginliği hissederler.
Kim kırılmış, kim susmuş, kim mutsuz… hemen anlarlar.
Çünkü onlar çocuk gibi değil, sanki küçük bir yetişkin gibi büyümüştür.
Ve çoğu zaman bunun adına “olgunluk” denir.
Ama bazen bu olgunluk değil canım kadın…
Erken yaşta yalnız kalmış bir ruhun hayatta kalma biçimidir.
Çocukken yeterince görülmeyen, duygusal olarak yalnız hisseden insanlar büyüdüklerinde genelde iki şeye dönüşür:
Ya kimseye ihtiyaç duymamayı öğrenirler…
Ya da herkese yetişmeye çalışan insanlara.
İşte o herkesi kurtarmaya çalışan kadınlar var ya…
Sürekli dinleyen…
Sürekli anlayan…
Sürekli toparlayan…
Kendi canı yanarken bile başkalarına iyi gelmeye çalışan…
Çoğu zaman onların içinde yalnız bırakılmış bir çocuk vardır.
Çünkü insan bazen başkalarına verdiği şeyi, zamanında kendisi alamamıştır.
Sevgiyi eksik aldıysa sevgiyi dağıtır.
İlgiyi bulamadıysa herkese ilgi olur.
Kimse onu duymadıysa herkesi dinler.
Ve fark etmeden şöyle bir inanç geliştirir:
“İşe yararsam sevilirim.”
“İnsanlara destek olursam değerli olurum.”
“Ben güçlü olmalıyım.”
Ama bunun çok ağır bir bedeli vardır.
Çünkü sürekli başkalarını iyileştirmeye çalışan insan, bir noktadan sonra kendini unutmaya başlar.
Kendi ihtiyaçlarını erteler.
Yorulduğunu söyleyemez.
Kırıldığını belli edemez.
“Ben de desteğe ihtiyacım var.” demeyi ayıp gibi hisseder.
Ve en acısı ne biliyor musun?
Bir gün gerçekten yardıma ihtiyaç duyduğunda…
İçinde yine o eski yalnızlığı hisseder.
Çünkü çocukluğunda öğrendiği şey şudur:
“Kimse benim yükümü taşımaz.”
İşte bu yüzden bazı kadınlar herkese omuz olur ama kendi ağlayacak omzunu bulamaz.
Psikolojide buna bazen “people pleaser” yani sürekli memnun etmeye çalışan kişilik yapısı deniyor.
Bazı uzmanlar bunun çocuklukta yaşanan duygusal ihmal, koşullu sevgi ya da güvensiz bağlanma biçimleriyle ilişkili olabileceğini söylüyor.
Çocuk, sevgiyi doğal bir hak gibi değil de kazanılması gereken bir şey gibi öğrenince…
Büyüdüğünde kendini sürekli kanıtlamaya çalışıyor.
Ve bu kadınlar dışarıdan çok güçlü görünse bile içlerinde hep aynı korku yaşıyor:
“Ya artık lazım olmazsam?”
“Ya insanlar beni bırakırsa?”
“Ya beni olduğum halimle sevmezlerse?”
Canım kadın…
Senin görevin herkesi kurtarmak değil.
Sen herkesin yarasını sararken kendi yaranı kanatıyorsan…
Bu sevgi değil, tükeniştir.
Çünkü gerçek sevgi insanın kendini yok ederek verdiği şey değildir.
Ve şunu bilmeni isterim:
İnsanlara iyi davranman çok kıymetli.
Empatin çok güzel.
İnceliğin çok özel.
Ama kendini ihmal edecek kadar vermek, sana iyi gelmez.
Bazen en büyük olgunluk;
herkese yetişmek değil, kendine de yetişebilmektir.
Çünkü çocukken yalnız kalan o tarafın artık şunu duymaya ihtiyacı var:
“Artık seni ben bırakmayacağım.”
Mini “Canım Kadın” Egzersizi
Bugün sessiz bir anda kendine şu soruları sor:
* Ben insanlara yardım ederken gerçekten ne hissediyorum?
* Sevilmek için sürekli güçlü olmak zorunda mı hissediyorum?
* Yorulduğumda yardım istemekte neden zorlanıyorum?
* Ben en son ne zaman sadece kendim için bir şey yaptım?
Sonra küçük bir şey yap kendin için.
Kimse için değil.
Görev olduğu için değil.
Sadece sen istediğin için.
Bir kahve iç.
Yürüyüş yap.
Telefonunu kapat.
Dinlen.
Hayır de.
Mesajlara geç cevap ver.
Ve suçluluk hissetmeden şunu söyle:
“Ben de ilgiye, şefkate ve dinlenmeye layığım.”
Canım kadın…
Çocukken yalnız kalan insanlar büyüyünce herkese yuva olmaya çalışır.
Çünkü kimsenin kendi hissettiği yalnızlığı yaşamasını istemezler.
Ama bazen insanın en çok ihtiyacı olan şey, başkalarını kurtarmak değil…
Kendi içindeki küçük kıza sarılmaktır.
Artık herkese yetişmek zorunda değilsin.
Her yarayı sen sarmak zorunda değilsin.
Her yükü taşımak zorunda değilsin.
Çünkü sen sadece veren biri değilsin.
Sen aynı zamanda sevilmeyi, anlaşılmayı ve desteklenmeyi hak eden birisin.
Ve belki de iyileşme, ilk kez kendini de o şefkatin içine dahil ettiğinde başlayacak.