Vahap Munyar’ın köşe yazısında ayrıntılarıyla yer alan süreç, sanayi dünyasında “bir şirket nasıl iflasa sürüklenir?” sorusunu yeniden gündeme taşıdı.
Başkanlık koltuğuna 8’inci günde oturdu
Hitit Seramik’in kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Hızal’ın 5 Eylül 2017’deki vefatının ardından şirket yönetimi hızla aileye geçti. Eşi Sevgi Hızal, henüz yas süreci devam ederken, “ağlama lüksüm yok” diyerek 8’inci günde Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini üstlendi. Kızları Ülker ve Beril Hızal da yönetime dahil edildi. O dönem şirketin finansal açıdan güçlü olduğu, kapasite kullanımının yüzde 100’e yaklaştığı ve ihracatın özellikle Avrupa pazarında büyüdüğü ifade ediliyordu.
AB yaptırımları ve bozulan nakit dengesi
Ancak 2023 sonrası tablo değişti. Avrupa Birliği’nin seramik sektörüne yönelik anti-damping uygulamaları, artan enerji ve hammadde maliyetleriyle birleşince Hitit Seramik’in nakit dengesi bozuldu. İhracatın yaklaşık yüzde 60’ının AB’ye yapılması, şirketi doğrudan etkiledi. Bu süreçte vadeli borçlar büyüdü ve aile, şirketi korumak amacıyla 9 Ekim 2024’te konkordato yoluna gitti.
“Yatırımcı” iddiası ve yönetimden dışlanma
Konkordato süreci, aileye göre işleri toparlamak yerine daha da karmaşık hale getirdi. Uzun yıllardır çalışılan çevreler aracılığıyla şirkete bir “yatırımcı” dahil edildi. Ancak Sevgi Hızal ve kızları, bu yatırımcı formülünün zamanla aile aleyhine bir güç mücadelesine dönüştüğünü öne sürdü.
İddiaya göre, konkordato sürecinde mahkeme onayı olmadan hisse devir sözleşmeleri hazırlandı, tarihsiz belgeler kullanıldı ve aile bireylerine ait şarta bağlı istifa dilekçeleri bilgileri dışında işleme konuldu. Bu adımlarla yönetimde fiili değişiklik yaratılmaya çalışıldı.
Fabrikanın kapıları aileye kapandı
2025’e gelindiğinde şirket içindeki atmosfer tamamen değişti. Sevgi Hızal’ın anlatımına göre muhasebe sistemi yenilendi, dijital altyapıya aile bireylerinin erişimi kesildi ve karar alma mekanizmalarından sistematik biçimde dışlandılar. Uşak’taki fabrikanın kapıları dahi kendilerine kapatıldı.
Aynı dönemde üretimin bilinçli şekilde yavaşlatıldığı, kapasite kullanımının düşürüldüğü ve çalışanlar arasında bölünmeler yaşandığı iddia edildi. 6 Mart 2025’te verilen kesin mühlet, süreci daha da ağırlaştırdı. Yaz aylarında tablo geri dönülmez hale geldi ve 18 Temmuz 2025’te şirkete kayyım atandı.
Üretim durdu, yatırımcı çekildi
Ağustos 2025’te enerji ve hammadde sorunları gerekçe gösterilerek üretim tamamen durduruldu. Bu aşamada sürece “yatırımcı” olarak giren kişinin konkordato planından çekildiği açıklandı. Ancak aileye göre asıl dikkat çekici gelişme, konkordato başlangıcındaki borçların aynı kişi tarafından temlik alınması oldu. Böylece borçların sorumlusu konumundaki isim, iflas masasında en büyük alacaklı haline geldi.
Mahkemeden iflas kararı
Tüm bu gelişmelerin ardından İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi, 27 Kasım 2025’te Hitit Seramik Sanayi ve Ticaret A.Ş. ile Beril Seramik Hammaddeleri Üretim Satış ve Ticaret A.Ş. hakkında iflas kararı verdi.
Sevgi Hızal, fabrikanın fiilen üretim dışı bırakılması, sipariş kayıpları, müşteri portföyünün dağılması ve nitelikli iş gücünün kaybedilmesi nedeniyle oluşan zararın 1,47 milyar liraya ulaştığını belirtti. Zararın, fabrikanın kapalı kalmasıyla her geçen gün arttığını vurguladı.
Hitit Seramik dosyası; aile şirketlerinde yönetim devri, konkordato süreçlerinin kötüye kullanımı ve yatırımcı adı altında kurulan güç dengeleri açısından ibretlik bir örnek olarak görülüyor. Aile, iflas kararının ve tüm hukuki işlemlerin titizlikle incelenmesi gerektiğini savunurken, yaşananlar Türk sanayisinde uzun süre tartışılacak bir çöküş hikâyesi olarak kayıtlara geçti.