İlkokul mezuniyetine kırmızı halı serdik

Abone Ol

İlkokul mezuniyeti yaklaşırken bizim evde kırmızı halı serildi resmen. Çünkü ortada bir “mezuniyet kıyafeti seçimi” değil, Paris Moda Haftası seviyesinde bir operasyon vardı. Başrolde de kızım Rüya.
Ben klasik anne kafasıyla başladım: “Bir elbise alırız, güzel bir ayakkabı, tamam.” Rüya bana şöyle bir baktı… O bakışta şunu hissettim: “Anneciğim sen olayı hiç anlamamışsın.”
Meğer hanımefendi “özel dikim” istiyormuş. İlkokul mezuniyeti için. Ben kendi mezuniyetimde saçımı annemin maşasıyla yakıp gitmiş insanım. Çocuk ise kumaş seçiyor. Kalıp konuşuyor. “Omuz detayı sade olsun ama etek hareket alsın.” diyor. Ben hayatımda bu kadar kararlı bir moda direktörü görmedim.
Ve burada çok önemli bir teşekkür açmam lazım; Çocuk modasının kalp atış ritmini resmen belirleyen sevgili Sevgi Dağlı’ya sonsuz teşekkürler.
Rüya’nın hayalindeki elbiseyi öyle güzel anladı ki… Ben prova boyunca bazen kızımı değil, minik bir couture müşterisini izliyor gibi hissettim. Sevgi Dağlı’nın Rüya için büyük bir şans olduğunu düşünüyorum. Çünkü bazı insanlar sadece kıyafet dikmiyor; çocukların hayallerine de şekil veriyor.
İşin en tatlı kısmıysa, Rüya şimdiden kararını verdi. Seneye Sevgi Dağlı’nın açacağı dikiş okulunun öğrencisi olacakmış.
Evet evet… Ben daha matematik ödevlerinin peşindeyim, çocuk moda kariyer planını yaptı bile.
Ama açık söyleyeyim, hiç şaşırmadım. Çünkü Sevgi Dağlı'nın okulundan yepyeni moda ikonları çıkacağına eminim. Sevgi Dağlı’nın yetiştireceği öğrenciler gerçekten çok şanslı olacak. Düşünsenize… Bir çocuk kendi hayalini çizmeyi, üretmeyi, tasarlamayı öğreniyor. Bence bu sadece dikiş kursu değil; özgüven kursu.
Ama beni en çok etkileyen şey kıyafet değildi. Rüya’nın kendine bakışıydı.
Bakıyorum etrafına… Kız çocuklarının daha bu yaşta birbirini süzdüğü, kıyasladığı, “onunki daha güzel olmuş” cümlelerinin havada uçuştuğu bir dönem. Ama benim kızım öyle değil. Arkadaşının elbisesini görünce göz devirmiyor. “Kimin saçı daha güzel?” yarışına girmiyor. Birini küçültüp kendini büyütmeye çalışmıyor.
Kendi gibi olmayı seviyor.
İnanın bugünlerde bir anne için bundan daha büyük gurur yok.
Çünkü bazı çocuklar alkış almak için hazırlanıyor, bazılarıysa sadece mutlu olmak için. Rüya ikinci grupta.
Ve galiba beni en çok şaşırtan şey şu oldu, ben ona özgüven öğretmeye çalışırken, o bana özgüvenin ne kadar doğal bir şey olduğunu göstermiş.
Ben hala “Acaba fazla mı iddialı olur?” diye düşünürken çocuk aynanın karşısında dönüp: “Anne bu tam benim gibi oldu.” diyor.
Bitti. O cümleden sonra insanın içinden sadece şunu demek geliyor: “Buyurun, ben burada sadece biyolojik destek sağlamışım.”
Bir ara onu prova sırasında izlerken duygulandım. Sonra hemen toparlandım tabii. Çünkü ağlarsam Rüya’nın bana bakıp: “Anne makyajın akıyor.” deme ihtimali çok yüksek.
Kız çocukları büyürken insanın kalbine tuhaf şeyler oluyor. Bir yandan “Daha dün çorabını ben giydiriyordum” diyorsun… Bir yandan da karşında kendi kararlarını veren küçük bir kadın duruyor.
Ve ben şunu fark ettim, çocuk büyütmek biraz da sürekli şaşırmakmış.
Hele kızın Rüya gibi, kendini seven, kimseyle yarışmayan, ışığını başkasının ışığını söndürmeden parlatabilen bir çocuksa… O şaşkınlık insanın kalbini çok güzel bir yerden yakalıyormuş.
Ve sanırım bu yıl bana gelen en güzel Anneler Günü hediyesi;
Kendini seven, kimseyle yarışmayan, hayal kuran, üretmek isteyen ve ışığını başkalarının ışığını söndürmeden parlatabilen bir kız çocuğunu izlemek oldu.
Meğer bir annenin alabileceği en büyük hediye, çocuğunun karakteriymiş.