İnsan Dokununca İyileşir

Abone Ol

Bugün “Sarılma Günü” diyelim… Resmî bir takvim günü olmayabilir ama insan ruhunun takviminde çoktan yerini almış bir hakikat bu. Çünkü ben şuna inanıyorum: İnsan bazen konuşarak değil, dokunarak iyileşir. Ve sarılmak, kelimelerin bittiği yerde başlayan en sade terapidir.
Bir köşe yazarı olarak değil sadece; hayatı gözlemleyen bir insan olarak söylüyorum: İnsanlar artık birbirine uzak değil sadece, birbirine “temassız”.
Sarılmanın Psikolojik Gerçeği
Sarılmak basit bir hareket gibi görünür ama beynin içinde büyük bir kimyasal devrim başlatır. Yapılan araştırmalar gösteriyor ki sarılma sırasında vücut oksitosin salgılar. Bu hormon; güven, bağlanma ve sakinlik hissini artırır.
Aynı zamanda stres hormonu olan kortizol düşer. Nabız yavaşlar. Sinir sistemi “tehdit yok” mesajı alır.
Yani aslında birine sarıldığında kelimeyle değil beden dilinle şunu dersin : “Güvendesin” Bu yüzden sarılmak, bir tür biyolojik yeniden düzenlemedir.
Sosyolojik Bir Gerçek: Dokunmayan Toplumlar
Modern toplumların en büyük problemi yalnızlık değil; “temassızlık”.
Artık insanlar mesajlaşıyor ama hissedemiyor.
Konuşuyor ama dokunmuyor.
Kalabalıkta yaşıyor ama yalnız hissediyor.
Ben bunu şöyle okuyorum: Toplum fiziksel olarak yakınlaştı ama duygusal olarak uzaklaştı.
Sarılma burada basit bir jest değil, bir sosyal bağ onarımıdır.
İki insan arasında “ben seni görüyorum” demenin en ilkel ama en güçlü hali.
Herkese Sarılmak Gerekir mi?
Burada durmamız gerekiyor.
Hayır. Herkese sarılmak gerekmez. Çünkü sarılmak sadece sevgi değil, aynı zamanda enerji alışverişidir.
Herkesin enerjisi aynı değildir.
Herkes aynı niyetle yaklaşmaz.
Herkes aynı duygusal alanı taşımaz.
Bu yüzden bilinçli olmak gerekir. Ayrıca sınır koymak sevgisizlik değildir.
Aksine, sağlıklı sevgidir. Kime sarıldığını bilmek, kendine saygıdır. “Hayır” diyebilmek de bir ruhsal korunma refleksidir.
Enerjisel Koruma: Kendini Kaybetmeden Yakınlaşmak
Sarılmanın şifası kadar, aşırısının yorgunluğu da vardır. Özellikle duygusal olarak hassas dönemlerde insan, başkalarının yükünü fark etmeden üstlenebilir.
Bu yüzden birkaç içsel ilke önemli: İçinde huzur hissetmediğin bir teması zorlamama. Sarılmayı bir “onay alma” aracına çevirmeme. Bedeninin “evet” dediği temasları fark etme
Enerji dediğimiz şey aslında çok basit: Bir şey sana iyi geliyor mu, gelmiyor mu? Bu kadar sade.
Sarılmanın Şifa Etkisi: İnsan Neden İyileşir?
İstatistiksel olarak bakıldığında düzenli fiziksel temasın: Stres seviyesini düşürdüğü, bağışıklık sistemini güçlendirdiği, depresyon riskini azalttığı, uyku kalitesini artırdığı gözlemlenmiştir.
Ama ben meseleye sadece sayı olarak bakmıyorum. Ben şunu görüyorum: Sarılınca insan “ben yalnız değilim” hissini yeniden hatırlıyor. Ve insanı iyileştiren şey çoğu zaman ilaç değil, bu hatırlayış.
Sarılamıyorsan Ne Yapacaksın?
Bazen kimse yoktur.
Bazen kalabalık vardır ama temas yoktur.
Bazen insan sadece kendiyle kalır.
İşte o anlar için çok basit ama çok derin bir şey söyleyeceğim: Kendine sarıl. Evet, fiziksel olarak.
Kollarını göğsüne koy.
Gözlerini kapat.
Nefes al.
Ve şunu hisset:“Ben buradayım.”
Bu bir zayıflık değil.
Bu bir yeniden köklenmedir.
Son Söz: Sarılmak Bir Lüks Değil, Bir İhtiyaç
Bugün Sarılma Günü diyorsak, aslında şunu kabul ediyoruz: İnsan temasla var olur.
Ama her temas doğru değildir.
Her sarılma şifa değildir.
Her yakınlık sağlıklı değildir.
Bu yüzden bilinçli ol.
Seçerek sarıl.
Hissederek sarıl.
Gerektiğinde sarılma.
Ama mümkünse sevdiğin birine sarıl.
Çünkü bazen bir sarılma, bir terapi kadar derin çalışır.
Ve eğer bugün kimse yoksa…
Bir ağaca sarıl.
Ayakta dur.
Göğsünü hisset.
Toprağa köklen.
Ve içinden şunu söyle: “Ben buradayım. Ve hayattayım.”
Çünkü en büyük şifa bazen şudur: Kendine geri dönmek.