İRAN SAVAŞI VE AVRUPA’DA RESESYON KAYGISI

Abone Ol

2026 yılının ilk yarısı, küresel ekonomi açısından yeni bir kırılma anına işaret ediyor. ABD ve
İsrail öncülüğündeki askeri operasyonlarla başlayan İran savaşı, sadece Orta Doğu’nun
jeopolitik dengelerini değil, Avrupa’nın ekonomik kırılganlıklarını da yeniden gün yüzüne
çıkardı. Özellikle enerji arzı üzerindeki şok etkisi, Avrupa ekonomilerinde “resesyon başladı
mı?” sorusunu artık teorik bir tartışma olmaktan çıkarıp somut bir risk haline getirdi.
Bugün Avrupa’nın karşı karşıya olduğu tabloyu anlamak için üç temel dinamiğe bakmak
gerekiyor: enerji krizi, enflasyon baskısı ve büyüme kaybı. Bu üçlü, kıtanın ekonomik
geleceğini belirleyecek ana ekseni oluşturuyor.
ENERJİ ŞOKU: KRİZİN MERKEZİNDE HÜRMÜZ BOĞAZI
İran savaşının Avrupa ekonomileri üzerindeki etkisinin merkezinde enerji arzı yer alıyor.
Hürmüz Boğazı’nda yaşanan kesintiler, dünya petrol ticaretinin yaklaşık %20’sini sekteye
uğrattı ve bu durum küresel enerji piyasalarında ciddi dalgalanmalara neden oldu.
Uluslararası Enerji Ajansı’na göre bu kriz, modern tarihin en büyük enerji arz şoklarından biri
olarak değerlendiriliyor. Avrupa ise bu şoktan en fazla etkilenen bölgelerden biri. Çünkü kıta,
enerji ihtiyacının büyük bölümünü ithalat yoluyla karşılıyor.
Doğal gaz fiyatlarının hızla yükselmesi, özellikle Almanya, İtalya ve Hollanda gibi sanayi
ağırlıklı ekonomilerde üretim maliyetlerini dramatik biçimde artırdı. Kimya, çelik ve otomotiv
gibi enerji yoğun sektörlerde maliyet artışları %30’lara kadar ulaşırken, bazı tesislerde üretim
kısıtlamaları gündeme geldi.
Bu tablo, Avrupa’nın 2022’de Rusya-Ukrayna savaşıyla yaşadığı enerji krizinin adeta ikinci
perdesi olarak görülüyor.
BÜYÜMEDE SERT YAVAŞLAMA: ALMANYA ALARM VERİYOR
Avrupa ekonomisinin lokomotifi olan Almanya’dan gelen veriler, durumun ciddiyetini ortaya
koyuyor. Alman hükümeti, 2026 yılı büyüme tahminini %1’den %0,5’e düşürdü.
Daha da dikkat çekici olan ise resesyon ihtimalindeki hızlı artış. Ekonomik araştırma
enstitülerine göre Almanya’da 2026’nın ikinci çeyreği için resesyon olasılığı %11’den %33,5’e
yükseldi.
Bu gelişme, sadece Almanya için değil tüm Avrupa için kritik. Çünkü Almanya’nın ihracat
odaklı yapısı, kıta genelindeki ekonomik aktivitenin yönünü belirliyor. Alman ekonomisindeki
zayıflama, tedarik zincirleri ve ticaret kanalları üzerinden diğer Avrupa ülkelerine de hızla
yayılıyor.
Ayrıca Almanya Merkez Bankası (Bundesbank), savaşın etkisiyle tüketici güveninin düştüğünü
ve iç talebin zayıfladığını açıkça ifade ediyor. Bu da ekonomik daralmanın sadece dış
şoklardan değil, iç dinamiklerden de beslendiğini gösteriyor.

ENFLASYON BASKISI VE FAİZ İKİLEMİ
Enerji fiyatlarındaki artış, Avrupa’da enflasyonun yeniden yükselişe geçmesine neden oldu.
Euro Bölgesi’nde enflasyonun 2026’da %2,6 seviyesine çıkması bekleniyor.
Bu durum, Avrupa Merkez Bankası’nı zor bir ikilemle karşı karşıya bırakıyor:
 Enflasyonu kontrol altına almak için faiz artırmak
 Ancak faiz artışlarının büyümeyi daha da baskılayacağı gerçeği
Nitekim Avrupa Komisyonu yetkilileri, İran savaşının “stagflasyon” riskini artırdığını açıkça
dile getiriyor. Stagflasyon; düşük büyüme, yüksek enflasyon ve artan işsizlik
kombinasyonuyla ekonomik politika yapıcılar için en zor senaryolardan biri olarak kabul
ediliyor.
SANAYİDE DARALMA VE REKABET GÜCÜ SORUNU
Artan enerji maliyetleri, Avrupa sanayisinin küresel rekabet gücünü de zayıflatıyor. Özellikle
Çin ve ABD ile rekabet eden sektörlerde maliyet dezavantajı belirgin hale gelmiş durumda.
Bazı şirketler üretimlerini daha düşük maliyetli bölgelere kaydırmayı değerlendirirken, bu
durum Avrupa’da “sanayisizleşme” tartışmalarını yeniden alevlendirdi.
Özellikle Almanya’da enerji yoğun sektörlerde üretim düşüşü ihtimali, istihdam piyasası
açısından da risk oluşturuyor. Bu durum, ekonomik daralmanın sosyal boyutunu da
güçlendiriyor.
RESESYON BAŞLADI MI, YOKSA KAPIDA MI?
Bu noktada kritik soruya geri dönelim: Avrupa’da resesyon başladı mı?
Teknik olarak henüz tüm Avrupa için net bir resesyon ilanı yapılmış değil. Ancak mevcut
göstergeler üç önemli gerçeğe işaret ediyor:
1. Büyüme ciddi şekilde yavaşladı
2. Resesyon ihtimali hızla yükseliyor
3. Ekonomik riskler aşağı yönlü yoğunlaşıyor
Ekonomistler, özellikle enerji krizinin yaz aylarına kadar sürmesi halinde Avrupa’nın büyük
ekonomilerinin “teknik resesyona” girebileceğini belirtiyor.
Yani Avrupa şu anda resesyonun eşiğinde bulunuyor. Sürecin resmiyete dökülmesi ise büyük
ölçüde enerji fiyatlarının seyrine ve savaşın süresine bağlı.
GELECEK SENARYOLARI: ÜÇ OLASI YOL
Önümüzdeki döneme ilişkin üç temel senaryo öne çıkıyor:

1. Kısa Süreli Kriz Senaryosu
Savaşın kısa sürede sona ermesi durumunda enerji fiyatları gerileyebilir ve Avrupa ekonomisi
sınırlı hasarla yoluna devam edebilir.
2. Orta Vadeli Durgunluk Senaryosu
Enerji fiyatlarının yüksek kalması durumunda büyüme düşük seyredecek, ancak derin bir
resesyon yaşanmayacaktır.
3. Derin Resesyon Senaryosu
Hürmüz Boğazı’ndaki kesintilerin devam etmesi ve enerji arzının kalıcı biçimde daralması
halinde Avrupa ekonomisi ciddi bir daralmaya girebilir.
SONUÇ: KIRILGAN BİR AVRUPA EKONOMİSİ
İran savaşı, Avrupa ekonomilerinin yapısal zayıflıklarını bir kez daha ortaya çıkardı. Enerjiye
dış bağımlılık, sanayi maliyetlerinin yüksekliği ve sınırlı mali manevra alanı, krizin etkilerini
derinleştiriyor.
Bugün itibarıyla Avrupa’da resesyon teknik olarak başlamış sayılmasa da ekonomik
göstergeler kıtanın bu sürece hızla yaklaştığını gösteriyor. Daha da önemlisi, bu kriz yalnızca
geçici bir dalgalanma değil; Avrupa’nın enerji politikası, sanayi stratejisi ve ekonomik modeli
açısından köklü dönüşümleri zorunlu kılan bir kırılma noktası olabilir.
Kısacası, Avrupa için asıl soru artık “resesyon başladı mı?” değil; “bu kriz ne kadar
derinleşecek ve Avrupa buna nasıl yanıt verecek?” sorusudur.
Kaynak: Euronews