Iron Maiden'ın davulcusu ona hayran kaldı

Müzisyen Batu Mutlugil Kerim Çaplı'yı anlatmaya devam ediyor

Abone Ol
Lütfü Dağtaş-İlk rastladığımda benim oğlum çok ufak, Mazhar'ların bir konserine gidiyorduk işte. Özkan benimle çalıyordu eskiden. Kerim, onlarla temas ediyordu. Ara sıra onlara davul çaldığını biliyordum ben. O gece işte Özkan çağırdı, gel bizi dinle, falan. Hiç unutmam, Budak Sineması Caddebostan'da sanıyorum... Yıl daha, Batuhan 5 yaşında olduğuna göre, 79 – 80; bu ikisinden biri... Kapıda bir baktım Kerim'le karşılaştık. Kerim, 'şey' filan dedi bana, 'Ne tesadüf. Bak Batu, seni burada görmek ne güzel! Müzik yapalım falan filan...' Sen, dedim; ne bekliyorsun burada? 'Ya, bilet alacağım,' dedi. Nasıl, dedim; ya bilet alacaksın sen, dedim; bu konserde çalıyorsun... 'Yaa doğru ya, evet çalıyorum,' dedi ve ben herifi kulisten soktum içeriye yani. Kesinlikle unutmuş, kesinlikle!..
    
Ondan sonra biz yine uzun zaman kaybettik birbirimizi. Sonra ben Orhan Atasoy'la beraber (o da benim çok eski arkadaşım) çalıyordum. Sonradan duydum; Kerim'le beraber bazı çalışmalar yapıyorlar falan ve nihayet Kerim'i tam manasıyla gördüğüm zaman zannediyorum 88'di... Ama ben Kerim'i bitmiş gördüm yani. Hakikaten bir çalışma yapacağız felan, adam unutuyor, gelmiyor. İşte paraya ihtiyacı var, bir iş bulmak istiyor, bir iş buluyoruz, oraya gitmiyor... Bir gün sanırım Orhan'la kavga etmişler, aradı beni 'Ya Batu, gel beni kurtar bu olaydan,' falan diye... Sonra da biz Yavuz'la Blue Blues Band'i kurduk. Aradan bir zaman geçti, biz grubu üç kişi kurmuştuk; Ben, Yavuz, Sunay. Ondan sonra Kerim de uzun bir müddet bizimle çalmaya başladı. Herif her yerden isteniyor, geçmişini bilen biliyor. Çok kabiliyetli ama grupta anlaşıldı ki Kerim ile anlaşmak göründüğü gibi kolay değil... Kerim'e bakabilen bir arkadaş lazımdı. Ona bakmak lazımdı. Yani, hani yolunu kaybetti, yolu göstermek, banyo yapmayı unuttu, banyo yaptırmak... Yap! demek yetmiyordu ona yani adamla beraber banyo yapman gerekiyor; yani bu vaziyette ve bütün müzik piyasası Kerim'in bu durumunu biliyor. Bir müddet hastanede falan da yattı tedavi amaçlı. İki kere Orhan'la kaçırdık hastaneden onu. Adam yapamıyordu orada, 'İntihar edeceğim' falan dedi. Sonra Yavuz'a koydular aynı teşhisi yani Depresif Şizofrenik Paranoya, diye. Anladık ki biz, bunun gerçek bir tedavisi yok!
    
İşte sonra sağda solda, işte otellerde kalıyor, bilmem nerelerde kalıyor. Bakımsız işte. Bir de yapısı mapısı zayıf olduğu için otellerde son derece kötü davranıyorlardı... Birkaç kere bunun gitarını alıkoymuşlar parasını ödeyemedi falan, diye. Gittim, birkaç kere onu otellerden çıkardık böyle kavgalar ederek otelcilerle... Hırlı gürlü olarak Kerim'i kurtardım ben. Sonradan oturdum ben, Kerim'e dedim; yani bizimle düzgün çalıyorsun, sürekli çalıyorsun başka yerle de anlaşamıyorsun arkadaş! Yani tamam biz de sana otelinin parasını ödeyelim, çaldığın zaman çaldığının ücretini ödeyelim ama bir proje yapamayacağımızı anladık yani... Çünkü bir ara Yavuz'la karar vermiştik bir Blue Blues Band albümü yapalım, diye. Kerim bize katıldığında grup doruğa ermişti yani, çünkü dört vokal yani zaten Blue Blues Band 14 senelik, 14 sene beraber çaldık. Biz davulcuya, diyorduk; repertuar bu, git çalış gel! diye ama Kerim gelince, repertuar 100 parçalık bir repertuar haline geldi. Yavuz'un ölümünden sonra Karpuz olarak devam ettik. Özellikle Kerim, o seneden sonra dükkanımdan hiç ayrılmadı yani sürekli benimle çalıyor... Onun dışında bir sürü söz verdiği insan oluyor, şunu yaparım bunu yaparım, diye. Bir kaset yaptığı söyleniyor, rivayeti var.
    
Sonra Iron Maiden geldi İstanbul'a. Bizim kulübe de geldi. Bizde Queen çalıyorduk beraber. Kerim, hem söylüyor hem çalıyor. Davulcuları var; Nick, süper bir herif... Dayanamadı geldi, 'Yaa, ben de çalayım falan ama...' dedi, 'Davulcunuz süper bir adam!' Dedim, önemli değil, sen davul çal; bizim davulcumuz her şeyi çalar! Ondan sonra ben bas geçtim, Kerim gitarı aldı, o da davulda. Herif dayanamadı ve ertesi gün de geldi, tekrar yani. Çaldı falan. Menajerleri kızdı bayağı yani. Resimlerimiz var, hala durur Mojo'da. Daha sonra Tony Jones vardır basta, inanılmaz bir herif. Geldiğinde Kerim'e teslim oldu, ruhunu teslim etti yani. Beraber grup yapalım, felan dedi. Kerim'in cevabı: 'Yok, biz böyle iyiyiz!'
    
Tarık Sezer: Piyano konusunda yalan söylüyor. Çalıyor... Çalıyor yani. Ama davul ve gitarı daha çok tercih ediyor. Çok kabiliyetli bir adamdır, inanamazsınız. Duysun, otursun çalsın yani. Biz oturur notalar yazardık, o dinlerdi, çalardı falan filan... O bir kere dinlerdi ve sonra çalardı. Allah vergisi bir şey. Yani aslında süper çocuk olabilecek bir adammış. Absolut kulaklı, evet absolut kulaklı, hakikaten öyle yani bir kere dinlemesi yeter bir parçayı. Ne çalacaksak hiç fark etmez yani...
    
Cengiz Özdemir: Bir konsere gitmiştik, Şan Tiyatrosu yanmadan evvel, MFÖ konseri. Konserin ilk bölümü çıktı bunlar işte paldır küldür, zımbır zımbır... Sonra bir baktık kenardan da böyle sünepe bir herif geldi sahneye. Bit kadar bir şey... Bu ne ya, olduk böyle... Herif bir geçti keyboard'a, ciddi çalıyor ya, sıkı çalıyor. Sonra bir baktım orada bir gitar duruyor, yanında anfi, çalan yok. Neyse bu birkaç parça keyboard çaldı, solo felan attı; sonra o gitarı aldı eline, zaten gitarı bir aldı, salon yıkıldı yani yıkıldı... Parçanın ortasına bir gitar solo çaktı herif, çok fenaydı yani... Ters çevirdi! Öyle söyleyeyim yani...
    
Ayrıca herif sahnede oturuyor davula. Tamam, ne çalacağız? Şunu çalacağız, dediğiniz andan itibaren çat çat giriyor; girdiği andan itibaren bir kafayı kapatıyor, böyle kendine çalıyor yani. Ben de çalıyorum, Orhan da çalıyor, o da çalıyor ama herif kendine çalıyor; kimseyi dinlediği falan yok. O parçayı ezbere almış kendine, böyle bir kilitleniyor, öyle çalıyor yani...
    
Volkan Şanda: Kerim'i herhalde bir 15 - 16 yıldır tanıyorum. Yani çok büyük bir samimiyetim yok ama müzisyen, müzik camiasında olduğumuz için herkesten ayrı ayrı gruplarda duyuyorum. Dinledim de birkaç kere. Gerçekten her şeyi çok güzel çalıyor. Çok kabiliyetli olduğu kesin. Fakat kabiliyetini doğru kullanamamış adamlardan bir tanesi...
    
*
    
İşte değerli okur; hemşehrimiz Kerim Çaplı'yı da böylelikle anmış olduk. İyi ki İstanbul'da, Mojo'nun kapısından girmişim içeriye!