KALBİN YUVA İSTERKEN NEDEN TAM KAPIYA GELİNCE GERİ ÇEKİLİYORSUN?

Abone Ol

Canım Kadın,

Bazen insan hayatında en çok istediği şeye yaklaşırken neden birdenbire uzaklaşmaya başladığını anlayamaz.

Yalnızlıktan yorulmuştur. Sevilmek, güvenmek, yanında kendisi olabileceği bir ilişki yaşamak ister.

Ama biri gerçekten yaklaşınca...

Bir şey değişir.

Birden kusurları görünür olmaya başlar.

“Acaba gerçekten doğru insan mı?”
“Ya sonra değişirse?”
“Ya ona güvenirsem ve beni yarı yolda bırakırsa?”
“Ya ilişki ciddileşince kendimi kaybedersem?”

Ve bazen daha da ilginci olur.

Sana iyi gelebilecek, güven veren biri geldiğinde içinden bir ses “Bir şey eksik” derken; duygusal olarak ulaşılması zor, belirsiz veya seni sürekli bekleten birine karşı çok daha yoğun bir çekim hissedebilirsin.

Sonra kendine sorarsın:

“Ben neden hep böyle insanları seçiyorum?”

Belki mesele ne istediğini bilmemen değildir.

Belki zihnin, tanıdık olanı güvenli olanla karıştırıyordur.

Canım Kadın,

İnsan beyni yalnızca güzel ve güvenli olanı aramaz; tanıdık olanı da daha kolay işler.

Çocuklukta sevgi ile mesafe, ilgi ile eleştiri, yakınlık ile güvensizlik bir arada yaşandıysa, yetişkinlikte bir ilişkiye yalnızca bugünkü insanla girmezsin. Geçmişte öğrendiğin ilişki şemaları da seninle birlikte gelir.

“Yakınlaşırsam incinirim.”
“Birine güvenirsem kaybederim.”
“Sevilmek için kendimden vazgeçmeliyim.”
“İnsanlar sonunda gider.”
“İlişki özgürlüğümü elimden alır.”

Bu inançların hepsini bilinçli olarak seçmiş olmayabilirsin. Bazıları tekrar eden deneyimlerle otomatikleşmiş olabilir.

Ve tam da bu yüzden güvenli bir ilişki ilk anda sana çok tanıdık gelmeyebilir.

Çünkü önemli bir gerçek var:

Tanıdık olan her şey güvenli değildir. Güvenli olan her şey de ilk anda tanıdık hissettirmeyebilir.

Belirsizlik de burada devreye girer.

Biri sana sürekli yaklaşıp uzaklaşıyorsa, “Arayacak mı?”, “Beni gerçekten istiyor mu?”, “Neden sustu?” gibi sorular zihnini sürekli meşgul edebilir.

Bu yoğunluk bazen aşk gibi hissedilir.

Oysa yoğunluk her zaman sevgi değildir.

Bazen yalnızca belirsizliğin yarattığı uyarılmadır.

Bu yüzden kendine şu soruyu sorman çok değerlidir:

“Ben bu kişiyi mi istiyorum, yoksa onun bana kendimi hissettirdiği duyguyu mu?”

Çünkü bazen insan kişiyi değil, onun peşinden koşarken yaşadığı yoğunluğu seçer.

Canım Kadın,

Bir de ilişkinin gerçek anlamda yakınlaşmaya başladığı an vardır.

Flört etmek kolaydır.

Hayal kurmak kolaydır.

Ama gerçek yakınlık; görünür olmayı, ihtiyaçlarını söylemeyi, sınırlarını göstermeyi ve bir başkasının seni gerçekten tanımasına izin vermeyi gerektirir.

Eğer geçmişte yakınlık incinmekle eşleştiyse, beynin yakınlığı aynı zamanda bir risk olarak değerlendirebilir.

Bu yüzden bazen sorun sevgi bulamamak değildir.

Sevgi geldiğinde onun içinde güvende kalmayı öğrenememiş olmaktır.

Ama bu bir kader değildir.

Beyin öğrenmeye ve deneyimlerle kendini yeniden düzenlemeye devam eder. Sağlıklı bir ilişkide tekrar tekrar “İhtiyacımı söyledim ve terk edilmedim”, “Hayır dedim ve cezalandırılmadım”, “Kendim oldum ve küçümsenmedim”, “Yakınlaştım ama özgürlüğümü kaybetmedim” deneyimlerini yaşamak, geçmişteki tehdit beklentilerinin yeniden değerlendirilmesine yardımcı olabilir.

Gerçek dönüşüm, kendini zorla bir ilişkiye sokmak değildir.

İlişkiden sonsuza kadar kaçmak da değildir.

Yakınlığı güvenle deneyimlemeyi öğrenmektir.

KÜÇÜK BİR EGZERSİZ: BEN GERÇEKTEN KİMDEN KAÇIYORUM?

Bugün geçmişinde seni güçlü biçimde etkileyen üç kişiyi düşün.

İsimlerini yazmana gerek yok. Sadece ortak özelliklerini yaz.

Sonra kendine şunları sor:

“Bu insanların ortak özelliği neydi?”
“Onların yanında kendimi nasıl hissediyordum?”
“Sevilmek için kendimden vazgeçiyor muydum?”
“Belirsizlik beni daha çok bağlıyor muydu?”
“Ulaşılması zor olan insanlara karşı daha yoğun mu hissediyordum?”

Ardından hayatında gerçekten güven veren bir insanın özelliklerini yaz:

Tutarlılık.
Saygı.
Açık iletişim.
Duygusal erişilebilirlik.
Sınırlarına saygı.
Söz ve davranışın uyumu.
Kendin olabilme özgürlüğü.

Sonra kendine tek bir soru sor:

“Ben aşkı tarif ederken yoğunluğu mu, yoksa güveni mi arıyorum?”

Bu sorunun cevabı sana ilişkilerin hakkında düşündüğünden çok daha fazlasını gösterebilir.

Ve elini kalbinin üzerine koyup şunu söyle:

“Ben artık tanıdık olanla güvenli olanı birbirinden ayırmayı öğreniyorum.”

“Yakınlık benim özgürlüğümün düşmanı olmak zorunda değil.”

“Sevilmek için kendimden vazgeçmek zorunda değilim.”

Canım Kadın,

Belki yıllardır “Doğru insan karşıma çıkmadı.” diyorsun.

Belki gerçekten çıkmadı.

Ama belki de artık kendine başka bir soru sorma zamanı:

“Doğru ilişki karşıma çıktığında, ben onun içinde kendim olarak kalabilecek miyim?”

Çünkü gerçek yuva, kendini kaybettiğin yer değildir.

Kendin olarak kalabildiğin yerdir.

Canım Kadın, kalbinin yuva istemesi çok doğal. Ama yuva; korkudan kaçıp sığındığın, kendinden vazgeçtiğin veya sevilebilmek için küçüldüğün yer değildir. Yuva, hem sevildiğin hem sınırlarının korunduğu, hem bağ kurduğun hem de kendin olarak kalabildiğin yerdir. Geçmişte öğrendiğin ilişki biçimleri bugününü etkileyebilir ama geleceğini belirlemek zorunda değildir. Fark ettiğin her örüntü, önünde yeni bir seçim alanı açar. Belki artık mesele “Beni kim sevecek?” değildir. Mesele, “Ben sevginin içinde kendimi kaybetmeden nasıl kalacağım?” sorusudur.

Bugün bu yazıyı ihtiyacı olan ya da sevdiğin, değer verdiğin bir kadına gönder. Belki onun da ihtiyacı olan şey, kendisinde bir sorun olmadığını ve sevgiyle güveni aynı yerde yeniden öğrenebileceğini hatırlamaktır.