Canım Kadın…
Bazen kendimize çok acımasız davranıyoruz.
“Ben neden böyle hissediyorum?”
“Neden sürekli aynı hataları yapıyorum?”
“Neden bir gün çok güçlü hissederken ertesi gün her şeyden kaçmak istiyorum?” diye düşünüyoruz.
Sonra da bütün bunları karakterimiz sanıyoruz.
Oysa çoğu zaman mesele sadece “kişilik” değil.
Bedenimizin içinde sessizce çalışan sistemler, hormonlar, sinir sistemi, uyku düzeni, stres seviyesi… Hepsi ruh halimizi, kararlarımızı ve hatta insanlara verdiğimiz tepkileri etkiliyor.
Yani bazen “ben buyum” dediğin şey…
Aslında yorgun bir sinir sistemi olabilir.
Çünkü insan sadece düşüncelerinden oluşmaz.
İnsan; beden, zihin, duygu ve biyolojinin birlikte çalışan bir bütünüdür.
Nörobilim araştırmaları gösteriyor ki; beynimiz, hormonlarımızla sürekli iletişim hâlindedir. Dopamin motivasyonumuzu ve ödül algımızı etkiler. Serotonin ruh halimizi dengeler. Kortizol stres anlarında devreye girer. Oksitosin bağ kurma ve güven hissini destekler. Melatonin ise uyku ritmimizi düzenler.
Yani sen bazen sebepsiz yere mutsuz olduğunu sanarken, aslında bedenin alarm veriyor olabilir.
Uykusuzluk, yoğun stres, bastırılmış duygular, sürekli tetikte yaşamak… Bunların hepsi beynin kimyasını etkiler.
Mesela uzun süre stres altında kalan bir insanın bedeni sürekli “tehlike var” modunda yaşamaya başlar. Kortizol yükselir. Beyin hayatta kalmaya odaklanır. Böyle zamanlarda insan daha alıngan, daha kaygılı, daha öfkeli ya da daha kararsız olabilir.
Ve en acısı ne biliyor musun?
Kadınlar çoğu zaman hormonal, duygusal ve zihinsel yüklerini “kişilik kusuru” sanıyor.
Çabuk yoruluyorsun diye kendine kızıyorsun.
Dinlenmek istediğinde kendini suçluyorsun.
Bazen insanlardan uzaklaşmak istediğinde “soğuk biri oldum” sanıyorsun.
Hayır Canım Kadın…
Belki de bedenin sadece senden biraz şefkat istiyordur.
Çünkü modern hayat bize hep güçlü görünmeyi öğretti.
Ama beden bastırılan hiçbir şeyi sonsuza kadar taşıyamaz.
Sürekli güçlü olmaya çalışan kadınların içinde çoğu zaman sessiz bir tükenmişlik yaşar.
Ve o tükenmişlik bazen motivasyonsuzluk gibi görünür.
Bazen hiçbir şey istememek gibi…
Bazen de herkesten uzaklaşmak gibi.
Psikolojide buna “sinir sistemi yorgunluğu” deniyor.
Yani mesele sadece moral değil; biyolojik olarak da tükenmek.
İşte bu yüzden bazı günler aldığın kararlar gerçekten “sen” olmayabilir.
Korkuyla alınmış olabilir.
Yorgunlukla alınmış olabilir.
Yetersizlik hissiyle alınmış olabilir.
Bir mesaj atmaktan vazgeçmen…
Bir işi ertelemen…
Bir ilişkide susman…
Hatta kendinden vazgeçmen bile…
Belki karakterin değil, uzun süredir taşıdığın yüklerin sonucudur.
Ama burada çok önemli bir şey var:
Bunu bilmek, sorumluluktan kaçmak değildir.
Tam tersine kendini daha doğru anlamaktır.
Çünkü insan kendini suçladıkça değil, kendini anladıkça iyileşir.
Ve bazen gerçek dönüşüm, “Ben neden böyleyim?” demeyi bırakıp
“Ben ne yaşıyorum?” diye sorunca başlar.
Canım Kadın…
Belki de bugün ihtiyacın olan şey, kendini yargılamak değil; bedenini dinlemek.
Belki biraz uyku…
Belki biraz sessizlik…
Belki ağlamak…
Belki de sadece hiçbir şey yapmak zorunda olmadığını hissetmek…
Çünkü iyileşmek bazen büyük adımlarla değil, sinir sistemine güven vermekle başlar.
Şimdi sana küçük bir egzersiz bırakmak istiyorum:
Bugün kendine şu soruları sor:
“Şu an hissettiğim şey gerçekten bana mı ait, yoksa yorgunluğuma mı?”
“Son zamanlarda bedenimi ne kadar dinledim?”
“En son ne zaman gerçekten dinlendim?”
“En son ne zaman kendime şefkat gösterdim?”
Sonra bir elini kalbine koy.
Derin bir nefes al.
Ve sadece şunu söyle:
“Geçiyor…
Bedenim benim düşmanım değil.
O sadece bana bir şey anlatmaya çalışıyor.”
Unutma Canım Kadın…
Sen sadece yaşadığın stres değilsin.
Sadece hormonların da değilsin.
Sadece korkuların hiç değilsin.
Ama bütün bunları anlayabildiğin anda, kendine daha yumuşak bakmayı öğrenirsin.
Ve insan kendine yumuşadığında, hayat da ona sert davranmayı yavaş yavaş bırakır.