Kendi Yolumuzda Kiracı mı Olacağız?

Abone Ol

Bugünlerde Yarımada’nın üzerinden kara bir bulut geçiyor: İzmir-Çeşme Otoyolu’nun özelleştirilmesi. Güzelbahçe’den Karaburun’a, Seferihisar’dan Çeşme’ye kadar tüm kent konseyleri, STK’lar, siyasi partiler ve halk ayakta. Söylenen şu: "İşletme hakkı devri." Ancak biz bu filmi daha önce izledik. Kelimeler ne kadar süslü olursa olsun, gerçek değişmiyor: Kamu yararı gidiyor, şirket kârı geliyor.

Gelin, bu meseleyi rakamların boğucu dilinden çıkarıp, her sabah o yolu kullanan vatandaşın diliyle konuşalım.

Parasını Biz Ödedik, Tapusu Milletindir:

Bu otoyol, bugünkü "Yap-İşlet-Devret" projeleri gibi bir şirketin kredisiyle yapılmadı. 1990-1996 yılları arasında, bu ülkenin insanının vergileriyle, tam 630 milyon dolar harcanarak inşa edildi. Yani bu yolun harcında emekli amcamızın vergisi, işçi kardeşimizin alın teri var. Kendi paramızla yaptığımız, borcunu bitirdiğimiz bir yolu, şimdi bir şirketin kâr kapısı haline getirmek hangi adalete sığar? Kendi yaptırdığımız evde kiracı konumuna düşürülmek isteniyoruz.

50 Liradan 350 Liraya: Cüzdandaki Yangın

Şu an 53 TL olan geçiş ücretinin, özelleştirme sonrası 350 TL bandına çıkması konuşuluyor. Bu sadece bir zam değildir. Her gün İzmir’e işe giden bir Urlalının ayda sadece yola 15 bin lira civarı ek bütçe ayırması demektir. Bu para; öğrencinin harçlığından, emeklinin mutfak masrafından, esnafın sermayesinden çalınacaktır. Bu yol paralı olduğunda, Yarımada'da yetişen enginarın da, tutulan balığın da, içilen çayın da fiyatı artacaktır. Çünkü ulaşım maliyeti tüm hayata yansır.

Eski Yol Kilit, Hayat Felç!

"Pahalıysa otoyolu kullanma, eski yoldan git" diyenlere sormak lazım: Güzelbahçe-Urla arasındaki o tek şeritli sahil yolunun halini biliyor musunuz? Otoyol pahalılaştığında İzmir’e giden ve İzmir’den yarımadaya eğitim için gelen üniversite öğrencisi, çalışanlar… Herkes eski yola yüklenecek. Trafik kilitlenecek, egzoz dumanı mahallelerin içine dolacak. En acısı da şu; o trafikte bir ambulansın sireni çaldığında, hasta hastaneye nasıl yetişecek? Ulaşımı bir lüks haline getirmek, sadece cebimizi değil, can güvenliğimizi de tehlikeye atacaktır.

Kamu Malı Feda Edilemez;

Vatandaşın seyahat özgürlüğünü kolaylaştırılacağına bir şirketin bilançosuna emanet edilmektedir. Yarımada halkı olarak bizler; gastronomi turizmimizden tarımımıza, eğitimimizden sağlığımıza kadar her noktada bu otoyola muhtacız.

Sonuç olarak; bu yol bir ticari yatırım değil, halkın ortak mülküdür. Kamu malları, kısa vadeli bütçe açıklarını kapatmak için feda edilemez. 25 yıl boyunca bir şirketin kâr hırsına teslim edilecek her kilometrede, halkın hakkı vardır.

Bu özelleştirme kararı bir gecede alınmış tesadüfi bir tercih değil; devletin son yıllardaki Orta Vadeli Programları ile satır aralarına ilmek ilmek işlenmiş bir stratejinin sonucudur. Ernst & Young gibi uluslararası danışmanlık devlerine hazırlatılan o meşhur teknik raporlar maalesef Yarımada halkının pazar filesini, öğrencinin yol parasını veya esnafın lojistik yükünü hesaba katmıyor. Bu yol İzmir-Aydın Otoyolu ile birlikte, Edirne’den Gaziantep’e kadar uzanacak büyük bir paket özelleştirme dalgasının ilk ve en stratejik kurbanı seçilmiş durumda. Sadece Çeşme Yarımadası değil, Torbalı’nın sanayicisi ve Aydın’ın çiftçisi de aynı tedirginliği yaşıyor.

Bugün Yarımada’dan yükselen ses siyasetin değil, hakkaniyetin sesidir: Halkın yolu halkta kalmalıdır!