Canım kadın…
Bazı insanlar seni neden hafife alıyor biliyor musun? Çünkü sen kendini anlatmadan önce kendinden vazgeçiyorsun. Ortama uyum sağlamak için sesini yumuşatıyor, kırılmamak için herkesi güldürüyor, terk edilmemek için fazla anlayışlı davranıyorsun. Sonra da içten içe şu kırgınlık büyüyor:
“Ben neden hak ettiğim değeri görmüyorum?”
Ama gerçek şu…
İnsanlar çoğu zaman sana, senin kendine davrandığın gibi davranır.
Eğer sürekli kendini açıklıyorsan,
sürekli onay bekliyorsan,
sürekli fazla verip az alıyorsan…
bir süre sonra insanlar senin sınırlarını değil, sınırsızlığını görmeye başlar.
Ve bu, seni değersiz yapmaz.
Sadece kendini korumayı öğrenmediğini gösterir.
Bak, sosyal psikoloji araştırmaları yıllardır şunu söylüyor:
İnsan ilişkilerinde kişinin kendini algılayış biçimi, karşı taraftan gördüğü muameleyi ciddi şekilde etkiliyor. Özsaygısı düşük olan bireyler; daha fazla onay arıyor, hayır demekte zorlanıyor, saygısız davranışları tolere etmeye daha yatkın hale geliyor.
Çünkü bilinçaltında şu korku çalışıyor:
“Eğer sınır koyarsam sevilmem.”
İşte birçok kadının en büyük yorgunluğu burada başlıyor.
Sürekli anlayan taraf olmak…
Sürekli alttan almak…
Sürekli “iyi insan” olmaya çalışmak…
Canım kadın, iyi olmak başka şeydir,
kendini yok saymak başka.
Bazı kadınlar çok güler. Çünkü sessizlikte kendi yalnızlığıyla karşılaşmak istemez. Bazıları her anını paylaşır; çünkü görülmediğinde unutulacağını sanır. Bazıları yapılan saygısızlığı “boşver” diyerek geçer; çünkü kaybetmekten korkar.
Ama bastırılan her şey içeride birikir.
Ve biriken her duygu, bir gün insanın özsaygısını sessizce kemirmeye başlar.
Psikolojide buna “people pleasing” yani insanları memnun etmeye çalışma davranışı deniyor. Bu kişiler genellikle çocuklukta sevgiyi, kabul görmeyi veya güveni koşullu yaşamış oluyor. Yani bilinçaltında şu inanç oluşuyor:
“Sevilmek için uyumlu olmalıyım.”
“İyi davranırsam terk edilmem.”
“Karşı çıkarsam yalnız kalırım.”
O yüzden bugün hâlâ birçok kadın, sırf ilişkisi bitmesin diye kendini küçültüyor.
Sırf yanlış anlaşılmasın diye susuyor.
Sırf sevilsin diye kendi sınırlarını çiğniyor.
Ama şunu bilmeni istiyorum:
Seni gerçekten seven insan, sınırlarından rahatsız olmaz.
Sadece seni kullanmaya alışmış olan rahatsız olur.
Ve evet…
Bazen fazla iyi olmak, özsaygının sessiz kaybıdır.
Çünkü sen herkese yetişmeye çalışırken, kendine geç kalırsın.
Canım kadın…
Kendini sürekli anlatmak zorunda değilsin.
Sürekli kendini kanıtlamak zorunda da değilsin.
Gizem, sessizlik, net sınırlar… bunlar soğukluk değil. Bunlar kişinin kendine duyduğu saygının işaretidir.
Bak dikkat et…
Gerçekten güçlü insanlar, her şeyi paylaşmaz.
Her tartışmaya girmez.
Her saygısızlığı açıklamaya çalışmaz.
Çünkü bilirler:
Kendi değerini sürekli anlatan kişi değil, kendi değerini bilen kişi ciddiye alınır.
Şimdi dur ve kendine şunu sor:
Ben gerçekten iyi biri miyim…
yoksa sevilmek için kendimi fazla mı veriyorum?
Bu soru can yakabilir.
Ama bazı farkındalıklar önce acıtır, sonra özgürleştirir.
Canım Kadın Egzersizi: “Sınırlarımı Görüyorum”
Bugün küçük bir defter aç ve üç başlık yaz:
1. “Beni en çok yoran insanlar kim?”
2. “Onlara normalde söylemek isteyip söylemediğim şey ne?”
3. “Ben neden sustum?”
Dürüst ol.
Korkudan mı?
Kaybetmemek için mi?
Suçlu hissedeceğin için mi?
Sonra aynaya bak ve şu cümleyi söyle:
“Ben kendimi küçültmeden de sevilebilirim.”
İşte dönüşüm burada başlıyor.
Toparlayalım Canım Kadın…
İnsanlar sana nasıl davranacağını, biraz da senin kendine nasıl davrandığından öğrenir.
Kendini sürekli geri plana atarsan,
bir gün herkes seni orada bırakır.
Ama sen kendine değer vermeye başladığında…
sesin değişir.
Bakışın değişir.
Enerjin değişir.
Ve dünya sana, senin kendine baktığın yerden bakmaya başlar.
O yüzden bugün bir karar ver:
Kendini azaltmayı bırak.
Daha az açıklayan,
daha net duran,
daha çok kendini duyan kadın ol.
Çünkü Canım Kadın…
Sen sınır koyduğunda kötü biri olmazsın.
Sadece kendine geç kalmayı bırakırsın.