Canım Kadın…
Bazı insanlar vardır…
Seni gerçekten anlamak ister.
Sorular sorar, dinler, hissetmeye çalışır.
Bir de bazı insanlar vardır…
Seni anlamak için değil, seni yargılamak için dinler.
Ve ne kadar anlatırsan anlat…
Ne kadar açıklarsan açıkla…
Ne kadar iyi niyetli olursan ol…
Kendini tüketirsin ama yine de yetmez.
Çünkü mesele çoğu zaman senin ne anlattığın değildir.
Karşındaki insanın ne duymaya hazır olduğudur.
İşte birçok kadının düştüğü görünmez yorgunluk tam burada başlıyor:
Kendini sürekli açıklamak…
“Yanlış anlaşılmayayım…”
“Kırıldığımı anlasın…”
“Ben kötü biri değilim…”
“Aslında öyle demek istemedim…”
“Lütfen beni yanlış görme…”
Ve fark etmeden insan, kendi varlığını savunmaya başlıyor.
Oysa sevgi, mahkeme salonu değildir Canım Kadın.
Sürekli kendini kanıtlamak zorunda kaldığın yerde huzur büyümez.
Psikolojide buna “onay bağımlılığı” deniyor.
Yani kişinin kendi değerini, başkalarının onu nasıl gördüğüne göre belirlemesi.
Bu insanlar genellikle çocuklukta çok eleştirilen, duyguları küçümsenen ya da sevgiyi koşullu yaşayan kişiler oluyor.
Küçükken sürekli kendini açıklamak zorunda kalan bir çocuk, büyüdüğünde de herkesi ikna etmeye çalışan bir yetişkine dönüşebiliyor.
Çünkü zihni şuna inanıyor:
“Eğer kendimi yeterince anlatırsam, beni severler.”
“Eğer doğru cümleyi bulursam, beni terk etmezler.”
“Eğer beni anlarsa, incinmem.”
Ama gerçek şu ki…
Seni gerçekten seven insan, seni susturup savunmaya zorlayan değil; kendin olabildiğin kişidir.
Ve bazı insanlar seni anlamıyor değil…
Anlamak istemiyor.
İşte bunu fark etmek insanın içindeki büyük kırılmalardan biridir.
Çünkü bazı ilişkilerde insan konuşmaz aslında…
Kendini ispat etmeye çalışır.
Dakikalarca açıklama yapmak…
Mesaj üstüne mesaj atmak…
Kendini savunurken ağlamak…
Yanlış anlaşılmaktan korkmak…
Bunların çoğu sadece iletişim değil; derin bir onay ihtiyacıdır.
Ve yorucudur.
Çünkü insan sürekli açıklama yaptığında, bilinçaltında kendini aşağı pozisyona koymaya başlar.
Sanki karşı taraf “hakem”, kendisi ise “savunma yapan biri” olur.
O yüzden bazı insanlar seni sürekli sorgular.
Çünkü sen her seferinde uzun uzun açıklarsın.
Sınır koymadığında insanlar sorgulama hakkını kendilerinde görmeye başlar.
Ama güçlü olmak bazen daha fazla konuşmak değil…
Daha az açıklama yapabilmektir.
Çünkü olgun insanlar her şeyi açıklama ihtiyacı duymaz.
Kendi gerçeğini bilir.
Ve şunu anlar:
Herkes seni anlamak zorunda değil.
Herkes seni sevmek zorunda değil.
Herkes sana hak vermek zorunda hiç değil.
Canım Kadın…
Bir insan seni sürekli suçluyor, küçümsüyor ve seni anlamaya hiç yaklaşmıyorsa; mesele çoğu zaman iletişim eksikliği değildir.
Orada güç savaşı vardır.
Ve bazı savaşlar konuşarak değil, geri çekilerek biter.
Çünkü huzur bazen son sözü söylemekte değil…
Kendini artık açıklamamakta gizlidir.
Şimdi sana küçük ama çok güçlü bir egzersiz bırakmak istiyorum:
Bir dahaki sefere biri seni yanlış anladığında hemen uzun uzun açıklama yapma.
Önce dur.
Derin bir nefes al.
Ve kendine şunu sor:
“Ben şu an gerçekten anlaşılmak mı istiyorum…
Yoksa sadece onaylanmak mı?”
Sonra sadece kısa ve net konuş:
“Ben kendimi biliyorum.”
“Bunu açıklamak zorunda hissetmiyorum.”
“Anlamak isteyen zaten anlayacaktır.”
Bak ne olacak biliyor musun?
İlk başta suçluluk hissedebilirsin.
Çünkü yıllardır kendini anlatmaya alışmış olabilirsin.
Ama zamanla şunu fark edeceksin:
İnsan kendini daha az savundukça, içindeki değer duygusu büyümeye başlıyor.
Çünkü özsaygı, herkesin seni anlamasıyla değil…
Senin kendini artık terk etmemenle oluşuyor.
Unutma Canım Kadın…
Kendini sürekli açıklamak zorunda hissettiğin yerlerde sevgi değil, onay arıyorsundur.
Ve gerçek güç; herkesi ikna etmekte değil…
Kendi gerçeğinin arkasında sessizce durabilmektedir.