Ben yağmuru seviyorum.
Bunu romantik bir doğa tutkunu olduğum için değil, hayata olan borcumu bildiğim için söylüyorum.
Çünkü yağmur sadece gökten düşen su değildir.
Yağmur; hayatın devamı, sabrın ödülü, toprağın nefesi ve insanın haddini hatırlamasıdır.
Biz ise son yıllarda tuhaf bir alışkanlık edindik: Yağmuru seviyoruz… Amaaaa işimize gelirse.
Düğünde yağarsa bereket.
Tarlaya yağarsa rahmet.
Ama işe giderken yağarsa felaket!
Ben buna “keşke yağmur yağmasa sendromu” diyorum.
Şehir İnsanı ve Kontrol Takıntısı
Büyük şehirlerde yaşayan insan artık doğayı yaşamak istemiyor; onu yönetmek istiyor.
“Cumartesi piknik var yağmasın.”
“Yarın uçuşum var yağmasın.”
“Tören var yağmasın.”
“Taksit günü yağmasın.”
“Tatile gideceğiz iki gün yağmasın, döndükten sonra yağabilir.”
Yani yağmur artık rahmet değil, randevuya bağlanması gereken bir hizmet gibi görülüyor.
Oysa doğa siparişle çalışmaz. Ben çocukken köyde yağmur başladığında insanlar kaçmazdı.
Kapı önüne çıkar, gökyüzüne bakar, “Şükür” derdi.
Şehirde ise ilk refleks: homurdanmak.
Amman Ayakkabım kirlenir.
Saçım bozulur.
Telefonum ıslanır.
Trafik artar,geç kalırım.
Ve biz bütün bunları yağmurun suçu sanırız.
Hayır.
Sorun yağmur değil, şehir hayatının doğaya uyumsuz kurulmuş olmasıdır.
Yağmurun Suçu Yok
Bugün bir sağanak yağdığında yollar göle dönüyorsa, bu yağmurun değil planlamanın hatasıdır.
Düzensiz yapılaşma…
Betonlaşmış toprak…
Yetersiz altyapı…
Toprağın emeceği suyu asfaltın üzerine bırakırsanız sel olur.
Dereleri kapatıp üzerine bina dikerseniz taşkın olur. Sonra dönüp gökyüzüne kızarız.Bu, ateşi suçlayıp sobayı yanlış kurduğunu kabul etmemek gibidir.
Kuraklığın Sessiz Başlangıcı
Ben son yıllarda tehlikeli bir psikoloji görüyorum.
İnsanlar tek tek “bugün yağmasın” dedikçe
topluca kuraklığı çağırıyoruz. Her birey kendi günü için güneşi istiyor. Ama kimse barajın dolmasını kendi günü kadar istemiyor.
Bugün Türkiye’de pek çok şehirde su politikaları konuşuluyorsa, bu sadece iklim değil, zihniyet meselesidir.
Egede su stresi yaşayan şehirlerde insanlar yağmur başladığında sevinmek yerine trafik paylaşımı yapıyorsa bir şeyler değişmiştir.
Rakamlar Ne Diyor?
Meteoroloji Genel Müdürlüğü son dönem raporlarında Türkiye’nin farklı bölgelerinde yağışların dönem dönem ortalamanın altına düştüğünü, bazı kısa süreli sağanakların ise mevsime göre yoğunlaştığını vurguluyor.
Yani artık düzenli yağmur yerine düzensiz yağış var.
Bu çok kritik bir farktır.
Eskiden: Uzun süre hafif yağardı → Toprak emerdi → Yeraltı suları beslenirdi
Şimdi: Uzun süre yağmıyor. Bir anda boşalıyor.
Akıp gidiyor
Baraj dolmuyor.
Toprak doymuyor.
Ama sokaklar su basıyor.
İnsan “yağmur çok yağdı” sanıyor.
Oysa gerçek şu: Yağmur az, ama hızlı yağıyor.
Ve biz hâlâ “bugün yağmasın” demeye devam ediyoruz.
Yağmurun Gerçek Sahipleri
Yağmur yalnızca insanlar için yağmaz.
Toprak için yağar.
Tohum için yağar.
Hayvan için yağar.
Yeraltı suyu için yağar.
Gelecek nesiller için yağar.
Biz ise sadece kendimiz için düşünüyoruz:
“Arabam kirlenmesin.”
“Saçım bozulmasın.”
“Planım aksamasın.”
Eskiler bize kızardı:
“Şeker misin eriyeceksin?” derdi.
Belki de bugün gerçekten şeker olduk.
Ama doktorların dediği gibi şeker fazlası sağlığa zararlıdır.
Konforun da fazlası bizlere zararlıdır.
Şehir Hastalığı: Konforculuk
Modern şehir insanı doğayı yaşamak değil, sterilize etmek istiyor.
Rüzgâr olmasın
Çamur olmasın
Yağmur olmasın
Sıcak olmasın
Soğuk olmasın
Ama hayat doğayla gelir.
Doğayı filtreleyerek yaşamak, hayatı
filtreleyerek yaşamaktır.
Kırsalda yaşayan biri yağmuru gördüğünde ürün düşünür. Şehirde yaşayan ise program düşünür. Bu yüzden biri gökyüzüne bakar, diğeri hava durumuna kızar.
Barajlar ve Musluk Arasındaki Kopukluk
İnsan musluğu açtığında suyun nereden geldiğini düşünmez.
Oysa o su: Dağdan düştü. Topraktan süzüldü.
Dereden aktı. Barajda birikti. Arıtıldı. Eve geldi.
Her damla yüzlerce kilometrelik yolculuğun sonucudur.
Yağmur yağmadan şehir yaşayamaz.
Ama şehir yağmuru sevmiyor.
Bu çok ironik.
Yağmurla Barışmak
Ben kimseye ıslanmayı romantize etmiyorum.
Elbette altyapı yapılmalı, planlama düzgün olmalı. Ama zihniyet değişmeli.
Yağmur yağdığında ilk cümlemiz: “Eyvah” olmamalı.
“Şükür” olmalı.
Çünkü kuraklık sessiz gelir.
Sel gürültülüdür, korkutur.
Ama kuraklık sessizdir, öldürür.
Toprak çatladığında fark edilir.
Ama iş işten geçmiş olur.
Gerçek Soru
Sorulması gereken şu:Biz yağmura hazır mıyız?
Şemsiye taşımak hazırlık değildir.
Şehir planlamak hazırlıktır.
Su yönetimi hazırlıktır.
Tasarruf kültürü hazırlıktır.
Ve en önemlisi: Zihinsel hazırlıktır.
Yağmuru misafir değil, ev sahibi kabul etmek gerekir.
Ben yağmurun yağmasını isterim.
Benim işim olsa da isterim.
Yolculuğum olsa da isterim.
Programım olsa da isterim.
Çünkü benim programım hayattan önemli değil.
Eğer biz yağmurla kavga etmeye devam edersek, yakında barajlarla değil tankerlerle yaşayacağız.
O gün geldiğinde gökyüzüne bakıp dua edeceğiz:
“Ne olur yağmur yağsın…”
Ama doğa, sürekli reddedilen davetlere küser.
Bu yüzden bugün barışmak gerekir.
Yağmurla, toprakla, hayatla.
Çünkü yağmur yalnızca hava olayı değildir.
Yağmur, yaşamın kendisidir.