KILIÇDAROĞLU VE CHP’DE “ARINMA” TARTIŞMASI

Abone Ol

Cumhuriyet Halk Partisi’nde kurultay sonrası başlayan iç hesaplaşma giderek daha görünür hale geliyor. Bu tartışmaların merkezinde ise eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu var.
Kılıçdaroğlu’nun son dönemde yaptığı açıklamalar, özellikle “CHP’yi arındırmak” söylemi üzerinden yeni bir siyasi tartışmanın kapısını açtı. Ancak burada kamuoyunun sorduğu temel soru şu: Bugün eleştirilen isimlerin önemli bir bölümü, yıllarca parti yönetiminde kimin tercihiydi?
Bugün hedef alınan birçok isim, aslında Kılıçdaroğlu döneminde siyasette yükseldi. Örneğin parti içinde etkili görevler üstlenen Veli Ağbaba, uzun yıllar Kılıçdaroğlu’nun en yakın çalışma arkadaşlarından biri olarak biliniyordu. Hatta bir dönem eğer iktidara gelinirse kabinede görev alabilecek isimler arasında gösteriliyordu.
Benzer şekilde, CHP’nin önemli yerel yönetim figürlerinden Özlem Çerçioğlu da Kılıçdaroğlu’nun açık destek verdiği isimlerden biriydi. Yine bugün farklı siyasi çıkışlarıyla gündeme gelen Burcu Köksal da uzun yıllar partide milletvekili olarak görev yaptı.
Bu nedenle “arınma” söyleminin yalnızca bugünkü yönetimi hedef alan bir siyasi pozisyona dönüşmesi, parti tabanında da soru işaretleri oluşturuyor. Çünkü eleştirilen kadroların önemli kısmı, geçmişte aynı siyasi anlayışın ürünü olarak öne çıktı.
Öte yandan Kılıçdaroğlu’nun birlikte hareket ettiği isimler de tartışma konusu. CHP’de uzun yıllar etkili görevlerde bulunan Gürsel Tekin ve geçmiş dönemlerden beri parti içi tartışmaların odağında yer alan Mehmet Sevigen gibi isimlerle verilen mesajların, “yenilenme” iddiasını ne kadar desteklediği ayrı bir değerlendirme konusu.
Siyasette eleştiri doğaldır. Ancak henüz yargı süreçleri tamamlanmadan kesin hükümlerle konuşmak, toplumda kutuplaşmayı daha da artırabiliyor. Kamuoyu, siyaset kurumundan daha serinkanlı ve birleştirici bir dil bekliyor.
Kılıçdaroğlu’nun konuşmalarında zaman zaman kendisinden “Bay Kemal” diye söz etmesi de dikkat çekiyor. Bir dönem siyasi rakiplerinin eleştirel bir söylem olarak kullandığı bu ifadenin bugün sahiplenilmesi, siyasetin değişen iletişim diline ilginç bir örnek olarak değerlendirilebilir.
Şurası da bir gerçek ki; CHP’de yaşanan her iç tartışma yalnızca partiyi değil, Türkiye siyasetinin genel dengesini de etkiliyor. Çünkü ana muhalefet partisindeki krizler, iktidarın siyasi alanını genişletiyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, özellikle son yıllarda muhalefetin kendi içindeki anlaşmazlıklarını siyaseten etkili biçimde değerlendirmeyi başardı. Bu tablo da muhalefet açısından sadece isimler üzerinden değil, siyaset anlayışı üzerinden de kapsamlı bir özeleştiri ihtiyacını ortaya koyuyor.
Siyasette kazanmak kadar kaybetmeyi yönetebilmek de önemlidir. Türkiye’de seçmen artık sadece eleştiren değil; çözüm üreten, tutarlı ve güven veren siyaset görmek istiyor.