“Korkuna Odaklandıkça, Hayatın Daralır”

Abone Ol


Canım Kadın,

İnsan zihni bazen bizi korumaya çalışırken, farkında olmadan bizi en çok yoran yere sürükler.

Sürekli: “Ya başarısız olursam?” “Ya terk edilirsem?” “Ya rezil olursam?” “Ya kötü bir şey olursa?” diye düşündüğümüzde…

Zihin bunu bir “tehlike alarmı” olarak algılar.

Ve beynin en ilkel tarafı devreye girer: Tehdidi sürekli taramaya başlar.

İşte bu yüzden korktuğumuz şeyler, hayatımızda daha büyük görünmeye başlar.

Çünkü dikkat nereye giderse, enerji de oraya akar.

Bu biraz gece karanlıkta yürürken sadece korktuğun sese odaklanmaya benzer… Bir süre sonra bütün dünya tehlikeli görünmeye başlar.

Oysa gerçek her zaman düşündüğümüz kadar korkutucu değildir. Ama zihnimiz tekrar eden düşünceleri “gerçek” sanmaya başlar.

Ve en tehlikeli nokta şudur: İnsan bir süre sonra yaşamayı bırakıp sadece kaçınarak yaşamaya başlar.

Üzülmemek için sevmemeye… Hayal kırıklığı yaşamamak için istememeye… Kaybetmemek için başlamamaya…

Başlar.

Ama Canım Kadın… Hayat sürekli kaçınarak yaşanmaz.

Çünkü korkudan kaçarken insan sadece acıdan değil; mutluluktan da uzaklaşır.

Bazen kadınlar bana şunu hatırlatıyor: Kendi hayatlarının felaket senaryosunu yazıp sonra onun gerçekleşmesinden korkuyorlar.

Henüz olmamış şeyler için günlerce kaygılanıyor, olmayan konuşmaları zihninde tekrar ediyor, geleceği daha yaşanmadan karartıyorlar.

Ve beden… Zihnin düşündüğü her şeye gerçekmiş gibi tepki veriyor.

Kalp hızlanıyor. Kaslar geriliyor. Uyku bozuluyor. Enerji düşüyor.

Çünkü beyin hayalle gerçeği her zaman ayırt edemiyor.

İşte bu yüzden sürekli korkuya odaklanan bir zihin, zamanla dünyayı daha tehditkâr görmeye başlıyor.

Ama burada çok önemli bir şey var:

Olumlu düşünmek demek, hayatın karanlığını inkâr etmek değildir.

Gerçek güç; zor ihtimalleri bilip yine de umudu seçebilmektir.

Çünkü zihinsel olgunluk, “Hiç kötü şey olmayacak” demek değil; “Ne olursa olsun kendimi taşıyabilirim” diyebilmektir.

Ve inan bana… İnsan en çok neye bakıyorsa onu büyütür.

Sürekli eksiğe bakan eksik hisseder. Sürekli reddedilmeye odaklanan sevgiyi göremez. Sürekli korkuya odaklanan hayatın güzelliğini kaçırır.

Bu yüzden bazen yapmamız gereken şey, hayatı kontrol etmeye çalışmak değil; zihnimizin yönünü değiştirmektir.

Çünkü odak bir seçimdir.

Ve küçük bir yön değişikliği bile, insanın bütün ruh halini değiştirebilir.

Sabah güne korkuyla başlamak yerine şükürle başlamak… Eksiklere değil ilerlemeye bakmak… Kendine sürekli “Ya olmazsa?” demek yerine, “Ya olursa?” diye sorabilmek…

Bunlar küçümsenecek şeyler değil.

Çünkü zihnin dili değiştiğinde, hayata verdiğin anlam da değişir.

Ve bazen insanın kaderini değiştiren şey, büyük mucizeler değil; her gün tekrar ettiği düşüncelerdir.

Mini Egzersiz: “Zihninin Yönünü Değiştir”

Bugün bir kağıt al.

Ortadan ikiye böl.

Bir tarafa şunu yaz: “Son zamanlarda en çok neden korkuyorum?”

Diğer tarafa ise: “Gerçekte ne olmasını istiyorum?”

Sonra kendine dürüstçe bak.

Çünkü çoğu insan korkusuna, hayalinden daha fazla odaklanıyor.

Ve bugün küçük bir karar ver:

Korkunu inkâr etmeden, odağını yavaşça istediğin hayata çevirmeyi seç.

Belki hemen her şey değişmeyecek… Ama zihnin nefes almaya başlayacak.

Ve unutma Canım Kadın…

Hayat bazen düşündüğümüz kadar ağır değildir. Sadece zihnimiz aynı korkuyu tekrar tekrar büyütüyordur.

Sen zihninin içinde hangi hikâyeyi çoğaltırsan, ruhunda da onu yaşamaya başlarsın.

Bu yüzden korkularını değil; ihtimallerini besle.

Çünkü bazı kadınlar sürekli en kötüsünü bekler… Bazıları ise tüm belirsizliğe rağmen, yine de güzel şeylerin mümkün olduğuna inanır.

İşte o inanç, insanın içindeki ışığı söndürmeyen şeydir.