Korunanlar ve Korunamayanlar Ülkesi

Abone Ol

Şanlıurfa’da ve Kahramanmaraş’ta yaşanan okul saldırıları, artık tekil olaylar olarak geçiştirilemeyecek kadar ağır bir gerçeği yüzümüze çarpıyor: Bu ülkede bazıları fazlasıyla korunurken, bazıları kaderine terk ediliyor. Ve ne yazık ki o “terk edilenler” çoğu zaman çocuklar oluyor.
Bugün bir eski milletvekiline 4-5 koruma tahsis edilebilen bir sistemde, bir okulun kapısında güvenlik görevlisi bile bulunamaması sadece bir “öncelik hatası” değil, açık bir yönetim tercihi. Bu tercih, kimin değerli görüldüğünü, kimin ise gözden çıkarılabilir sayıldığını gösteriyor.
Ama mesele sadece güvenlik değil. Asıl derin yara, ruh sağlığı konusundaki toplumsal körlük.
Giderek artan bir şekilde şiddeti estetize eden, suçu cazip gösteren, mafyayı “karizmatik” bir figür gibi sunan dizilerle büyüyen bir gençlik var karşımızda. Bu yapımların tamamını suçlamak kolaycılık olur; ancak etkisini yok saymak da büyük bir hatadır. Çünkü özellikle kırılgan psikolojilere sahip bireyler için bu içerikler, bir “rol modeli”ne dönüşebiliyor.
Bir çocuk ya da genç, kendini değersiz, öfkeli ve yalnız hissediyorsa; karşısına çıkan “güçlü, korkulan ve saygı duyulan suçlu figürü” onun için bir çıkış yolu gibi algılanabiliyor. İşte o noktada, bireysel bir kriz toplumsal bir felakete dönüşüyor.
Daha acısı şu: Bu krizler çoğu zaman önceden sinyal veriyor.
Ama biz görmezden geliyoruz.
Okullarda psikolojik danışman sayısı yetersiz.
Aileler çoğu zaman “abartıyorsun” diyerek çocukların duygularını küçümsüyor.
Toplum ise ruh sağlığını hâlâ “ayıp” kategorisinde değerlendiriyor.
Sonuç?
Patlayan öfke, kontrolsüz şiddet ve geri dönüşü olmayan trajediler.
Peki ne yapmalı?
Öncelikle şunu kabul etmek gerekiyor: Güvenlik sadece silahla sağlanmaz. Güvenlik, sağlıklı bireylerle sağlanır.
Okullarda zorunlu ve güçlü bir psikolojik destek sistemi kurulmalı. Her öğrenciye ulaşabilen, sadece kriz anında değil, önleyici çalışan bir yapı şart.
Medya içerikleri için daha akılcı bir denetim ve yönlendirme mekanizması geliştirilmeli. Yasaklamak değil; dengelemek, alternatif üretmek gerekiyor.
Ailelere yönelik bilinçlendirme programları artırılmalı. Bir çocuğun sessizliği bile bazen en büyük çığlıktır; bunu duymayı öğrenmek gerekiyor.
Güvenlik politikaları yeniden gözden geçirilmeli. Koruma tahsisleri gerçekten risk analizine göre mi yapılıyor, yoksa statüye göre mi?
Ve en önemlisi…
Bu ülkede çocukların güvenliği, hiçbir makamın konforundan daha az önemli olmamalı.
Çünkü bir ülke, en güçlü olduğu yerden değil; en zayıfını ne kadar koruyabildiğinden anlaşılır.
Bugün Şanlıurfa’da, Kahramanmaraş’ta yaşananlar sadece birer haber değil.
Bir uyarı.
Duymazdan gelmeye devam edersek, sıradaki manşeti hep birlikte yazacağız.