Millî Eğitim Bakanı'nın, müfredatta "Kurtuluş Savaşı" yerine "Millî Mücadele" ifadesinin kullanılmasını, "Neyden kurtuluyoruz?" sorusuyla gerekçelendirmesi yeni bir tartışma başlattı.
Sorun sadece bir kelime değil! "Kurtuluş Savaşı" denildiğinde aklımıza yalnızca kuru bir tarih konusu da gelmiyor. Aklımıza; işgal altındaki şehirler, cepheye giden gençler, geride kalan anneler ve geri dönemeyen evlatlar geliyor. Bunu sadece tarih kitaplarından öğrenmiyoruz; coğrafyanın bizzat kendisinden okuyoruz.
Karadeniz'de köy isimleri bile o günlerin izini taşır. "Ersizlerdere" denildiğinde, bunun bir coğrafi terimden çok daha fazlası olduğunu bilirsiniz. Erkeklerinin tamamını savaşta kaybetmiş, cenazesini kaldıracak erkeği kalmamış bir köyün can yakıcı hafızasıdır bu.
Yine memleketimin en köklü okullarından biri, babamın da mezun olduğu Kastamonu Abdurrahmanpaşa Lisesi... Okulun tarihine bakınca insanın boğazı düğümleniyor. Anlatılana göre öğrencileri, "Hocam bizi yok yazmayın; vatan için cepheye gidiyoruz" diyerek sıralarını bırakıp cepheye koşmuş. Bu nedenle okul, Çanakkale Savaşı ve I. Dünya Savaşı yıllarında mezun verememiş; ardından 1921'de, Kurtuluş Savaşı devam ederken yine tek bir mezun çıkaramamış. Okulu ziyaret ettiğinizde, arşiv kayıtlarından süzülüp gelen o meşhur panoyu görürsünüz:
"Abdurrahmanpaşa Lisesi Gurur ve Hüzün Belgesi: Son sınıf talebesi taht-ı silahta bulunduğundan şehadatname (diploma) alan olmamıştır."
Bu yüzden tarihî kavramlar üzerine yapılan tartışmalar, yalnızca bir anlam ya da kelime tartışması değildir. İnsan sormadan edemiyor: Burada amaç nedir, o kelimelerin taşıdığı ortak hafızanın da mı değiştirilmesi?
"Kurtuluş Savaşı" ifadesi, bir imparatorluktan ya da kendi geçmişinden kurtulmayı değil; emperyalist güçlerce işgal edilmiş bir vatanın yeniden bağımsızlığına kavuşmasını anlatır. Bu yüzden bu kavram, sadece tarihçilerin elindeki soğuk bir terim değil; milletin ortak vicdanının ve hafızasının adıdır.
Bir dönem meydanlarda en çok duyduğumuz sözlerden biri "Şehitler ölmez, vatan bölünmez" idi. O şehitlerin hangi büyük ve amansız mücadelede can verdiğini anlatan temel kavramların bugün bizzat devlet eliyle tartışmaya açılması ise insanı derinden düşündürüyor.
Hiç kimse tarihi masa başında yeniden yazamaz. Tarih sadece resmî genelgelerde değil; köy isimlerinde, okul koridorlarında, mezar taşlarında, aile hatıralarında ve milletin ortak bilincinde yaşamaya devam ediyor.
Geçmişe farklı açılardan bakabiliriz, tarihi elbette tartışabiliriz. Ancak ortak hafızamızı oluşturan kavramların altını oyarken, onların arkasındaki muazzam fedakârlıkları da unutturmamak gerek. Çünkü Kurtuluş Savaşı; Mustafa Kemal Atatürk'ün bağımsızlık çağrısına kulak verip cepheye giderken "Hocam bizi yok yazmayın." diyen ve cepheden birçoğu dönemeyen gençlerin bize bıraktığı en kutsal mirastır.