İlkokul bitti. Kep atıldı, fotoğraflar çekildi, gözler doldu. Şimdi sıra geldi asıl maceraya: Ortaokul. Yani herkesin fikir sahibi olduğu, kimsenin birbirini tam anlamadığı, hormonların toplantı yapmadan karar aldığı o meşhur arena...
Birçok anne baba çocuklarını bu dünyaya hazırlamak için yıllarca uğraşır. Bizimki biraz farklı oldu. Kızım bu arenayla erken tanıştı. Üstelik en sert antrenörlerle...
Hayat ona küçük yaşta önemli dersler verdi. Kimi zaman bir öğretmenin görmezden gelişi, kimi zaman boş vakti bol bazı velilerin kurduğu görünmez ittifaklar, kimi zaman da çocukların acımasız olabilen dünyası... Fakat ilginç olan şu ki; bütün bunlar onu yıkmak yerine güçlendirdi.
Çoğu insanın ellili yaşlarında ancak keşfettiği bazı gerçekleri o sekiz yaşında öğrendi: Herkes seni sevmek zorunda değil. Herkes seni anlamayacak. Herkes alkışlamayacak. Ve en önemlisi, başkalarının senin hakkında ne düşündüğü, senin ne yapabileceğini belirlemez.
O, başkalarıyla yarışmak yerine kendisiyle yarışmayı öğrendi. Umursamaması gereken şeyleri umursamamayı, enerjisini dedikodulara değil hedeflerine harcamayı öğrendi.
İşin ironik tarafı şu: Onu küçültmeye çalışanlar farkında olmadan büyümesine yardım etti. Yok sayılmaya çalışılan çocuk iki kişisel resim sergisi açtı. Adını internette arattığınızda karşınıza çıkan işler yaptı. Yani bazı insanların bütün çabası, onun öz güven eğitimine ücretsiz katkı sağlamakla sonuçlandı.
Hayatın en komik tarafı da bu galiba. İnsan bazen önüne çıkarılan engellerin aslında birer basamak olduğunu yıllar sonra anlıyor. Bizimki biraz erken anladı.
Şimdi ortaokula gidecek. Gerçek sınavların, gerçek dostlukların ve gerçek karakterlerin ortaya çıkacağı yıllara...
Üstelik velilerin sınıf gruplarında kurduğu küçük krallıkların hükmünün pek geçmediği bir dünyaya.
Kısacası, sevgili kızım; sen zaten antrenmanını yaptın. Arena yeni başlıyor ama sen çoktan sahaya çıktın bile. Ve biliyorum ki bundan sonra da gözünü tribünlere değil, kendi yoluna çevirmeye devam edeceksin. Çünkü hayatın en önemli başarısı, başkalarını geçmek değil; kendin olmaktan vazgeçmemektir.
Çocuklar ortaokula geçiyor ve perde açılıyor. Neyse ki benim kızım sahnenin dekoruna değil, kulisin gerçeğine erken yaşta göz attı.
Diğerlerine bol şans. Çünkü gerçek arenada herkes maske takabilir ama karakter er ya da geç kendini ele verir.