Yıllardır bu ülkenin en büyük tartışması neydi?
"Menemen soğanlı mı olur, soğansız mı?"
Kimileri soğansız menemeni savundu, kimileri "Soğansız menemen olmaz" diye meydan okudu.
Meğer ne kadar gereksiz bir tartışmanın içindeymişiz.
Çünkü hayat bize öyle bir ders verdi ki...
Artık mesele soğanlı mı, soğansız mı değil...
Soğan bulunabiliyor mu?
Bir zamanlar pazardan çuvalla aldığımız soğan, şimdi adeta mücevher muamelesi görüyor.
Yakında kuyumcu vitrinlerinde "24 ayar kuru soğan" etiketi görürsek kimse şaşırmasın.
Eskiden "Bir kilo soğan alayım" denirdi.
Şimdi insan, "Yarım tane yeter, onu da ince ince doğrayın" demeye utanmıyor.
Ev hanımları artık yemek tariflerine değil, fiyat etiketlerine bakarak menü hazırlıyor.
Eskiden tariflerde "Bir adet kuru soğan" yazardı.
Şimdi tarif şöyle başlamalı:
"Ekonomik durumunuz uygunsa bir adet kuru soğan..."
Şaka gibi ama değil.
Eskiden mutfakta gözümüzü yaşartan soğandı.
Bugün ise fiyatı.
Sadece soğan mı?
Domates ayrı dert...
Biber başka dert...
Et zaten uzaktan selam verdiğimiz eski bir dost gibi.
Meyveye yaklaşırken insan iki kez düşünüyor, pazarcıya fiyat sorarken sesi bile kısılıyor.
Eskiden çocuklar çikolata isterdi.
Şimdi anne babalar pazardan çıkınca birbirine, "Bugün de bütçeyi aşmadık çok şükür" diye sarılıyor.
Vatandaş artık alışveriş yapmıyor...
Matematik çözüyor.
Sepete ürün koymadan önce hesap makinesi açılıyor.
Kasaya gelince de nefes tutuluyor.
Eskiden kasiyer fişi uzatırdı.
Şimdi adeta kalp testinin sonucunu açıklıyor.
İşin en acı tarafı ise bütün bunlara rağmen insanların gülmeye çalışması.
Çünkü bu milletin en güçlü yanı, zor günlerde bile mizahını kaybetmemesi.
Ama kabul edelim...
Artık "Menemen soğanlı mı olur, soğansız mı?" tartışmasının da bir anlamı kalmadı.
Çünkü vatandaşın derdi artık tarif değil. ..
Tencereyi kaynatabilmek.