Menteşeli, yani Muğlalı Veli adlı bir çiftçinin oğlu olan ve 1485'te dünyaya geldiği rivayet edilen Turgut Reis, o dönemde yaşayan pekçok Türk denizcisi gibi kariyerine korsanlıkla başladı, daha sonra yeteneklerini keşfeden Barbaros Hayreddin Paşa tarafından yetiştirildi.

Korsika'da 1540'ta İspanyollar'a esir düşen ve uzun süre kürekçi olarak çalıştırıldıktan sonra Cenova'da hapsedilen büyük Türk denizcisi, ustası Barbaros Hayreddin Paşa tarafından kurtarıldı, hapisten çıktıktan sonra Tunus ve Trablusgarb arasındaki pekçok bölgeyi fethetti ve Cerbe Adası'nı kendisine üs yaptı.

Daha sonra İstanbul'a gelen Turgut Reis, Kanunî Sultan Süleyman'a biat edip elini öptü, hükümdar da genç denizciye Karheli Sancakbeyliği ve emrindeki Uluç Ali, Sancaktar Reis, Gazi Mustafa, Kara Kadı, Mehmed Reis, Deli Cafer ve Hasan Kelle gibi reislere de günlük 80 akçe maaşla kadırga reisliği vererek Osmanlı hizmetine aldı.

1551 'de Trablusgarb'ı fetheden Turgut Reis, Osmanlı donanmasıyla Akdeniz'de pekçok sefere katıldı. 1565'in 15 Haziranı'nda başına isabet eden taş parçasıyla ağır yaralandı ve beş gün sonra şehid düştü. Avrupalılar'ın adını "Dragut" diye telaffuz ettikleri, Barbaros Hayreddin Paşa'nın ise "Benden ileridir" diyerek onurlandırdığı Turgut Reis'in cenaze namazı Malta'da kılındıktan sonra, naaşı Trablusgarb'a götürülerek bizzat yaptırdığı caminin avlusundaki türbesine defnedildi.

Büyük Türk denizcisi Turgut Reis, 155O'de Andrea Doria komutasındaki Haçlı donanması tarafından Cerbe Adası'nda kuşatılınca gemileri karadan yürütüp adanın diğer tarafından Akdeniz'e açılmış ve teslim olmasını bekleyen düşmanların gemilerini yağmalamıştı.

Hükümdarlığı boyunca Osmanlı İmparatorluğu'na tarihinin en şatafatlı dönemini yaşatan ve ülkesini her alanda zirveye taşıyan Kanunî Sultan Süleyman'ın bu başarı­sında, babası Yavuz Sultan Selim'in Safeviler'e indirdiği büyük darbe, Memlükler'i yenip Mısır'ı Osmanlı topraklarına katması ve devlet hazinesini adeta doldurup taşırması çok önemli rol oynamıştı.

Yavuz Sultan Selim'in doğudan ve güneyden gelebilecek tehlikeleri ortadan kaldırmasıyla birlikte gözünü batıya çeviren Kanunî, İtalya'ya kadar olan toprakları fethederek, doğu gibi batının da kontrolünü ele geçirmeyi plânlıyordu.


Hint Müslümanları'na yardım


"Büyük İskender'den sonra en geniş sınırlara ulaşan hükümdar" olmayı kafasına koyan padi­şah, aynı zamanda denizlerde de mutlak bir hâkimiyet kurarak, Ümit Burnu'nun keşfedil­mesiyle Portekizliler'in lehine değişen ticaret yollarını Osmanlı'ya katmayı amaçlıyordu. Bu sayede hem devlet gelirleri artacak, hem de en güçlü İslam devleti konumundaki Osmanlı İm­paratorluğu, Portekizliler'e karşı kendisinden yardım bekleyen Hint Müslümanları'na gerekli yardımı gönderebilecekti.
Kanunî Sultan Süleyman hedeflerine büyük oranda ulaştı, lâkin başarısında çevresindeki nitelikli adamlarının da büyük payı vardı. Devlet işlerinde Piri Mehmed Paşa, Rüstem Paşa, Makbul İbrahim Paşa ve Sokollu Mehmed Paşa, din işlerinde Zenbilli Ali Efendi, İbn Kemal ve Ebussud Efendi, denizlerde Barbaros Hayreddin Paşa, Piri Reis ve Turgut Reis, mimaride Koca Sinan, şiirde ise Fuzuli ve Baki gibi isimler o devri muhteşem kılan kişilerdi.

Barbaros Hayreddin Paşa'nın yetiştirip Osmanlı hizmetine sunduğu Turgut Reis, Akdeniz sularında hâkimiyet kurmaya çalışan Hristiyan denizci Andrea Doria'nm ve özellikle de Venedik Devleti'nin adeta korkulu rüyası idi. Osmanlı'nın emrine girmeden önce korsanlık yaptığı dönemde Cerbe'de, Andrea Doria'yı akıl dolu bir savaş hilesiyle safdışı bırakarak denizcilik tarihine geçmişti.


Reis fena sıkıştı


1540'ta Korsika'da gemilerinin bakımını yaparken İspanyollar tarafından büyük bir donanmayla yapılan baskın sonucunda köşeye sıkıştırılan Turgut Reis, Andrea Doria'nm yeğeni Janetino Doria tarafından esir alındı ve hediye olarak Andrea'ya sunuldu. Uzun bir müddet gemilerde kürekçilik yaptırıldı, daha sonra Cenova'da hapsedildi.

Fransızlar'a yardım etmek üzere 1543'te İstanbul'dan Toulon'a doğru yola çıkan Barbaros Hayreddin Paşa, bu seferinde Turgut Reis'i kurtarmak için Cenova'ya uğradı ve Cenovalılar, Osmanlı Kaptan-ı Deryası'nm tehdidi üzerine Türk denizcisini hemen serbest bıraktılar. Barbaros, kendisinden bile yetenekli olduğunu söylediği Turgut Reis'e yedek kadırgalarından birini vererek tekrar denizlere açılmasını sağladı.


Cerbe'yi üs yaptı


özgürlüğüne kavuştuktan sonra kısa zamanda 19 gemiden oluşan bir korsan donanması kurmayı başaran Turgut Re­is, fılosuyla ilk başta Napoli Körfezi'ne saldırdı, daha sonra Malta Şövalyele-ri'nin gemilerini zaptederek 70 bin duka altın ele geçirdi. Tunus açıkların­daki Cerbe Adası'na hâkim olan Türk denizcisi, burayı kendisine üs yaptı.

Arap ve Türk korsanlarıyla kurduğu ittifak sayesinde iyiden iyice güçlenen ve Libya ile Tunus arasındaki pekçok bölgeyi fetheden Turgut Reis, Haçlı donanmasının üzerine geleceğini ve ele geçirdiği yerlerdeki kalelerin müdafaa için yeterli durumda olmadıklarını çok iyi biliyordu. Bu yüzden stratejik bir konumda bulunan Mehdiye'yi ele geçirdi ve savunma için gerekli tedbirleri aldıktan sonra Cerbe'ye geçti.

Turgut Reis'in kısa zamanda bu kadar güçlenmesi Avrupalılar'm dikkatini çekti ve Kutsal Roma-Germen İmparatoru Şarlken, Türk denizcisinin bir an önce durdurulmasını emretti. Malta Şövalyeleri'nin, Papalık'm ve Napoli Dükalığı'nın gemilerinin katılımıyla iyice büyüyen Andrea Doria idaresindeki Haçlı donanması, hazırlıklarını tamamladıktan sonra Mehdiye'ye sefere çıktı ve Türkler'in korumasındaki kaleyi kuşattı.

Durumu öğrenen Turgut Reis, Mehdiye'deki adamlarına Hristiyanlar'm kutsal gecelerinden Saint James Yortusu'nda gizlice Mehdiye'ye sızacağı haberini gönderdi, ancak gizlice şehre girerken düşman tarafından farkedildi ve yanındaki adamlarıyla birlikte bir süre çatıştıktan sonra şehirden ayrılıp, Cerbe'ye geçti.


Kanuni hiddetlendi


1550'nin 8 Eylülü'nde "Mehdiye'nin düştüğü" haberi Cerbe'ye ulaştı ve gelişmeleri öğrenince sinirden adeta çılgına dönen Kanunî Sultan Süleyman, İmparator Şarlken'e "aralarında bir barış antlaşması olmasına rağmen neden böyle bir harekete giriştiklerini" sordu. Şarlken de, "antlaşmayı bozmadıklarını, zira herhangi bir Osmanlı toprağına değil, yalnızca korsanların idaresindeki bir bölgeye müdahale edildiğini" dile getirdi.

Şarlken'in sözlerine çok kızan Turgut Reis, derhal denize açılarak neredeyse tüm Akdeniz sahilini topa tuttu. Osmanlı Devleti ile ilişkilerin Turgut Reis yüzünden tekrar gerileceğini düşünen ve Türk denizcisinin işini bir an evvel bitirmek isteyen Avrupalılar ise, Andrea Doria'yı Cerbe Adası'nda bulunan Türk denizcinin üzerine gönderdiler.

Önemli bir boğaza sahip olan Cerbe Adası'nın kuzeyinde bir göl, bu gölün içinde de ufak gemilerin geçebilmesi için açılmış bir kanal bulunuyordu ve adaya giriş ve çıkış yalnızca buradan sağlanıyordu. Andrea Doria'nm komutasındaki Haçlı donanması, adayı kuşatarak kuzeydeki bölgeyi kapatmayı başardı. Korsika'daki gibi tuzağa düştüğünü zanneden Turgut Reis, hemen toparlandı ve bir tepeye çıkarak Hristiyan gemilerini gözlemeye koyuldu. Hayatlarının geri kalanını esir olarak yaşayacaklarını düşünerek paniğe kapılan adamları liderlerine dert yandılar, lâkin Turgut Reis'in bir daha esaret yaşamaya hiç de niyetli değildi.

Adamlarının bir kısmına derhal kanalın ağzına giderek top atışma başlamalarını emreden Turgut Reis, diğer adamlarına da bulundukları tepeye top getirterek, buradan atışlar yaptırttı. Daha sonra bizzat katıldığı çalışmalarla adanın kuzeyindeki boğazın girişine yakın bir yerde yeni bir siper kazdırttı, askerlerine de boğazın diğer bölgelerine yeni siperler açmaları emrini verdi.

Bu esnada, Andrea Doria'nm birlikleri de Sicilya Dükası'nm yardım kuvveti göndermesini bekliyorlar ve Turgut Reis'in çabalarının boşa olduğunu düşünüyorlardı. Hristiyan denizci adaya giremiyordu, ancak Turgut Reis'in kaçmasına da müsaade etmiyordu. Doria'ya göre, Türk denizcisinin gücü en sonunda tükenecek ve pes etmek zorunda kalacaktı.

Kuşatmayı var gücüyle sürdüren Haçlı donanması, Turgut Reis'in kendilerine teslim olmasını beklerken, Malta Şövalyeleri'ne ait bir kadırga telâş içinde yanlarına yanaştı ve Maltalı Amiral, Andrea Doria'ya "Türk denizcinin Cerbe'den çoktan ayrılarak açık denizde yol aldığını, hattâ yolda kadırgasına ateş açtığını" haber verdi. Duydukları karşısında neye uğradığını şaşıran ve Türk denizcinin elinden nasıl kaçtığını anlamaya çalışan Doria, bütün yaşananları az sonra beyaz bayrak sallayarak yanına yaklaşan sandaldaki Cerbe Şeyhi'nden öğrenecekti.


Yağlı kazıklı yol


Düşmanı top ateşiyle oyalayan Turgut Reis, bu sırada limandan üç-dört mil öteye yağlı kazıklardan bir yol döşetmiş, gemilerini buradan yürüterek adadan çıkmış ve Andrea Doria pes etmesini beklerken, o çoktan Akdeniz'de Hristiyan gemilerini vurmaya başlamıştı.

Sıradışı zekasıyla düşmanın elinden kaçıp, denizcilik tarihine geçmeyi başaran Türk denizcisi, Barbaros Hayreddin Paşa'nm vefatından birkaç yıl sonra Akdeniz'de yol alırken karşısına çıkan bir Venedik savaş gemisinin saygısızlığı yüzünden az daha iki ülkeyi birbirine düşürüyordu. Yabancı gemiler Turgut Reis'i gördüklerinde, usul gereği sancaklarını indirip hediye takdim ederek Osmanlı gemisini selâmlamak zorundalardı, ancak Venedikli denizciler bu geleneğe uymamışlardı. Gördüğü saygısız davranışa çok sinirlenen Turgut Reis de Venedik gemisini derhal topa tutarak ateşe vermişti.

İki devlet arasında güçbelâ sağlanan barış ortamının bozulmasından çeki­nen İstanbul'daki Venedik elçisi, gelişmeleri Turgut Reis'i kaptan-ı der­ya olan kardeşi Sinan Paşa'ya rakip gören Veziriazam Rüstem Paşa'ya anla­tarak şikâyette bulundu, veziriazam da denizciyi, önünü kesmek maksadıyla İstanbul'a çağırdı. Ancak, içine düştü­ğü durumun farkına varan Turgut Reis, veziriazamın emrine kulak asma­dı ve iki yıl boyunca "âsi" olarak Akdeniz'de dolaştı.

Osmanlı Devleti bu dönemde Kuzey Afrika'da siyasi mücadeleye girişti ve Trablusgarb'm, yani Libya'nın fethedilmesini isteyen Kanunî Sultan Süleyman, Turgut Reis'e bir Kur'an ile bir altın kılıç gönderip, "yeni seferde yardımda bulunursa bölgenin valiliğini kendisine vereceğini" söyledi.

Turgut Reis ile birleşen Osmanlı donanması ilk önce 1551 Temmuzu'nda Malta Adası'nı topa tutup yağmaladı, daha sonra da Libya'ya geçerek Trablusgarb Kalesi'ni kuşattı. Kalenin surlarında açılan büyük bir gedik direnişi kırdı ve kale kısa sürede teslim alındı.

Ancak, Kaptan-ı Derya Sinan Paşa Trablusgarb Vâliliği'ni Turgut Reis'e verdirtmeyip, başkasının atanmasını sağladı ve bunun üzerine büyük Türk denizcisi Osmanlı donanmasından ayrıldı. Turgut Reis'in donanmayı terketmesi üzerine levendlerin büyük çoğunluğu da önderlerinin ardından gittiler, bu gelişme üzerine Sinan Paşa kararından vazgeçmek zorunda kaldı ve Trablusgarb Valiliği istemeden de olsa Turgut Reis'e verildi.

Osmanlı Devleti'nin 1522'de Rodos'u almasından sonra adadan çıkarılan St. Jean Şövalyeleri, İmparator Şarlken tarafından Malta Adası'na yerleştirilmişler ve hükümdar, şövalyelerin aylarca süren direnişlerini övmek için Rodos'un kaybedilişini "Yeryüzünde hiçbirşey Rodos gibi güzel kaybedilmemiştir" diye değerlendirmişti.


Bardağı taşıran damla


St. Jean Şövalyeleri, Malta'da bulundukları sırada zaman zaman Türk gemilerine saldırmayı sürdürmüşler ve Osmanlı'nın aleyhine kurulan Preveze ve Cerbe gibi Haçlı ittifaklarında yeralmışlardı. Bu dönemde, İspanyollar'ın Fas sahillerinde Penon de Velez ve Gomora de Velez isimli iki adayı zaptetmesi üzerine Türk gemilerinin Akdeniz'deki güvenliği için Malta'nm fethedilmesi ihtiyacı doğmuştu.

Saray için birtakım eşyalar taşıyan bir Türk gemisinin Zenta ve Kefalonya Adaları arasında Malta korsanları tarafından zaptedilmesi bardağı taşıran son damla oldu ve Malta Şövalyeleri'nin Akdeniz'de Müslüman hacılara, tüccarlara ve yolculara verdikleri zararlar yüzünden 1565 Nisanı'nda adanın alınması kararlaştırıldı. Mustafa Paşa "Serdar", Piyale Paşa da "Kaptan-ı Derya" yapılarak adanın fethi için görevlendirildiler ve Piyale Paşa, irili ufaklı yaklaşık 200 gemiden oluşan donanmasıyla denize açıldı.

Semiz Ali Paşa, donanmayı uğurladıktan sonra geri dönerken, "Paşalarımız Malta Kalesi'ni helvadan sanıp yemek isterler. Tutumlarını ve kılmışlarını kalbim tutmadı, hatırıma hoş gelmedi ve söylemedik söz kalmadı. Anladım ki, nasihatim kulaklarına girmedi. Allah sonunu hayreyleye! Ola ki perişanlıklarını ben görmeyim, yetişeceğim Allah bilir. Hele göresiz bunlar işin sonunu nasıl bitireceklerdir" sözleriyle rahat bir başarı kazanacaklarını sanan devlet adamlarını eleştirmişti. Nitekim, Ali Paşa'nm vefatının ardından sefer başarısızlıkla neticelenecekti.

Komutanlar, sefere çıkılmadan önce "Fethe dair bütün işleri Turgut Reis halledebilir. O gelmeden hareket etmeyiniz. O'nun kararlarına kesinlikle karşı çıkmayınız" diye uyarılmışlar, lakin Mustafa ve Piyale Paşalar, Turgut Reis'i beklemeden adaya çıkıp Sentelen Kalesi'ni kuşatmışlardı. Limana yakın yerde bulunan bu kale ele geçirilirse gemilerin güvenliği sağlanacaktı.
Kuşatma sırasında bölgeye ulaşan Turgut Reis, Sentelen Kalesi'nin alınması fikrini doğru bulmadı, Sentanj Kalesi'nin düşürülmesi durumunda Sentelen Kalesi'nin zaten teslim olacağını öne sürdü ve diğer kaleyi fethetmeye gitti. Fakat, Haziran'm 18'inde kaleden atılan gülle bir taşa isabet etti, taştan kopan parça da Turgut Reis'i ağır yaraladı. Beş gün boyunca yaşam savaşı veren büyük Türk denizcisi, en sonunda şehid düştü ve naaşı Trablusgarb'a gönderilerek, burada bizzat yaptırdığı caminin yanındaki türbeye defnedildi.


Maketten çalıştılar


Sentelen Kalesi 1565'in 24 Haziranı'nda fethedilmesine rağmen, asıl hedef olan Malta Adası alınamamış ve sefer mevsiminin geçmesi üzerine kuşatma kaldırılarak İstanbul'a dönülmüştü. Osmanlılar, en büyük donanmalardan biriyle yaptıkları kuşatma öncesinde iyi bir savaş plânı hazırlamışlardı. Turgut Reis'in ada hakkındaki fikirleri alınmış, adaya casuslar gönderilmiş, hattâ Kanunî Sultan Süleyman adanın maketi üzerinde bizzat çalışmıştı, ancak plânlar tam manasıyla tatbik edilememişti.
Kuşatma sırasında Piyale Paşa ile Mustafa Paşa arasında yaşanan rekabet başarısızlığın ana sebeplerinden biriydi. Ayrıca, Turgut Reis'in kuşatmaya geç katılması da neticeyi etkilemişti. Malta Şövalyeleri de kuşatmayı birkaç ay önceden haber alarak kaleleri sağlamlaştırmışlardı.


Hüsranla bitti


Muhasara sırasında yapılan en büyük hata ise, adanın etrafının tamamen kontrol altına alınmayıp, dışarıdan gelen yardımların önlenememesiydi. Ordu ile ikmal noktaları arasındaki mesafenin uzunluğu ve ulaşım güzergahının güvensizliği yüzünden yaşanan mühimmat ve erzak sıkıntısı, Osmanlı birliklerini fazlasıyla zora sokmuştu. Mühimmatın gerekli bölgelere ulaştırılamaması, askerlerin hastalıklarla yorgun düşmeleri ve kuşatmanın yanlış yerden başlatılması yüzünden Malta Seferi hüsranla sonuçlanmıştı.

1565 Malta Kuşatması hakkında Avrupa'da pekçok kitap ve broşür yayınlanmış ve ardarda kazanılan zaferler sayesinde kazanılan "Yenilmez Türk" imajı, ilk defa bu muhasaradaki başarısızlık yüzünden sarsılmıştı.