Müze Reçetesi’ne Ne Dersiniz?

Abone Ol

Sevgili okur, bugün sana biraz "beyin fırtınası" değil, bildiğiniz "beyin kimyası" anlatacağım ama sıkılmak yok; işin ucu hepimizin gün içinde en az on kere "Sabır!" çektiği o stresli anlara dokunuyor.

Şimdi elinizi vicdanınıza koyun: En son ne zaman bir müzenin sessizliğinde, bir tablonun önünde "Acaba ressam burada ne hissetmiş?" diye düşündünüz? Yoksa hayatınız, köşeli binaların arasında, trafik cinnetiyle anlam arayışı arasında bir yerlerde mi sıkıştı?

Dopamin mi Lazım, Sanat mı?
Bakın, uzmanlar ne diyor: Sanatla uğraşmak, beyindeki dopamin oranını tam %15 artırıyormuş. Yani o çok sevdiğiniz peynir helvasını (hani şu Çanakkale’nin meşhur lezzeti gibi) yediğinizde aldığınız o muazzam haz var ya, işte bir sanat eseriyle hemhal olmak beyninizde tam olarak o ödül yolağını patlatıyor. Üstelik kalorisi de sıfır!

Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) verileri ise pek iç açıcı değil: Şehirde yaşayan bizlerde anksiyete bozukluğu %39, duygu durum bozukluğu ise %40 daha fazla görülüyor. Köşeli, gri, estetikten nasibini almamış binalar ruhumuzda resmen "mikro travmalar" yaratıyor. Oysa Barselona’ya bakın; Gaudi’nin o doğayla dans eden, yuvarlak hatlı binaları sayesinde insanlar sosyo-ekonomik durumları ne olursa olsun daha mutlu bir aidiyet hissiyle yaşıyorlar. Biz neden hala beton yığınlarını alkışlıyoruz, anlamak güç.

"Doktor Bey, Bana Bir Van Gogh Yazın!"
Artık bazı ülkelerde doktorlar ilaç yerine "müze reçetesi" yazmaya başladı. Şaka değil, bilimsel gerçek! Çocukluk ve gençlik yıllarında sanatla ilgilenen birinin 30’lu yaşlarına geldiğinde depresyona girme riski %45 oranında azalıyor. Neden mi? Çünkü beyinde BDNF denilen ve sinaptik bağlantıları hızlandıran o mucizevi protein, sanatla uğraşınca tavan yapıyor. Depresyonda ise bu protein yerlerde sürünüyor.

Sol beynimizin o "analitik, hesapçı, rasyonel" dırdırını biraz susturup, sağ beynimizin estetik ve duygusal zekasına yer açalım. Sanat sadece bir "kaçış" değil, hayatın ta kendisiyle, o gri gerçeklikle en şık yüzleşme biçimidir.

Daha Çok Park, Daha Çok Sokak Sanatı!
Sokaklarda güzel eserlerin, estetik dokunuşların olması sadece "göz zevki" meselesi değil; bir güvenlik meselesidir. Çünkü estetik, aidiyet duygusunu artırır ve aidiyetin olduğu yerde şiddet barınamaz.

Bu Müzeler Haftası’nda kendinize bir iyilik yapın. Eczaneye değil, en yakın müzeye gidin. Kortizol seviyenizi (stres hormonunuzu) net bir şekilde düşürmenin yolu, o tablodaki bir fırça darbesinde gizli olabilir. Eğitim sisteminden ebeveyn rutinlerine kadar müze gezilerini hayatımızın bir parçası yapmalıyız.

Daha fazla park, daha fazla sokak sanatı ve doğayla bütünleşmiş bir estetik için biraz daha "talepkar" olmaya ne dersiniz? Yoksa o köşeli binaların ruhunuzu kemirmesine daha ne kadar izin vereceksiniz?
Unutmayın, sanatla iyileşmek lüks değil, bir zorunluluktur.
Sanatla ve estetikle kalın!

Not: Bu yazıdaki tıbbi ve istatistiksel veriler Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar’ın paylaştığı bilimsel çalışmalara dayanmaktadır.