17 Kasım dünya Prematüre Günü, pek çok insan için önemsiz belki ama prematüre anneleri için büyük anlamlar taşır. Erken doğan bebeklerin ve ailelerinin yaşadığı sorunlara karşı duyarlı olmayı yaygınlaştırmak adına 17 Kasım günü pek çok noktanın mor renk ile renklendirildiğini ve bu bebeklere dikkat çekmek isteyenlerin mor kıyafetler giyerek duyarlılığı arttırmayı hedefledikleri bir gün.
Peki neden mor renk? Bu bebekler hayata solunum sıkıntısı çekerek gelirler ve rahat nefes alamamanın vermiş olduğu sıkıntı yüzünden derileri genellikle mor renktedir. Ayrıca ciltleri tam gelişmeden dünyaya geldikleri için derileri uzunca bir dönem mor renge dönüktür. Nefes akmasını sağlayan hortumların içinde neredeyse kaybolacak kadar minik olan bu mucize bebekler yaşam mücadelesini kazandıklarında da diğer sağlıklı bebekler gibi yaşamlarına devam edemiyorlar, çok büyük hassasiyet ve özel bakımla hayata tutunabiliyorlar.
Bende bir prematüre annesiyim. Bizler sağlıkla bebeklerini kucaklarına alıp rahat rahat büyütebilen anneler olmadığımız için, dünyamız bebeğimiz olmak zorunda. Aniden nefessiz kalıp morarabilir, ona uyaran vererek yeniden nefes almasını sağlamak zorunda olduğumuz gecelerimiz olur. Hayatta kalması için kendimizi unutmak zorundayızdır, sadece onun nefesidir hayatınız. Yaşama sebebiniz onu hayata tutundurmaktan başka hiçbir şey değildir artık. Bunun için prematüre bebeklerin meleği Prof. Dr. Nuray Duman’a buradan sevgilerimizi ve saygılarımızı minnetle sunuyorum. Bizlerin yüzü sizler sayesinde gülüyor.
Dans bir tutkuymuş
Bu ara tatil bize çok iyi geldi. Rüya ile yeni keşiflere çıktık. Sınıf Öğretmeni Fulya Özgen, bir konuşmamızda kızım için ‘’Rüya dans kulübünü seçerse çok mutlu olur, dans ederken çok mutlu olduğunu gözlemledim’’ demişti. Rüya da dansa hiç yeteneği olmayan bir çocuk, en azından ben öyle zannediyormuşum. Bu benim kulağımın bir köşesinde kaldı. Tatile de girince boş zaman geçirmesin diye özel dans dersi aldırmaya karar verdim. Çok sevgili öğretmeni Fulya Özgen’e buradan da teşekkürlerimi ve minnetlerimi sunup maceramızı anlatmaya geçiyorum…
Future Dance ‘in kurucusu Cemre Şimşek’e Rüya hayrandı. Hep onun videolarını izliyordu. Sevgili Cemre’ de bizi kırmadı ve Rüya’ya özel ders vermeye başladı. Daha ilk derste harikalar yarattılar, ben Rüya’yı almaya giderken Cemre Öğretmenin attığı videoyla şaşkına döndüm. Rüya çok güzel dans ediyormuş ve ben bunu hiç fark etmemişim. İyi öğretmen bu hayatta her şeydir. Sınıf öğretmeninin öngörüsü ve Cemre Öğretmenin emeğiyle muhteşem bir performans çıktı.
Cemre Öğretmen dansa aşık biri. Öyle ki yıllardır dans etmeyen beni de ‘’Anınız olur, hiphop dersimize anne kız ikinizi istiyorum, sizde gireceksiniz’’ dedi. Ne kadar dirensem de karşı koymak ne mümkün? Bana da hiphop yaptırdı ve videolarımızı çekti. Bunlar harika anılar diye diye bana her hareketi yaptırdı. Bu ne kadar güzel bir enerji, ne kadar mutluluk saçan bir atmosferdi kelimelerle anlatamam. Ders sonunda üçümüzün de senkronizasyonu tutturduğu bir dans videomuz vardı. Cemre Özkan videoları da youtube’ta var. Lastik öğretmenimizde bizde yeni bir tutku yarattı veee tabii ki dansa devam edeceğiz.
Çıkamayan kaset
Tatilin son günlerinde de çok sevdiğim yengem, rahmetli babamın seksenlerde yaptığı arabesk albüm kasetini bana gönderdi. Dinleyebilmek için kaset çalar bulmam biraz zaman aldı, bulmayı başardım. Baban muhteşem bir tenördü ve bu albümde kendi yazdığı sözler, müzikler yer alıyordu. Dinlerken yanımda Rüya’nın olması büyük bir güç oldu. Acı çekerek değil keyif alarak, anarak babamın şarkıların dinleyebilmemi sağladı.
Şarkıları Rüya’da mırıldanmaya başladı, çok arabesk, acı, aşk, isyan dolu bir albüm. Rüya bu şarkıları söyleyip ünlendirebileceğini söyledi. Dedesinin şarkılarını dinlemek değişik bir duygu tabii. Rüya da kendi kendine beste yapmaya çalışıyor. Dedesinden ona miras, müzik yeteneği. Bende Rüya yaşındayken bu kaseti dinliyordum. Okula giderken bütün yollar babamın ‘’Arabeskte yeni isim Mutuş’’ afişleriyle dolu oluyordu. O yıllar babam Coşkun Sabah ve Harika Avcı ile sahne alıyordu ve ben kuliste Harika Avcı ile Barbie bebek diye oynuyordum. Ata Demirer’in Bursa Bülbülü filmini izlerken çok duygulanmıştım, çünkü o film o yıllarda babamın yaşadıklarını anlatıyordu. Çıkamayan kaset…