OMOTENASHİ RUHU

Abone Ol

Ege’de Garsonluk: Tabak Taşımak Değil, Şehrin İmajını Taşımaktır…”Garsonlar Günü” Yazımı paylaştıktan sonra onlarca mesaj aldım. Turizmciler yazdı… İşletmeciler yazdı…Garsonlar yazdı… Hatta öğrenciler bile yazdı.Herkes aynı şeyi söyledi ve sordu: “Tamam Serdar Bey… Haklısınız… Ama bu anlattığınız insan kalitesindeki bu garsonları nereden bulacağız?”

Sevgili okur sana acı ama gerçek cevabı vereyim: Bulmayacağız. Yetiştireceğiz. Çünkü mesele artık personel aramak değil. İnsan yetiştirme meselesi. Ve Ege’nin geleceğini belirleyecek en kritik konu da gençlerimiz çoktan hazır, yeterki fırsat ve değer verilsin. Ve inanın dünyadaki en büyük turizm şehirleri bu sorunu yıllar önce fark etti.

İspanya’da… İtalya’da… Fransa’da… Dubai’de… Yunan adalarında… Garsonluk artık “geçici iş” değil; turizm diplomasisinin parçası olarak görülüyor. Çünkü bir turist ülkeye önce havaalanından değil; insan davranışından giriş yapıyor.

“DÜNYA ARTIK GARSON YETİŞTİRİYOR”
İsviçre’ye bakalım; dünyanın en prestijli otelcilik okullarında öğrenciler önce servis öğreniyor. Neden biliyor musunuz? Çünkü dünyanın en büyük zincirleri şunu fark etti: İyi servis verilmezse en lüks yatırım bile sıradanlaşır.

Dubai’de bazı restoranlarda çalışan personelin aylarca “iletişim psikolojisi” eğitimi aldığı biliniyor. Japonya’da ise hizmet sektöründe “Omotenashi” diye bir kavram var. Yani: “Müşteri daha istemeden ihtiyacını hissedebilmek.”

Bakın bu ne kadar ince bir seviye!.. Bizde ise hâlâ birçok işletme garson ilanına şunu yazıyor: “Tecrübeli eleman aranıyor. Bu düşünce sistemi hem zamanın ruhuna aykırı hem de Ege’yi taşımaya yetmez!.. Çünkü bugün sadece tabak taşıyan değil; duygu taşıyan insanlar gerekiyor.

“BENCE KIYI EGE’DE YENİ BİR MODEL KURULMALI”
Bakın bu konu çok net ve açıkça söylüyorum: Kıyı Ege’nin artık klasik personel anlayışından çıkması gerekiyor. Benim önerimse şu: Turizm sezonu başlamadan önce “Kıyı Ege Garson Akademisi” gibi ortak bir yapı kurulmalı.

Peki şimdi de kim kurmalı diyeceksiniz? Tabii ki; Belediyeler, otelciler, restoranlar, ticaret odaları, turizm okulları, STK’lar hep birlikte. Ve burada sadece servis değil; İletişim, beden dili, kriz yönetimi, yabancı dil, şehir kültürü, psikoloji, ilk yardım, turist davranışı eğitimleri verilmeli. Çünkü bugün Kıyı Ege’nin ihtiyacı sadece çalışan değil. Şehir temsilcisi.

OMOTENASHİ RUHU
Mutlaka size de olmuştur…Çok yıldızlı bir otele ya da restauranta gidersiniz yıldızsız çalışanlar sizi mutsuz eder, yıldızsız bir işletmede de 5 yıldız hizmet yüzünüzü güldürebilir…Demek ki benim iki gündür köşe yazılarımda tanımladığım ve turizmin gizli kahramanları olarak sizlere servis ettiğim garsonlar ve servis çalışanlarını bulmak ve çalıştırmak imkansız değil… Böyle oteller ve işletmeler personellerini kendileri yetiştiriyor. Etik değerleri adeta beyinlerine nakış gibi işliyorlar ve tabaktaki ürünün kalitesine yakışır garson davranışını da yanında servis ediyorlar.. Bu uygulama tesadüf değil… Ulaşılabilir bir gerçek.
Japon kültüründe Omotenashi diye tanımlanan çok özel bir misafirperverlik anlayışı var.
Kelime anlamından çok daha derin bir felsefe. Kısaca şunu anlatır: “Karşındaki insanın ihtiyacını, o söylemeden hissedebilmek.” İşte ben de tam da bundan bahsediyorum.

Bu yüzden Japonya’ya giden birçok turistte, Kıyı Ege’de bir işletmeye giden insanlar da aynı şeyi söyler: “Kimse bana rol yapmadı, ama herkes gerçekten değer verdi.” Yani anlatmak istediğim sadece servis yapmıyorlar, insanı gerçekten önemsiyorlar. Bir misafirin : Üşüdüğünü fark etmek, yorulduğunu anlamak, suyu bitmeden doldurmak, yön sormadan yardımcı olmak, kendini özel hissettirmek… İşte bunların hepsi “Omotenashi” kültürünün parçasıdır. Belki de turizmin geçek ortak dili budur. Omotenashi’de amaç bahşiş almak değildir. İnsana saygı göstermek kültürün kendisidir.

Turizm dünyasında bugün Omotenashi kavramı: Deneyim yönetimi, duygusal servis, premium müşteri ilişkisi gibi alanlarda örnek model olarak gösteriliyor. Ve açık söylemek gerekirse… Ege’deki marka şehirlerin geleceğinde kesinlikle “Omotenashi ruhu” gerekiyor. Çünkü artık insanlar sadece yemek değil, kendilerini nasıl hissettiklerini hatırlıyor.

“GARSONA MAAŞ DEĞİL, DEĞER VERMEK GEREKİYOR”
Sevgili okur : Çok önemli bir kırılma daha var… Türkiye’de hizmet sektöründeki en büyük sorunlardan biri şu: Çalışan kendini geçici hissediyor. Aidiyet yok. Değer hissi yok. O yüzden insanlar işi değil…Kaçışı düşünüyor.
Ama dünyada başarılı turizm markaları artık şunu yapıyor: Personeline sadece maaş değil, kariyer hissi veriyor. Örneğin Singapur’daki bazı otellerde başarılı servis personelleri zamanla: Sosyal medya yüzü oluyor, eğitimci oluyor, marka temsilcisi oluyor, hatta yatırım ortağı olabiliyor.Yani insan kendini “garson” değil, sistemin önemli parçası hissediyor. Kıyı Ege’de de bu dönüşüm şart.

“SEZONLUK DEĞİL, KÜLTÜREL MODEL OLMALI”
Bir başka hata da şu: Biz turizmi hâlâ sezonluk düşünüyoruz. Oysa dünyadaki marka şehirler turizmi kültürel sistem olarak görüyor. Bakın Alaçatı’da…Urla’da… Datça’da…Marmaris’te… aynı sorun yaşanıyor. Kalifiye insan eksikliği büyüyor. Çünkü gençler Z kuşağı artık sadece maaşa değil. Saygıya bakıyor.
Kimse bağırılan yerde çalışmak istemiyor. Kimse değersiz hissetmek istemiyor. Ve açık söylüyorum: Bir işletmenin çalışanına davranış biçimi artık müşteriden gizlenemiyor. Çünkü enerji bulaşıyor. Mutsuz çalışan bütün mekânın havasını düşürüyor.

“BENCE GARSONLUK MESLEĞİNİN İMAJI DEĞİŞMELİ”
Belki de en büyük problem burada. Toplum olarak hâlâ garsonluğu küçümseyen bir bakış var. Oysa dünyanın en pahalı restoranlarında servis personelleri sanatçı gibi yetiştiriliyor. Michelin yıldızlı restoranlarda bazen garsonun eğitimi aşçıdan daha uzun sürüyor. Çünkü servis artık sahne performansı kabul ediliyor. Ve bence Türkiye’de de artık şu cümleyi kurmamız gerekiyor: Garsonluk geçici iş değil. İletişim sanatıdır.

“KIYI EGE’NİN GELECEĞİ İNSAN KALİTESİNDE GİZLİ”
Bakın bu durum çok açı; Kıyı Ege’nin geleceğini sadece yeni oteller kurtarmayacak. Yeni marinalar da yetmeyecek. Asıl farkı oluşturacak şey: İnsan kalitesi olacak.
Çünkü artık dünya: Kendini nasıl hissettiğini. Ve bazen içten bir “hoş geldiniz” cümlesini satın alıyor… Bu anlayış milyon dolarlık reklam kampanyalarından daha büyük etki bırakıyor. Belki de Kıyı Ege’nin yeni turizm sloganı şu olmalı: “Manzaramız güzel…
Ama insanımız daha güzel.”