ŞEFFAFLIK İLE ZAMANLAMA ARASINDAKİ İNCE ÇİZGİ

Abone Ol

Günümüzde insanlar artık yalnızca sonuçları değil, süreçleri de görmek istiyor. Vatandaş,
çalışan, yatırımcı ya da tüketici fark etmiyor; herkes “Bana ne oldu?” sorusundan önce “Neler
yaşanıyor?” sorusunun cevabını merak ediyor. İşte bu noktada şeffaflık kavramı önem
kazanıyor. Ancak şeffaf olmak kadar, neyi ne zaman açıklayacağını bilmek de ayrı bir mesele
haline geliyor. Çünkü bazen erken söylenen bir söz zarar verebilirken, geç söylenen bir söz de
güveni yıkabiliyor. Şeffaflık ile zamanlama arasındaki ince çizgi tam da burada ortaya çıkıyor.
Eskiden birçok kurum ve yönetim anlayışı, bilgiyi elinde tutmayı güç göstergesi olarak
görürdü. “Zamanı gelince açıklarız” anlayışı yaygındı. Fakat iletişim çağında bilgi artık dört
duvar arasında kalmıyor. Bir haber birkaç dakika içinde milyonlarca kişiye ulaşabiliyor.
İnsanlar sosyal medya aracılığıyla anında bilgi alıyor, yorum yapıyor ve tepki gösteriyor. Böyle
bir dönemde sessiz kalmak da bir mesaj haline geliyor.
Ancak burada önemli bir soru ortaya çıkıyor: Her şeyi anında açıklamak doğru mudur?
Örneğin bir şirket düşünelim. Üretim hattında önemli bir sorun yaşandı. Şirket yöneticileri
daha olayın nedenini tam olarak anlamadan çıkıp açıklama yaparsa, eksik bilgi daha büyük bir
karmaşaya yol açabilir. Birkaç saat sonra gerçekler farklı çıkarsa insanlar bu kez “Bize yanlış
bilgi verildi” diyebilir.
Diğer taraftan şirket günlerce sessiz kalırsa bu kez de söylentiler büyür. İnsanlar boşluğu
kendi yorumlarıyla doldurur. Bir kişinin söylediği iddia, kısa süre içinde gerçek gibi yayılabilir.
Sonunda şirket ne kadar doğru açıklama yaparsa yapsın güven kaybı yaşanabilir.
Demek ki mesele yalnızca şeffaf olmak değil; doğru zamanda doğru bilgiyi paylaşabilmektir.
Bu durum sadece şirketlerde değil, ekonomide de sık görülüyor. Ekonomik gelişmeler
konusunda yapılan açıklamaların zamanlaması piyasaları doğrudan etkileyebiliyor. Örneğin
bir merkez bankasının alacağı kararlar önceden yanlış şekilde duyulursa piyasalar gereksiz
dalgalanabilir. Döviz hareketleri hızlanabilir, yatırımcı paniğe kapılabilir.
Ama tam tersine, önemli ekonomik gelişmeler uzun süre gizlenirse de sorun büyüyebilir.
İnsanlar güven duygusunu kaybetmeye başlayabilir. Çünkü ekonomi sadece rakamlarla değil,
beklentilerle de hareket eder. Güvenin kaybolduğu yerde belirsizlik büyür. Belirsizliğin
büyüdüğü yerde de insanlar frene basar.
Esnaf yatırım yapmaz.
İş insanı beklemeye geçer.
Vatandaş harcamasını azaltır.
Sonuçta ekonomi yavaşlamaya başlar.
Aslında hayatın içinde de aynı durum vardır. Bir ailede yaşanan ekonomik sıkıntıyı düşünelim.
Eğer sorun hiç konuşulmazsa, aile bireyleri yaşanan değişimleri fark eder ama nedenini

anlayamaz. Bu durum kaygıyı artırabilir. Fakat her ayrıntı düşünülmeden ve hazırlık
yapılmadan anlatılırsa bu kez gereksiz korku oluşabilir.
Bir doktorun hastasına yaklaşımı da buna benzer. Hastaya doğru bilgi verilmesi gerekir; ancak
bilginin nasıl ve hangi sırayla verileceği de önemlidir. Bir anda bütün bilgiyi kontrolsüz
biçimde vermek ile süreci dikkatli şekilde anlatmak arasında ciddi fark vardır.
Şeffaflık bazen yanlış anlaşılıyor. Bazı insanlar şeffaflığı “her şeyi her an söylemek” şeklinde
görüyor. Oysa şeffaflık; gizlememek, dürüst olmak ve gerekli bilgiyi doğru zamanda
paylaşmaktır. Çünkü bilgi de ilaç gibidir. Doğru dozda ve doğru zamanda fayda sağlar. Yanlış
zamanda kullanılırsa zarar verebilir.
Özellikle kriz dönemlerinde bu denge daha da hassas hale geliyor. Çünkü kriz anlarında
insanlar belirsizliği sevmez. Sessizlik çoğu zaman korkuyu büyütür. Bu nedenle yöneticilerin,
kurumların ve karar vericilerin toplumla bağını koparmaması gerekir.
“Şu anda tüm detaylar elimizde değil ama süreci takip ediyoruz” demek bile bazen tamamen
susmaktan daha değerlidir. İnsanlar mükemmel açıklama beklemeyebilir ama samimiyet ve
düzenli bilgi akışı bekler.
Bugünün dünyasında güven, para kadar değerli hale gelmiştir. Güven bir günde oluşmuyor
ama bir yanlış zamanlama yüzünden kısa sürede zarar görebiliyor. Çok erken açıklama
yapmak da çok geç açıklama yapmak da risk taşıyor.
İnce çizgi tam burada başlıyor.
Bir tarafta gizlemek var.
Diğer tarafta acele etmek var.
Asıl başarı ise ikisinin ortasında doğru dengeyi kurabilmekte yatıyor.
Çünkü insanlar sadece gerçeği duymak istemiyor; o gerçeğin doğru zamanda, doğru şekilde
söylenmesini de bekliyor. Şeffaflığın gerçek gücü de tam olarak burada ortaya çıkıyor.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar
Zaferozcivan59@gmail.com