Şımartılan ve Unutulan Can Dostlar

Abone Ol

Bugün 11 Nisan. Sosyal medyada biraz dolaş, daha ikinci kaydırmada ne göreceğini az çok biliyorsun. Pusetlerde gezdirilen köpekler, fırfırlı elbiseler giymiş kediler, önüne pasta konmuş “doğum günü çocukları”… Altında kalpler, “iyi ki varsın”, “oğlum benim”, “prensesim” cümleleri… … Çünkü bugün:”Evcil Hayvanları Şımartma Günü” Bir günlüğüne herkes çok iyi bir insan oluyor. Herkes çok şefkatli.Bugün herkes çooookkkkk seviyor. Bugün herkes şefkatli.
Ama mesele zaten bir gün iyi olmak değil. Mesele, ertesi gün de aynı kalabilmek.
Birkaç gün önce “Sezonluk Köpekler” diye yazmıştım. Yaz gelince alınan, sonbaharda bırakılan… Çocuk istedi diye eve giren, çocuk sıkılınca kapı dışarı edilen… Tüy döküyor diye vazgeçilen, taşınırken “yer yok” denilip gözden çıkarılan… İşte bugün gördüğümüz o renkli, sevimli paylaşımlar, aslında o hikâyelerin süslenmiş hali.
Biz bir şeyi çok seviyoruz. Ama sürdüremiyoruz.
Bir köpek alıyoruz mesela. İlk gün her şey hazır. İsmi bile önceden düşünülmüş: Luna, Max, Tarçın… Ona yatak alıyoruz, mama kabı seçiyoruz, oyuncaklar diziyoruz. Sonra iş büyüyor; kıyafetler, aksesuarlar, tasmalar… Bir süre sonra o köpek, bizim sevgimizin vitrinine dönüşüyor. Paylaşıyoruz, gösteriyoruz, gururlanıyoruz. Gerçekten seviyoruz da. Ama o sevgi sabır istediğinde, işte orada tökezliyoruz.
Çünkü sevgi emek ister. Emek ise hevesle karıştırıldığında yarım kalır.
Bir pet shop sahibinin anlattığı bir hikâye var, aklımdan çıkmıyor. Adamın biri geliyor, dört tane köpek ayakkabısı istiyor. Satıcı soruyor, “Ne yapacaksın?” diye. Cevap net: “Köpeğime giydireceğim… ama dışarıda değil, evde.” Neden? “Parkeler çiziliyor.”
İşte o an anlıyorsun… mesele köpek değil.
Köpek o ayakkabıyı sevdiği için giymiyor. Kedi o elbiseyi istediği için taşımıyor. Onlar sadece bizimle kalabilmek için ses çıkarmıyor. Bizimle bağını kaybetmemek için katlanıyor. Ama biz onları kendimize benzetmeye çalışıyoruz. Kendi zevkimize göre şekillendiriyoruz. Ve bir noktadan sonra sıkılıyoruz.
Gerçek şu ki, insanların büyük bir kısmı hâlâ hayvanları pet shoplardan ya da üreticilerden alıyor. Özellikle köpeklerde bu oran daha da yüksek. Çünkü işin içine “ırk” giriyor. Golden olsun, French Bulldog olsun, Pomeranian olsun… Sanki katalogdan seçer gibi seçiyoruz. Sanki bir canlı değil de ürün alıyoruz.
Barınaklar mı? Orası zor geliyor. Çünkü orada marka yok. Orada hikâye var. Bekleyiş var. Kırılmışlık var. Ama en çok da göz var… bakan, anlamaya çalışan, “beni de seçer misin?” diye soran.
Oysa en gerçek bağ orada kuruluyor.
Bir gün Bodrum’da, bir alışveriş merkezinde düzenlenen etkinlikte barınaktan getirilen köpekler vardı. İnsanlar gelip seviyor, fotoğraf çekiliyor, sonra hayatlarına devam ediyordu. Tam o sırada iri, siyah bir köpek bir anda hareketlendi. Herkes bir an durdu, gerildi. Nereye gidecek diye…
Gitti. Kalabalığın içinden birini buldu.
Otuz yaşlarında bir gençti. Köpek doğrudan ona yöneldi. Yaklaştı, durdu ve başını onun göğsüne koydu. Ama öyle kısa bir temas değil… resmen sarıldı. Boynuna uzandı, gözlerini kapattı. Sanki yıllardır tanıyormuş gibi.
Orada zaman durdu.
Genç önce ne yapacağını bilemedi. Sonra o da sarıldı. Kimse konuşmadı. Altı, belki yedi dakika… sadece öyle kaldılar. Sessiz ama çok güçlü bir bağ vardı. Sonra köpek geri çekildi. Göz göze geldiler.
Genç sadece şunu söyledi: “Tamam… anladım.”
Ve birlikte gittiler. İşte sahiplenmek bu. Parayla almak değil. Bir bağ kurmak. Bazen biz seçmiyoruz. Bazen onlar seçiyor.
Sokakta gördüğün bir köpek sana bakıyorsa, o bakış boşuna değil. Belki dün bırakıldı. Belki aylar önce. Belki hâlâ bir kapının önünde bekliyor. Her geçen arabaya “o mu?” diye bakıyor. Çünkü onlar unutmaz. Biz unutuyoruz.
Sokakta gördüğümüz hayvanların büyük bir kısmı aslında sokak hayvanı değil. Ev hayvanı. İnsana alışmış, sevgiye alışmış, mama kabına alışmış. Sonra bir gün… kapı kapanıyor. Ve o alıştığı hayat bir anda bitiyor.
Sonrası zor. Aç kalıyorlar. Korkuyorlar. Kendilerini koruyamıyorlar. Diğer hayvanların arasına karışamıyorlar. Ve evet… bazen saldırganlaşıyorlar. Sonra ne diyoruz?
“Sokak köpekleri tehlikeli.” Hayır. Terk edilmiş bir canlı, hayatta kalmaya çalışıyordur.
Bugün 11 Nisan. Evcil hayvanları şımartma günü. Şımart, sev, sarıl… ama sadece bugün değil. Kendine dürüst bir soru sor: “Ben onu gerçekten seviyor muyum, yoksa onun üzerinden kendimi mi iyi hissediyorum?”
Çünkü gerçek sevgi; süslemek değildir. Sahip çıkmaktır. Gerçek sevgi; paylaşmak değildir. Devam etmektir. Gerçek sevgi; hevesle başlayıp vazgeçmek değil, ne olursa olsun yanında kalmaktır.
Ve eğer bir gün bir can dostu hayatına almak istersen… önce bir barınağa git. Sessizce dolaş. Gözlerine bak. Hikâyelerini hisset.
Belki sen birini seçersin. Ama asıl mesele şu: Belki biri seni seçer.
Ve inan ki, o gün… ilk kez gerçekten sevildiğini anlarsın.