Bu bayram tatilinde ruhunuzu nerede dinlendireceksiniz; bir şezlongun yalnızlığında mı, yoksa bir gönlün sıcaklığında mı?

Telefon ekranlarında biletler, yollarda kilometrelerce stop lambası kuyruğu... Herkes bir yerlere “kaçıyor”. Benimse, şu soru zihnimin baş köşesinde asılı: Eğer gittiğimiz tatilse, bizim o kadim “bayramımız” nerede?

Eskiden bayramı “idrak ederdik”, şimdi ise sadece “değerlendiriyoruz”. Çocukluğumuzda “Geleneksel Bayram Kültürü” müz vardı. Heyecanla beklerdik bayramın gelmesini; bayramlık elbise ve ayakkabılarla uyur, el öperken büyüklerimizden aldığımız dualarla gururlanırdık. Gençliğimizde Ege bölgesi tatilleri modası başladı…Bizler ayıpladık, hevesliler umursamadı. Orta yaşta bayramlar tatile dönüştü…Günümüzde ise bayramın adı kaldı içini tatsız bir “tatil kültürü” aldı. Bayramın bir ruhsal eşik olduğu çoktan unutuldu, artık bayram tatillerinin adı: Yıllık izin bütçesine sıkıştırılmış bir “boş zaman” dilimi. Şezlong kapma telaşı, el öpme merasiminin önüne geçti.

Bu durumun arkasında sosyolojik bir “duvar” var dostlar:
Bireysel İzolasyon: Modern tatil, “her şey dahil” otellerin duvarları arasında bizi dünyaya kapatıyor. Sosyal medya filtreleriyle kendimizi “en iyi yerde” sanırken, aslında “en yalnız” yerdeyiz.

“Ben” vs “Biz” Çatışması: Bayram, sınırları kaldırmaktı, küskünleri barıştırmaktı. Tatil ise bizi “ben” parantezine sıkıştırıyor. Fiziksel olarak dinlenmiş ama ruhsal olarak aç dönmemizin sebebi bu: Gönül onarımını unuttuk! İnsanın ruhu; bir dosta sarıldığında, bir büyüğün hayır duasını aldığında, bir çocuğun gözündeki o saf sevinci gördüğünde gerçekten dinlenir.

İşte hayatımızdan sessizce çekilen o “bereket” var ya; sadece cüzdanlarımızdan değil, o paylaşılmayan bayram sofralarından da eksildi.
WhatsApp’tan kopyalanmış toplu mesajlarla vicdanı rahatlattığımızı sanıyoruz. Ama o dijital kolaylık, bir yaşlının duasının yerini tutmuyor.

Bayramı Kurtarma Reçetesi:

1. Gönül Köprüsü: Yola çıkmadan sadece iki saatini ayır; o çoktandır sesini duymadığın teyzeyi, amcayı mutlaka ara veya ziyaret et.

2. Yerel Dokunuş: Otelin duvarından çık, gittiğin yerdeki esnafa, o köy kahvesindeki amcaya “Hayırlı bayramlar” de. İnsan dokunuşunu hatırla.

3. Dijital Oruç: Mesaj kopyalamayı bırak, sesi duy. İnsanın ruhu, bir dostun sesinde dinlenir, şezlongda değil.

Dostlar, bu tatilde sadece kaçıyor musunuz, yoksa gerçekten bayramlaşmaya mı gidiyorsunuz? Yorumlarda buluşalım!