Yeni bir meslek doğdu: “Anne Stratejisti.” Eskiden çocuklar kavga eder, beş dakika sonra aynı topun peşinde koşardı. Şimdi ise olay yeri inceleme ekibi gibi anneler devrede: “O sana bunu dediyse sen de şunu de, ama yüzüne karşı deme, teneffüste söyle, öğretmen görmesin.” Küçük çaplı diplomasi trafiği, Birleşmiş Milletler’e taş çıkartır.
Çocuklar arkadaş mı? Yok canım, onlar minyatür siyasetçiler. Birinin doğum günü var diye sevinmek yerine, “Kim çağrıldı, kim çağrılmadı, kim ne hediye aldı, kim story attı?” analizleri yapılıyor. Hediye seçimi bile bir tür satranç hamlesi: “Biz daha pahalısını alalım, mesaj verelim.” Çocuk daha kalem kutusunu kaybediyor, annesi algı yönetimi peşinde.
Oysa biri çıkıp da “Sevin birbirinizi, arkanızdan konuşmayın, ayıp” dese dünya dönmeye devam edecek. Ama yok; bizde her şey bir “strateji.” Çocuklar teneffüste ip atlayacak yerde, zihinsel PowerPoint sunumu yapıyor: “Plan A: Küserim. Plan B: Barışırım ama mesafeli.” Beşinci sınıfta duygusal NATO kurulmuş, hayırlı olsun.
Konuşulan konulara bakıyorsun; kitap yok, hayal yok, “şu filmdeki sahne ne güzeldi” yok. Onun yerine “O bana bakmadı, bu bana şöyle dedi.” Yani gündem: mikro kırgınlıklar, makro dedikodular. Birisi de çıkıp demiyor ki, “Sizin dünyanız bu kadar küçük olmamalı.” O cümle söylenmeyince, çocukların ufku da WhatsApp grubu kadar oluyor.
Bizim çocukluğumuz mu? Daha az “strateji”, daha çok samimiyet. Kavga ederdik, küserdik, sonra bir simitle barışırdık. Kimse bize “itibar yönetimi” öğretmedi, iyi ki öğretmedi. Bize söylenen en keskin cümle şuydu: “Kendinden biraz daha iyilerle arkadaşlık kur, yeni şeyler öğren.” Ne büyük lüksmüş meğer—insanı büyüten bir hedef, küçülten bir hesap değil.
Şimdi ise bazı anneler, çocukların kalbine değil, ilişkilerine taktik yazıyor. Sonuç? Küçük yaşta büyük yorgunluk. Herkes birbirini tartıyor, kimse kimseyi tanımıyor. Çünkü strateji, samimiyetin en hızlı katilidir.
Belki de çözüm basit: Çocukları çocuk gibi bırakmak. Onlara bir iki iyi cümle vermek, gerisini hayatın kendisine bırakmak. Çünkü arkadaşlık, planla değil, kalple kurulur. Ve evet, arada bir kaybetmek de öğretir—ama en çok da büyütür.
Kısacası sevgili “anne stratejistleri”, biraz geri çekilin. Dünya, sizin müdahale etmediğiniz anlarda da dönüyor. Hatta çoğu zaman, daha güzel dönüyor.