Toprağın Yalnızlaşan İnsanları

Abone Ol

Mayıs geldi mi Ege başka kokar…
Bodrum’da begonviller açar, Muğla’da zeytin dalları güneşe döner, Fethiye’de seralar nefes almaya başlar. Yaz sezonu kapıyı çalar. Oteller hazırlanır, festivaller konuşulur, sahiller hareketlenir.
Ama tam bu günlerde kimsenin çok yüksek sesle konuşmadığı başka bir hazırlık daha vardır.
Toprağın hazırlığı…
Sabaha karşı traktör sesiyle başlayan bir hayat vardır bu coğrafyada. Şehir daha uyanmadan çalışan insanlar vardır. Ellerinde nasır, yüzlerinde güneş izi taşıyan insanlar…
Bugün Dünya Çiftçiler Günü.
Ve bence bu sadece bir kutlama günü değil; vicdan muhasebesi günü.
Çünkü biz yıllardır çiftçiyi alkışlıyoruz ama gerçekten duyuyor muyuz, emin değilim.
Sofraya Gelen Her Şeyin Görünmeyen Hikâyesi
Modern şehir hayatı insanı üretimden kopardı. Artık çoğu çocuk domatesin markette yetiştiğini sanıyor. Sütü kutuda görüyor, zeytini kavanozda tanıyor.
Oysa bir zeytinin arkasında aylarca süren bir bekleyiş var.
Tarım sadece ekonomi değildir.
Tarım aynı zamanda psikolojidir.
Çünkü çiftçi umutla çalışan insandır.
Yağmur yağarsa başka stres…
Yağmazsa başka stres…
Don korkusu…
Maliyet korkusu…
Borç korkusu…
Türkiye’de yapılan araştırmalarda çiftçilerin önemli bölümünün ekonomik kaygı nedeniyle yüksek stres yaşadığı belirtiliyor. Özellikle son yıllarda artan mazot, gübre ve yem fiyatları, üreticinin psikolojik yükünü daha da ağırlaştırdı.
Bugün birçok çiftçi sadece tarlasını değil, moralini de ayakta tutmaya çalışıyor.
Turizm Konuşuyoruz Ama Tarımı Unutuyoruz
Ege’de yaz denince herkes turizmi konuşuyor. Oteller, rezervasyonlar, beachler, festivaller…
Peki o otellerdeki domates nereden geliyor?
Kahvaltıdaki zeytin kimden geliyor?
Masadaki bal, portakal, limon, ot kimden geliyor?
Turizm aslında toprağın üzerine kuruludur.
Çiftçi mutsuzsa, şehir uzun vadede mutlu olamaz.
Çünkü turizm günü kurtarır…
Tarım geleceği kurtarır.
Muğla’da yaklaşık 1 milyon dönüm tarım arazisinin önemli kısmını zeytinlikler oluşturuyor. Bölge milyonlarca zeytin ağacına sahip. Ama gençler artık köyde kalmak istemiyor.
Neden?
Çünkü çiftçilik artık sadece emek değil, psikolojik dayanıklılık işi oldu.
Bir Çiftçinin Kırgınlığı
Geçen yıl Milas tarafında bir üreticiyle konuşmuştum. Adamın cümlesi hâlâ kulağımda:
“Biz artık ürün değil, sabır yetiştiriyoruz.”
Bir yıl boyunca emek verdiği zeytinyağını maliyetin biraz üstüne satabilmişti. Market rafında aynı ürünün üç katına satıldığını görünce gözleri dolmuştu.
“Asıl kazanan biz değiliz” dedi.
İşte tarımın en büyük psikolojik kırılması burada başlıyor.
Üreten insanın kendini değersiz hissetmesi…
Bu çok tehlikeli bir şey.
Çünkü bir toplumda çiftçi toprağa küsüyorsa, gelecek alarm veriyor demektir.
Ama Hâlâ Umut Var
Yine aynı bölgede başka bir hikâye gördüm.
Genç bir kadın üretici…
Üniversiteyi bırakıp ailesinin zeytin işine dönmüş. Sosyal medya üzerinden doğal üretim yapıyor, ürünlerini doğrudan tüketiciye ulaştırıyor.
Bana şunu söyledi:
“İnsanlar artık sadece ürün değil, hikâye satın alıyor.”
İşte bu çok önemli.
Yeni nesil tarım artık sadece üretim değil; güven, doğallık ve duygu işi.
Kadının küçük işletmesi kısa sürede büyümüş. Çünkü insanlar onun samimiyetine inanmış.
Demek ki doğru destek verilirse bu toprak hâlâ mucize üretebiliyor.
Çiftçi Sadece Üretici Değildir
Bence çiftçi bu ülkenin görünmeyen psikoloğudur.
Çünkü toprağa umut eken insan, aslında topluma da umut ekiyor.
Bir ülkenin çiftçisi mutsuzsa şehirlerin ışığı uzun sürmez.
Bugün Dünya Çiftçiler Günü’nde sadece “iyi ki varsınız” demek yetmez.
Gerçek soruları sormamız gerekiyor:
Neden köyler boşalıyor?
Neden gençler üretmek istemiyor?
Neden toprağı olan insanlar bile marketten alışveriş yapmak zorunda kalıyor?
Çünkü mesele sadece tarım değil.
Mesele aidiyet.
İnsan toprağa bağlı hissederse yaşadığı yere de bağlı hisseder.
Toprakla Bağını Kaybeden İnsan Kendini de Kaybeder
Belki de modern dünyanın en büyük yalnızlığı burada başladı.
Topraktan kopunca birbirimizden de koptuk.
Bugün şehirlerde insanlar organik yaşam arıyor, nefes terapileri arıyor, doğaya kaçış kampları arıyor.
Çünkü insanın özü hâlâ toprağı özlüyor.
Ve çiftçiler…
Bu özün son nöbetçileri gibi duruyor.
O yüzden bugün sadece bir kutlama değil…
Bir teşekkür günü.
Çünkü bir çiftçi sabaha karşı traktörünü çalıştırıyorsa, şehir hâlâ yaşayabiliyor demektir.