TRAMVAYIN CAMINDAN GÖRÜNEN YANLIŞ YOL, YANLIŞ YÖNTEM, TANIDIK SENARYO

Abone Ol

Yayınım sona erdi, tramvaya bindim, Halkapınar’a, metroya gidiyorum.

Ama birden durdu tramvay.

Tramvayın camından dışarı bakıyorum; polis araçları, bariyerler, tartışmalar… O yoğun trafik durmuş, insanlar tramvay yoluna kaçışıyor. Öğrendik ki “biber gazı” kullanılmış

Bir kamu binasının önünde “devlet”, yine “devletle” karşı karşıya.

İzmir Büyükşehir Belediyesi Meslek Fabrikası’na yapılan polis müdahalesi, teknik bir mülkiyet tartışmasının çok ötesine taşınmış durumda. Çünkü İzmir’de mesele yalnızca bir bina değildir; yöntemdir, niyettir, hafızadır.

Ve İzmir’in hafızası güçlüdür

2011’i hatırlayanlar için bu sabah fazlasıyla tanıdık. O günlerde de sabahın erken saatlerinde belediyeye yönelik operasyonlar yapılmış, İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne geniş çaplı baskınlar düzenlenmişti. Başkan Aziz Kocaoğlu yurt dışındayken başlatılan süreç, günlerce süren gözaltılar, aramalar ve sert görüntülerle hafızalara kazındı. Hukuki tartışmalar bir yana, İzmir’in zihninde kalan duygu başkaydı: “Bu şehre konuşarak değil, baskınla geliniyor.”

Aradan yıllar geçti.

İsimler değişti, koltuklar değişti ama yöntem değişmedi. Bugün Başkan Cemil Tugay’ın yurt dışında olduğu gün Meslek Fabrikası’na polisle girilmesi, ister istemez 2011’i hatırlattı. Siyasette bazen içerikten çok zamanlama konuşur. Bu da onlardan biri.

Üstelik ortada bir suç operasyonu yok.

Bir mülkiyet tartışması, bir tahsis anlaşmazlığı, idari bir ihtilaf var.

Devlet kurumları arasında çözülmesi gereken bir konu. Bu tür meselelerin çözüm yolu bellidir: Yazışma, süre, müzakere, protokol…

Ama İzmir’de yine en sert seçenek devreye girdi: Polis!

İtiraz tam da burada büyüyor.

Yol yanlış.

Yöntem yanlış.

Devletin polisi, devletin binasını boşaltmak için sahadaysa ortada bir yönetim problemi vardır. Çünkü devlet, kendi kurumları arasında kapı kırdırmaz. Önce konuşur, uzlaşır, hukuk işletir. Polis en son çare bile değildir. Ama İzmir’de ilk tercih haline gelmesi tartışmayı hukuktan çıkarıp siyasete taşıyor.

Meslek Fabrikası’nın geçmişi de bu tartışmayı daha hassas hale getiriyor. 1922 öncesi bir Osmanlı Rum’una ait un fabrikası. Cumhuriyet sonrası belediyenin kullanımına geçen bir yapı. 1930’lardan 1950’lere kadar o bölgede belediyenin ekmek fabrikası kurma planlarına dair gazeteler hâlâ Milli Kütüphane arşivlerinde duruyor. Belgeler konuşurken baskın görüntülerinin öne çıkması, “zor kullanma” algısını büyütüyor.

Sorular bu yüzden çoğalıyor:

Neden uzlaşma yolu denenmedi?

Neden tahsis seçeneği masaya gelmedi?

Neden süre verilmedi?

Neden iletişim kurulmadı?

Ve en önemlisi: Neden polis?

Bu soruların cevabı verilmedikçe tartışma büyüyecek. Çünkü İzmir’de yöntem, içeriğin önüne geçmiştir artık.

Siyaset açısından bakıldığında tablo daha da net

AK Parti’nin İzmir’de yıllardır aşamadığı psikolojik bir eşik var. Bu eşik baskıyla değil, diyalogla aşılabilir. Ama her sert müdahale, bu eşiği biraz daha yükseltiyor. İzmir’de baskı ters etki üretir. Müdahale mağduriyet doğurur. Polis görüntüsü siyasi sonuç üretir.

2011’de olan buydu. Operasyonlar sonrası İzmir’de siyasi denge değişmedi; aksine sertleşti. Belediye yönetimi zayıflamadı, konsolide oldu. Bugün de benzer bir tablo oluşuyor. Polis müdahalesi Cemil Tugay’ı zayıflatmıyor; tartışmanın merkezine koyuyor. Çünkü İzmirliler meseleyi “belediye” değil, “şehir” üzerinden okuyor.

Tramvaydaki konuşmalar bunu açıkça gösteriyordu. Farklı görüşlerden insanlar aynı cümlede buluşuyordu: “Bu iş böyle olmaz.” İzmir’de siyaset çoğu zaman içerikten değil, yöntemden kaybeder. Yanlış yöntem, doğru iddiayı bile boşa düşürür.

Cemil Tugay cephesinde hatalar yok mu? Var. Bu süreç daha güçlü bir tarihsel savunmayla yürütülebilirdi. Arşivler, belgeler, resmi kayıtlar daha görünür hale getirilebilirdi. İzmir’in hafızası daha iyi anlatılabilirdi. Ama belediyenin eksikleri polis müdahalesini haklı çıkarmaz. Çünkü artık tartışma bina değil, yaklaşım tartışmasıdır.

AK Parti’nin İzmir’de bilmesi gereken gerçek şu: Bu şehir kendisine karşı güç kullanıldığını düşündüğü anda refleks gösterir. Bu refleks ideolojik değil, psikolojiktir. “Bize rağmen” duygusu sandıkta karşılık bulur. Bu yüzden bu tür hamleler rakibi zayıflatmaz, güçlendirir.

Yanlış yol seçildi.

Yanlış yöntem uygulandı.

Ve tartışma büyüdü.

Şimdi şehirde dolaşan soru şu:

Meslek Fabrikası’ndan sonra sırada ne var? Kültürpark mı?

Bir kentin bu soruyu sorması en büyük güven krizidir. Çünkü artık mesele bir bina değildir. Mesele, İzmir’in kendisini hedefte hissetmesidir.

2011’in gölgesi hâlâ hafızalarda.

Bugünkü müdahale o gölgeyi yeniden büyüttü.

İzmir’e baskın yapılmaz. İzmir’le konuşulur.

Yol yanlışsa, yöntem yanlışsa sonuç değişmez. Kazanan siyaset olmaz.

Kaybeden güven olur.

Umarım ve dilerim ki Cemil Tugay da artık kendi iradesiyle “yanlışları ve doğruları” ayırır!