Ülkemizde artık üniversitesi olmayan ilimiz kalmadı. İlçelere varıncaya kadar her tarafta yüksek okul var.
“Toplamda 208 üniversite vardır. 129 devlet üniversitesi (11 teknik üniversite, 2 güzel sanatlar üniversitesi ve 1 yüksek teknoloji enstitüsünün yanı sıra Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi, Polis Akademisi ve Milli Savunma Üniversitesi), 75 vakıf üniversitesi ve 4 vakıf meslek yüksekokulu bulunmaktadır.”*
İngiltere merkezli prestijli akademik değerlendirme kuruluşu Quacquarelli Symonds (QS), 2026 yılına ilişkin Dünya Üniversiteleri Sıralamasında, ilk 500'de 6 Türk Üniversitesinin yer aldığını açıklamıştır.
208 üniversiteden sıralamaya girenler, sırasıyla ODTÜ, İTÜ, Koç, Boğaziçi, Sabancı Üniversitesi ve Bilkent Üniversitesi’dir.
İşte üniversite ve yüksek okullarda yeterince kütüphane, laboratuvar ve yine yeterince liyakatli, araştırmacı öğretim üyesi veya görevlisi olmaması bu sonucu getirmiştir. Ülkemizde bırakın uluslararası alanda atıfta bulunulacak makalesi bulunan akademisyeni, makalesi olan akademisyen sayısı bile çok azdır. Makalesi olmayan birçok rektör veya dekan bulunmaktadır. Üniversiteler özerkliklerini kaybetmişlerdir. Rektörler Cumhurbaşkanı tarafından, dekanlar da rektörün önereceği kişiler arasından atanır. Kısaca üniversiteler akademik ve idari liderlerini atamada söz sahibi değildir.
YÖK’ün verilerine göre, Türkiye’de, örgün öğretim, açık ve uzaktan öğretim dâhil olmak üzere toplam 6 milyon 715 bin 761 yükseköğretim öğrencisi bulunmaktadır.
Ancak, TÜİK verilerine göre, 2014’te 25-34 yaş grubundaki işsizlerin %31,9’u yükseköğretim mezunu iken, 2024’te 25-34 yaş grubundaki işsizlerin neredeyse yarısı (%49,2) yükseköğretim mezunudur. On yıl içinde dramatik bir değişim yaşanmıştır.
Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) 2024 verilerine göre, 15-24 yaş grubundaki gençlerin %23’ü ne eğitimde ne istihdamdadır. 15-29 yaş grubunda bu oran yüzde 26'ya ulaşmaktadır. Bu yaş grubunda oran kadınlarda yüzde 36, erkeklerde yüzde 15 düzeyinde olup, ev genci denilen 4,7 milyon genç, “evde” oturmaktadır.
Zaten üniversiteler gençler için bir süreliğine meşguliyet alanı durumdadır. Zira öğretim kalitesi düşük öğretim kurumlarında öğrenim gören gençler 4 yıllık bir süreden sonra, mezun olduklarında haklı olarak düşündükleri işi bulamamakta, iş bulanların çoğu mezun oldukları bölümlere uygun işlerde değil, ilköğretim mezunu olmanın yeterli olduğu işlerde çalışmaktadırlar. Örneğin, Eğitim-İş’in açıklamasına göre zincir marketlerde çalışan öğretmen sayısının Milli Eğitim Bakanlığı’nda çalışan öğretmen sayısından fazla olduğu yönündedir.
Topluma iyi görünmek için olur olmaz bir biçimde apartmanlara bile üniversite açılmıştır. Oysa popülizm bir ülke için kötülüklerin en büyüğüdür. "Popülizm: Kısa Bir Giriş" kitabının yazarı Cas Mudde'ye göre, Popülizm yalnızca siyasi gündemin bir kısmına hitap etmektedir ve en iyi ekonomik veya siyasi sistemin ne olduğu konusunda hiçbir fikri yoktur.
Oysa ülkenin ihtiyaçtan fazla olan bir çoğu da vasıfsız olan üniversitelerden mezun olan gençlerden ziyade ara elemanına çok ihtiyacı vardır. Organize sanayi bölgeleri ve imalat sektörünün en büyük sıkıntısı “nitelikli ara eleman” eksikliğidir.
Dünya Gazetesi yazarı Şevket Sayılgan 26 Kasım 2025 tarihli yazısında, Türkiye’de mesleki eğitim alan öğrenci oranının Almanya’da %52 ve Avusturya’da %68 iken Türkiye’de %32 olduğunu, ekonominin belkemiğini oluşturan KOBİ’lerin, özellikle metal, plastik, otomotiv yan sanayi, tekstil ve gıda üretiminde nitelikli işgücü bulamadığı için kapasite kullanımında kayıplar yaşamakta olduğunu yazmıştır.