VEFA ÖLDÜKTEN SONRA DEĞİL, YAŞARKEN GÖSTERİLMELİ!..

Abone Ol

En son ne zaman birine, sadece "iyi ki varsın" demek için hiçbir sebep yokken sarıldın? Gözlerinin içine bakıp o sıcaklığı hissettin?

Aramızda kalsın dostum, ama bu modern hız çağında insanları acımasızca tüketip, arkamızda derin bir sessizlikle unutuyoruz. Adeta ruhsuz birer robota dönüşüyoruz.

Geçtiğimiz gün Ankara’daki “Çınarlara Vefa” gecesini izlerken, içimde bir yerlerde o sönmeye yüz tutmuş eski vicdan lambasının yeniden titrediğini hissettim. İmren Aykut’un salondaki o haklı alkışları alırken kurduğu tek bir cümle, adeta göğsüme saplanan keskin bir ok gibiydi: “Vefa öldükten sonra değil, yaşarken gösterilmeli.” Bu söz, unuttuğumuz insanlığımızın asıl tokadıydı.

Ne kadar acı değil mi? Biz bu ülkede en çok mermer soğukluğundaki mezar taşlarını sevmeyi seçiyoruz. Yaşayan insanları kendi yalnızlıklarına terk edip, sevgimizi ve şefkatimizi hep yarına erteliyoruz. Çiçekleri o karanlık cenazelerde büyütüyor, oysa bir insanın ruhunu doyuracak tek bir sıcak teşekkürü hayattayken ondan esirgiyoruz. Ona sımsıkı sarılmayı, ellerini tutup 'teşekkür ederim' demeyi gururumuza yediremiyoruz. Vefa azaldıkça; saygımız, toplumsal hafızamız ve en nihayetinde insanlığımız kuruyan bir zeytin dalı gibi sessizce un ufak oluyor.

Ruhumuzu bu sinsi vefasızlık kuraklığından kurtarmak, kalplerimizi yeniden o asil duyguyla yeşertmek için bugün bütçesiz bir reçetemiz var:

Birinci Adım: Telefonu kapatıp kapıyı çalın, üzerinizde emeği olan o eski dostları bugün sadece seslerini duymak için arayın.
İkinci Adım: Çiçekleri geciktirmeyin, birine teşekkür etmek için onun göçüp gitmesini beklemeden bugün küçük bir buket uzatın.
Üçüncü Adım: Tohumu geleceğe bırakın, gençlerin elinden tutup onlara asıl miras olan o Toplumsal hafızayı ve vefayı öğretin.

Peki dürüst olalım dostum: Bir gün biz de yaşlanıp o karanlık köşemizde sessizce beklerken, kapımızı çalacak tek bir vefalı el kalacak mı, yoksa biz de bu hız çağının unuttuğu o ıssız gölgelerden biri mi olacağız?

Kendine bu soruyu hiç sordun mu?