Anadolu mimarisinin izlerini taşıyan evler pırıl pırıl, canlı renklerle boyalı. Çivit mavisi, hardal, vişne, güneş sarısı, yeşil renkler tercih edilmiş evler boyanırken. Sokaklar tertemiz, yollar düzenli. Tire hızla gelişen ve şehirleşen bir Ege kasabası görünümünden çıkmaya başlamış bile.
Kömürcüoğlu geçidini geride bırakınca karşımızda ufuktaki alçak tepeciklerle çevrili bereketli Tire Ovası, yamaçlarda eski evlerin yer aldığı mahalleleri, sinsice ovaya yayılan modern konutlarıyla Tire ilçesi.
Aydın’ın İncirliova ilçesinden İzmir’in Tire ilçesine gideceğiz bu yolculuğumuzda. Bir yamacı incir, diğer yamacı kestane ve ceviz ormanlarıyla kaplı Güme (Küme) dağlarını aşacağız. Selçuk’a kadar İzmir-Aydın otoyolundan gitmek daha pratik ve zamandan kazanılıyor. Bu güzergahta yolculuk yapıyorsak; Torbalı’ya birkaç kilometre kala, park alanındaki restoranda çay içip, kahvaltıyı yeşillikler arasında açık havada yapmaya çok alıştık çünkü.
Nefis kıymalı, peynirli ve patatesli böreklerle birer büyük bardak demli çayın ardından İncirliova’ya kadar durmak yok. Gökyüzü beyazlı, grili bulutlarla lekelenmiş ve sanki asılı gibi duruyor. İncirliova İstasyonu’ndan girip, Dereağzı köyünün içinden 51 kilometre sürecek bir yolculuk için Tire’ye yöneliyoruz.
2050 yılına kadar su ihtiyacını karşılayacak
Karşımızdaki vadinin ağzında İkizdere Barajı’nın devasa gövdesi tüm heybetiyle bizi selamlıyor. DSİ tarafından yapımı tamamlanan baraj 196 milyon metreküp su tutma kapasitesine sahip. İkizdere Barajı 2050 yılına kadar Aydın, İncirliova, 5 belde ve 33 köyün içmesuyu ihtiyacını karşılayacak. Sekiz yıl önce su tutmaya başlayan barajın gölalanı giderek genişlediği için daha yukarıdan açılmış yeni bir yoldan gidiyoruz. Bu yamaçlar yemyeşil çam ve zaman zaman koyu yeşil rengiyle zeytin ormanları ile kaplı arazilerden oluşuyor.
Tırmandıkça İkizdere baraj gölü sol yanımızda beliriyor, durgun sularında karşı dağların ve bulutların yansımaları titreşiyor. Baraj inşaatı nedeniyle bir bölümü yeniden yapılan yol, boşaltılan ve baraj gölüne terk edilen Ekizdere Köyü’nü geçtikten hemen sonra, şu anda büyük bölümü gölün altında kalan eski yol ile birleşiyor. Doğa ile iç içeliğimiz burada başlıyor. Palamutların, ahlatların, çınarların, defnelerin, çitlenbiklerin dokunacak kadar yakın olduğu yolları seviyorum ben.
Duble yollar mesafeleri kısaltıyor ama doğayı uzaklaştırıyor. Yükseldikçe karışık bitki örtüsü incir ormanları ile yer değiştiriyor. Yol kenarlarındaki incir ağaçlarından geriye kalan birçok meyveyi de göz hakkı olarak biz yiyoruz. Zaman zaman rastladığım ahlatlar ve armutlar da çok lezzetli ve doğal, tadına doyum olmuyor.
Bağ evleri süslüyor
Yol boyunca böğürtlenlere de rastladık ve tadımlık atıştırdık. Öylesine bereketli ki, bu yörenin toprağı çikolata renginde, yumuşacık yenecek kıvamda. İncir ormanına serpiştirilmiş gibi duran beyaz badanalı, kırmızı kiremitli küçücük bağ evleri araziyi süslüyor. Güme dağlarının zirvesi 1646 metre ve daha zirveye çok var. Daracık, virajlı ve tabiatla iç içe olan yolda ağır ağır, çevremizdeki güzellikleri içimize sindire sindire, 1307 metre rakımlı Kömürcüoğlu geçidine ulaşıyoruz. Ne yazık ki bu yolu da genişletmeye başlamışlar. Karayolları ekipleri o kadar hoyratça yapıyor ki işini, insan doğaya istese bu kadar zarar veremez. Önlerine çıkan ağaçları kesmiyorlar, kepçelerle adeta parçalayarak yol açıyorlar.
Ceviz korulukları
Canımızı daha fazla sıkmadan devam ediyoruz yolumuza. Zirveye varınca ahlatlar, armutlar, palamut ve çitlenbikler bitiyor. Sincapların bir ağaçtan diğerine atlayıp oynadığı ceviz ve kestane korulukları başlıyor. Kömürcüoğlu geçidini geride bırakınca Güme dağlarının diğer yüzüne geçiyoruz. Karşımızda ufuktaki alçak tepeciklerle çevrili bereketli Tire Ovası, aşağıdaki yamaçlarda eski evlerin yer aldığı mahalleleri, sinsice ovaya yayılan modern konutlarıyla İzmir’in her geçen gün büyüyen Tire ilçesi.
Ürün toplama zamanı
Geçtiğimiz köylerde; kadınlı, erkekli, çoluk çocuk hep aynı telaş. En lezzetli cevizler ağaçtan henüz toplanmış cevizler. Bu mevsimde yemenizi öneririm. İlçe nüfusu 100 binlere dayanan Tire hep yeşillikler içinde. Toptepe’den ilçe merkezine girerken eski mahallelerden geçiyoruz. Anadolu mimarisinin izlerini taşıyan evler pırıl pırıl, canlı renklerle boyalı. Çivit mavisi, hardal, vişne, güneş sarısı, yeşil renkler tercih edilmiş evler boyanırken. Sokaklar tertemiz, yollar düzenli. Tire hızla gelişen ve şehirleşen bir Ege kasabası görünümünden çıkmaya başlamış bile.
Salı pazarını kaçırmayın
Nasıl ki, Ayvalık’ın ünlü “Perşembe Pazarı” varsa, “Bu kadar yoldan geldim, Tire’yi de dolaşayım” diyorsanız eğer, bu yolculuğu salı günü yapmanızı öneririm. Çünkü Türkiye’nin en büyük açık pazarlarından biri burada kuruluyor ve yerel satıcısı bol. Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde “Şehr-i Muazzam Tire” olarak tanımladığı ilçede geçmişten günümüze ayakta kalabilmiş ve restore edilerek geleceğe taşınan birçok tarihi yapı da yer alıyor.
Karadutlu lor yemeden dönmeyin
Tire Çarşısı’nı da gezin; semerciye, keçeciye, çizmeciye, bakırcıya uğrayın ve mutlaka tarihi istasyona gidin. Onarılmış yapıları görün, yanıbaşındaki kahvehanede çay için, Tire Süt Kooperatifi’nin marketinin doğal ürünlerinden satın alın. Bir de meşhur ve ünü Tire sınırlarını aşmış olan Tire köftesini yemeden ilçeden ayrılmayın. Şekli, pişirilme tarzı ve lezzetiyle çok farklı bir köfte. Örneğin içinde baharat yok ve en önemlisi karadutlu lor tatlısı yemediyseniz Tire’yi görmüş sayılmazsınız. Karadutlu lor yalnızca bu ilçeye özgü bir tatlıdır. Tadına doyamazsınız. Karadut reçelinden alırsanız bu tatlıyı yeme keyfini evinizde de yaşayabilirsiniz. Tire’ye gidin, öneririm, ama mutlaka İncirliova yolundan gidin ve yorulmaktan bile keyif alacağınızdan eminim.