Bazı insanlar vardır…
Öldükten sonra mezara girmez.
Toplumun vicdanına karışır.
Bugün Yunus Emre’yi Anma Günü ve Yunus Emre de onlardan biri. Evet onu artık sadece anıyoruz; ama anlamadığımız gibi, söylediklerini de yaşamıyoruz, yaşatamıyoruz galiba…
Çünkü bugün yaşasa, “İnsan çok, ama insanlık az” diyerek büyük ihtimalle kalabalıklarımızdan korkardı..
Ve ne garip değimli sevgili okur: Günümüzde kimse kimsenin gözünün içine bakmıyor ama herkes “yalnızlıktan” şikâyet ediyor.
Bir kafede oturup etrafı izlediğinizi düşünün.
Masalarda dört kişi var ama herkes telefona bakıyor.
Bir çocuk annesine bir şey anlatıyor, kadın “hı hı” diyor ama reels izlemeye devam ediyor.
Bir adam kahkaha emojisi atıyor ama yüzü yıllardır gülmüyor.
Bir genç “takipçi” kazanıyor ama dost kaybediyor.
İşte tam o anda Yunus Emre büyük ihtimalle onlara sessizce şunu söylerdi: “Kalabalık içinde yalnız kalmışsınız.” Modern çağ size konuşmayı öğretmiş ama dinlemeyi unutturmuş.
Bu çağın en büyük sosyolojik problemi ekonomi değil sadece.
İnsan yorgunluğu. O insan psikolojisini, ruh yorgunluğunu, ego savaşlarını asırlar önce çözmüştü.
Bugün modern psikoloji bize “kendin ol” diyor.
Yunus Emre ise yüzyıllar önce daha sert bir şey söylüyordu: “Kendine bile fazla dönüşme.”
Çünkü bugünün insanı sürekli kendini anlatıyor.
Ama kimse kendini tanımıyor.
Sosyal medya çağında herkes vitrinde.
Ama depo bomboş.
Bugün Yunus Emre yaşasa büyük ihtimalle fenomen olmazdı.
Çünkü bu çağ bilgeliği değil, görünürlüğü alkışlıyor.
Adamın biri üç saniye içinde masaya Dubai çikolatası döküyor diye milyon izleniyor.
Ama bir insan çıkıp “birbirinizi kırmayın” dediğinde algoritma sıkılıyor.
Diğer taraftan, çağımızın en büyük psikolojik sorunu dikkat dağınıklığı değil…
Vicdan dağınıklığı.
Ve Yunus Emre tam burada sistemin içine taş atardı. Muhtemelen bir televizyon programına çağrılırdı. Sunucu ona şöyle sorardı: “Sevgi hakkında ne düşünüyorsunuz?” O da belki yayını bozacak kadar gerçek bir cevap verirdi: “Sevgi paylaşımı arttı ama merhamet azaldı.”ya da “Sözünüz büyümüş kalbiniz küçülmüş” diyerek.
İnsanlığın ortak derdi artık cehalet değil. Anlamsızlık. Çünkü bugün insanlar sevgi cümlesi kuruyor ama tahammül edemiyor. Herkes “iyi vibes” istiyor ama en küçük eleştiride birbirini linç ediyor.
Yunus Emre’nin en rahatsız edici tarafı buydu ya zaten.
O insanı süslemiyordu. İnsanı insanlığı ile yüzleştiriyordu.
Bir hikâye anlatılır…
Bir gün bir dervişe sorarlar: “İnsan neden huzursuz?”
Derviş cevap verir: “Kendini duymamak için sürekli gürültü yaptığı için.”
İnsanlar neden sürekli tüketiyor sanıyorsunuz?
Çünkü iç boşluğu alışverişle doldurmaya çalışıyorlar.
Neden sürekli paylaşım yapıyorlar?
Çünkü görünmez olmaktan korkuyorlar.
Neden herkes sürekli güçlü görünmeye çalışıyor?
Çünkü kırılmış olduğunu kabul etmek zayıflık sanılıyor.
Bugün herkes kişisel gelişim peşinde.
Ama kimse kişisel yüzleşme istemiyor.
Herkes “kendin ol” diyor.
Ama herkes birbirinin aynısına dönüşüyor.
Aynı filtre.
Aynı poz.
Aynı kahkaha.
Aynı öfke.
Çünkü biz artık iyi insan görünmeyi, iyi insan olmaktan daha çok seviyoruz. Ve bunu kimse konuşmuyor. Sanki dünya dev bir kopyalama merkezine dönmüş gibi.
İşte Yunus Emre tam burada yine sisteme meydan okuyarak. “Birbirinize benzemekten yorulmadınız mı?” “Biraz susun” “Kendinizi duyacaksınız.” derdi.
Ve bence en çok gençlere üzülürdü. Çünkü gençler artık yorgun. Çünkü bu çağ gençleri yaşlandırıyor. Daha 20 yaşında tükenmiş hisseden bir nesil var.
Sürekli başarılı olmak zorundalar.
Güzel görünmek zorundalar.
Güçlü görünmek zorundalar.
Mutlu görünmek zorundalar.
Bakın “mutlu olmak” değil…
Mutlu görünmek.
İşte modern çağın psikolojik trajedisi burada başlıyor.
Yunus Emre ise muhtemelen bir bankta oturup bir gence şöyle derdi:
“Evladım, yorulman ayıp değil.
Kendini kaybetmen ayıp.”
Çünkü onun öğretisi yarış değil, insan kalabilmekti.
Bugün teknoloji büyüdü ama kalpler küçüldü.
Evler büyüdü ama sofralar sessizleşti.
Takipçi arttı ama dost azaldı.
Ve belki de bu yüzden Yunus Emre hâlâ yaşıyor.
Çünkü biz ilerledik sandıkça içimiz geriye gidiyor.
Belki bugün bize son olarak şunu söylerdi: “Birbirinizi geçmeye çalışmayı bırakın da;
Birbirinize yetişmeye çalışın.”
Ve bugünün özeti :
Müzik açık.
Bildirim açık.
Televizyon açık.
Telefon açık.
Ama insanın içi kapalı.
Ve …bir kuple şiir…
Yunus der ki bugün:
“İnsanı incitmeden yaşa…
Çünkü en ağır yük,
Kırdığın bir kalbin sessizliğidir.”