Zafer aylarının en Türk’üdür Ağustos...
Ağustos gelip çattı mı bu topraklarda havanın rengi de değişir, insanın yürek atışı da.
Çünkü Ağustos, Türk milletinin takviminde zaferin, kararlılığın ve bağımsızlığın adıdır.
Bugün de 30 Ağustos...
Dumlupınar’da “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!” nidasıyla tarihin akışının değiştirildiği o büyük günün yıl dönümü.
Fakat Anadolu’da bu ruh sadece 1922’de doğmamıştır.
Ağustos’un zafer zinciri çok daha geriye, 1071’in Malazgirt’ine kadar uzanır.
Sultan Alparslan’ın beyaz elbisesini giyip “Ölürsem kefenim olsun” diyerek atının kuyruğunu bağladığı o Cuma gününden beri bu topraklar bizim evimiz, bizim vatanımızdır.
Türk cenk kültürünün ve kadim devlet geleneğinin en derin sembollerinden biridir “atın kuyruğunu bağlama”...
Atın kuyruğunu bağlayan komutan der ki:
“Ben bu meydana girdim, buradan geriye dönüş yok. Ya zafer kazanacağım ya da şehit olacağım.”
Bir nevi ölümle nikah kıymakta, kefenini kuşanarak savaşa girmektedir.
İşte bugün devlet aklının Ahlat’tan, Malazgirt’ten yükselttiği ses ve hatırlattığı da tam olarak budur.
Türkiye, çevresinde dönen kalleş oyunlara, burnunun dibinde kurulmak istenen tuzaklara karşı atın kuyruğunu bağladığını en üst perdeden ilan etmiştir.
Bin yıllık tecrübemizle sabittir ki, dışarıdaki düşmanı yenmek kolaydır; yeter ki içeride birliğimiz bozulmasın.
30 Ağustos’ta Başkomutanlık Meydan Muharebesi’ni kazanan irade de her şeyden önce içerideki milleti tek bir yumruk haline getirmeyi başarmıştı.
Bugün önümüzde duran “Terörsüz Türkiye” hedefi de tam olarak bu iç cepheyi çelikleştirme hamlesidir.
Yarım asra yakın süredir bu milletin canını yakan, maddi manevi her türlü kaynağını kurutan terör belasının kökünü kazımak, atın kuyruğunu bağlamış devletin kudretiyle gerçekleşmektedir.
Kandil’den Suriye hattına kadar PKK ile birlikte SDG ve YPG’nin de kendisini lağvetmesi, Türk devletinin geri adım atmaz iradesinin tescilidir.
Tam da söylendiği gibi ortada ne bir gizli pazarlık vardır ne de cezasızlık getiren bir af!
Yasada bellidir, devletin ciddiyeti de...
Suçun cezasız kalması veya hukukun askıya alınması söz konusu değildir; aksine, devlet otoritesinin eksiksiz tesisi hedeflenmektedir.
Bu süreçte vatan ve bayrak uğruna can veren şehitlerimizin hatırasına,anaların gözyaşlarına ve gazilerimizin haklarına en küçük bir halel getirilmemesi, hukuki ve vicdani bir zorunluluk olarak sistemin merkezinde yer almaktadır.
Sınırlarımızın içi ve ötesinde terör adına tek bir silah kalmayacak; örgüt adı, kılığı ve yapısıyla tamamen silinip gidecektir.
Üstelik bu süreç sözle değil; güvenlik güçlerimizin sahada yapacağı santim santim teyit ve tespit mekanizmasıyla mühürlenecektir.
Süreç bu kadar açık,net ve tartışmasızdır.
Türk milletini tarih sahnesindeki diğer topluluklardan ayıran en temel fark, “devletli bir millet” olmasıdır.
Bizim millet varlığımız, binlerce yıllık ortak hafızamız, dilimiz ve kültürümüzün harmanlanmasıyla oluşmuştur.
Türk kültüründe devlet; milletini koruyan, gözeten, besleyen ve adaletle ayakta tutan sarsılmaz bir ocaktır.
İşte tam da bu yüzden Ağustos ayı bize göstermektedir ki dünden bugüne kurulan Türk devletleri asla tesadüfen kurulmamış, asla tesadüfen ayakta kalmamıştır.
Selçuklu’dan Osmanlı’ya, Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne uzanan bin yıllık kesintisiz bir devlet hafızamız vardır.
Çağlar değişmiştir, şartlar değişmiştir; ancak Türk milletinin en belirgin karakteri olan bağımsızlık tutkusu ve esaret kabul etmez hür iradesi hiç değişmemiştir.
Atın kuyruğu bağlanmıştır.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bu sözü; geçmişin şanlı sayfalarına kuru bir övgü değil, geleceğin kudretli Türkiye’sini inşa etme yolunda atılmış geriye dönülmez bir adımdır.
Dahili fitnelere ve harici engellemelere prim vermeden; milli birliği, dirlik ve düzeni, hukuk devletini esas alarak yürümek, bin yıllık bu kadim topraklardaki en büyük sorumluluğumuzdur.
Türk milletinin feraseti ve devlet aklının derinliği, bu kutlu yürüyüşü zafere ulaştıracak kudrete haizdir.
Bugün 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı gururla kutlarken şu gerçeği çok iyi bilelim:
Dün Malazgirt’te ve Dumlupınar’da atının kuyruğunu bağlayıp gözünü kırpmadan zafere koşan o diz çökmez ecdadın torunları olarak, bugün de aynı kararlılıkla geleceğimize sahip çıkmak zorundayız.
Ağustos zaferlerimiz kutlu, birliğimiz daim olsun!