Son 10 yılda tarım alanları 2 milyon 113 bin hektar azaldı!

TÜİK’in açıkladığı ekonomik verilere göre tarım sektöründeki büyüme yüzde 2,8 oldu. Tarım alanında hükümetin ithalata dayalı politika üretmesinin dışında en büyük sorunu tarım arazilerinin yapılaşmaya açılması olarak tanımlayan Çiftçi, ‘Çiftçi toprağa küstü. Bunun dışında tarım alanlarımızı dahi koruyamıyoruz. Kamu yararı adı altında 3 milyon hektara yakın tarım alanı konut, sanayi gibi alanlar yapılması için yapılaşmaya açıldı’ dedi

Son 10 yılda tarım alanları 2 milyon 113 bin hektar azaldı!

Ali Budak- Türkiye son 10 yılda tarım alanlarının yüzde 8,2'sini kaybetti. Türkiye son 10 yılda ekilen ve dikilen tarım arazilerinin yüzde 8,2’sini, toplam tarım alanlarının yüzde 5,22’sini kaybetti. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, geçen yılın sonu itibarıyla Türkiye'de ekilen ve dikilen tarım alanı 23 milyon 763 bin hektar, çayır ve mera arazileriyle toplam tarım alanı da 38 milyon 380 bin hektar olarak belirlendi. Tarım alanlarının yüzde 40,58'ini tahıllar ve diğer bitkisel ürünleri, yüzde 10,55'ini nadasa bırakılan topraklar, yüzde 2,10'unu sebze bahçeleri, yüzde 0,01'ini süs bitkileri, yüzde 8,67'sini uzun ömürlü bitkiler ve yüzde 38,08'sini de çayır ve meralar oluşturdu. Son 10 yılda toplam tarım alanının yüzde 5,22 (2 milyon 113 bin hektar) azaldığı tespit edilirken Dünya Bankası verilerine göre yüzölçümü Türkiye'nin kaybettiği tarım alanlarından daha küçük 87 ülke mevcut. Bu ülkeler arasında Lübnan, Kuveyt, Senegal gibi ülkeler de bulunuyor. 2006 yılında Türkiye'nin toplam tarım alanı 40 milyon 493 bin hektar olarak açıklanmıştı.
 

‘Tarımdaki 2,8 büyüme bile çok!’


‘TÜİK’in verilerine göre tarım sektörü 2,8 büyümesiyle aslında içinde olduğu durumu da çok iyi gösteriyor’ diyen TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Ferdan Çiftçi, Tarımdaki koşullar ve uygulanan politikalar düşünüldüğünde bu büyümenin bile çok olduğunu belirterek, ‘AKP, 15 yıllık iktidarında yerli ve milli tarım politikası diye bir proje ortaya attı. Bu projeyle birlikte de çok sayıda söz verdi. Ancak hiçbirini tutmadı. Verilen sözlerle yapılanlara baktığımızda ortadaki büyük çelişki de görünüyor. Hükümet Milli Tarım Politikası’yla küçük üreticiye dahi yerli ve milli üretim yaptıracağız derken ithalata dayalı bir tarım politikasını ön plana çıkardı. Özellikle 2008’den bu yana hayvancılık başta olmak üzere tarım ürünleri hakkında arka arkaya ithalat kararları alındı. Bazı tarım ürünlerinde korumacı duvar olarak belirlenen yüksek ithalat vergileri dahi aşağıya çekildi. Buğday, arpa, nohut, mercimek, vb. gibi tarım ürünlerindeki ithal vergileri aşağılara çekildi. Bu süreçte ise çiftçi girdi maliyetleri arttığı için zor durumda kaldı.
 

‘Çiftçinin mazotundaki ÖTV ve KDV kaldırılsın’


Mazotun 15 yıl içinde 90 kuruştan 5,60 liralara çıktığına dikkat çeken Çiftçi, şöyle devam etti: Ancak aynı artışı sattığında görmedi. Düşünebiliyor musunuz, mazot 15 yıl içinde 5 kattan fazla yükseliyor ama ürettiği üründe aynı yükselme yaşanmıyor. Başbakan Binali Yıldırım, 2016 yılında mazotun yarısını karşılayacaklarını söyledi. Ancak hiçbir zaman yarısı ödenmedi. En fazla yüzde 20’sine karşılık geldi. Bu da bütün ürünlerde olmadı. Bakanlık havza bazlı destekleme modelinden sonra sadece belli ürünlerde destek veriliyor. Çiftçinin tarımsal üretime devam edebilmesi için sadece çiftçinin kullandığı mazottaki vergilerin kaldırılması yeter. Bunu sürekli de dile getiriyoruz. Çiftçinin mazotundaki ÖTV ve KDV kaldırılsın. Çünkü tarım ülkemizin en önemli sektörü. Bunun bilincinde olmalıyız. Dünya gıda, su ve enerji konusunda sürekli araştırmalar yapıyor ve önemini ortaya koyuyor. Biz ise ülkedeki tarımsal üretimin her yıl daha da kötüye gitmesine neden oluyoruz. İktidarın yaşamak için tek vazgeçemeyeceğimizin beslenme olduğu fark etmesi şart. Ancak böyle tarımsal üretimin önemini kavrayabiliriz.

 

‘İktidar yarı yarıya çiftçiye borçlu’


Hükümetin bir taraftan ‘üreticiyi koruyoruz’ dediğini diğer tarafta ise ithalata dayalı tarımı desteklediğini vurgulayan Çiftçi, ‘Tarım ürünlerine verilecek desteklemeler bile her yıl çok geç açıklanıyor. 2017 destekleri ise ilk kez Ağustos ayında açıklandı. Ama yine yetersizdi. İktidarın çıkardığı kanuna göre tarımdaki destekleme oranı GSYH’nin yüzde 1’inden altında olamaz. Ancak gerçekte durumlar çok farklı. Yüzde 1 olması gerekirken sürekli olarak binde 4-6 arasında değişti. Ülkede çiftçiye tarımsal desteklemede yüzde 1 bile destek verilmiyor. Aslında iktidar yarı yarıya çiftçiye borçlu. Bunun getirdiği sonuç ise tarımsal üretimden kopuş oluyor’ diye konuştu.

 

Tarım arazileri konuta teslim


Çiftçiye desteklemelerin yetersiz olması nedeniyle tarımsal üretimden ciddi kopuşlar yaşandığını söyleyen Çiftçi, sözlerini şöyle sürdürdü: Tarımsal üretimini bitiren çiftçinin tarım alanları ise yapılaşmaya açıldı. Ülkede 3 milyon hektar tarım alanı işlenmekten vazgeçildi. Çiftçi toprağa küstü. Bunun dışında tarım alanlarımızı dahi koruyamıyoruz. 5403 sayılı kanun çerçevesinde tarım alanlarının korunması gerekiyor. Ancak kamu yararı adı altında 3 milyon hektara yakın tarım alanı konut, sanayi gibi alanlar yapılması için yapılaşmaya açıldı. Kamu yararı adı altında geleceğimiz olan tarım arazilerine kule dikiyoruz. Kendi çıkardığımız yasalarımızı çiğniyoruz. Ve kamu yararı adı altında bu yapıyoruz. Bu da nasıl bir yarar ise insan beslenmesinden daha önemli.
 

‘İthalata dayalı politikalar sürdürülemez’


Üstün kamu yararı çerçevesinde önceliği insanların sağlıklı gıdalara uygun fiyatlara ulaşmasına verilmesi gerektiğine dikkat çeken Çiftçi, ‘Çiftçi artık ürettiğiyle kazanamadığı için gittikçe de yoksullaştı. Uygulanan politikalar sonunda iyice yoksullaşan çiftçi de üretmeyi bıraktı. Hayvancılıkta da sürekli olarak ithalata dayalı çözüm geliştirildi. Bu da ülkede hayvancılığı bitirme noktasına geldi. Zamanında da uyardık. Şu anda saman bile ithal eden ülke olarak yurtdışında aldığımız etlerle vatandaşa ucuz et yedirmeye çalışıyoruz. Bu süreçte yerli üretici ise yine düşünülmüyor. Bu düşük fiyatla et satışı da sürdürülemez. Gelecekte daha çok ithalata mahkûm olacağız. Çünkü fiyatlar daha da artacak. Üretim olmazsa fiyat düşmez ama bunu anlatamıyoruz. Bunu pamukta da gördük. Pamukta zamanında ithalata dayalı bir süreç benimsendi. Uyarmamıza rağmen buna son verilmedi. Şu anda da zararlarını yaşıyoruz’ dedi.


Çiftçi kentin yeni gettosunu oluşturmasın!


Hayvancılıkta et fiyatlarının düşürülmesi için ithalata dayalı yöntemin sürdürülemeyeceği şu anki et fiyatlarını görünce anlamaları gerektiğini ancak anlamadıkları gibi ısrarla tarımda da bunun yapıldığına vurgu yapan Çiftçi, şöyle devam etti: Eğer tarım ürünlerinde de ithalata dayalı büyümeye devam edersek çiftçi yok olur. Eğer tarım ürünlerindeki sıfır ve düşük gümrük anlayışı devam ederse Türkiye’de tarımsal üretim biter. Çiftçi de kentlerin yeni yoksulları olur. Bu da yeni başka sorunları ortaya çıkarır. Bu süreç birbiriyle bağlantılıdır. Bunun görülmesi ve ona göre politikaların yapılması gerekiyor. 2018’in çiftçilere daha çok kazandıracağı bir yıl olmasını diliyorum.
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.