Konak Saat Kulesi

Ve Körfez (*) denildiğinde hemen ilk elde aklımıza ne gelir? Elbette Konak Saat Kulesi gelir. İçinden İzmir geçen şarkıların notalarına kulak kabarttığımızda; onu, bazen do sesinde, bazen mi'de görürüz ama kesinkes görürüz. Nazarlığımız Saat Kulemizle ilgili anlatacak o denli çok şey var ki, en iyisi bir yerinden başlamak

Konak Saat Kulesi
29 Temmuz 2014 Salı 12:42

Lütfü Dağdaş-Osmanlı geleneği içersinde karşımıza çıkan meydan saatlerinden birisi ama Anadolu Meydan saatleri konusunda uzman Yazar Kemal Özdemir'in, "Osmanlı'dan Günümüze Saatler" adlı kitabında, "en güzeli" diye nitelendirdiği, İzmir Körfezi'ni tam karşıdan gören Konak'taki Saat Kulesi'nin yıllardır üzgün ve küskün olduğunu kim biliyor? Bir zamanlar bu Saat Kulesi'nin önünden geçip, filesini Kemeraltı'nın girişindeki Vilayet Binasına bitişik ulu çınarın dallarına asan Halikarnas Balıkçısı bilmiyor. Edebiyatımızda iz bırakmış, Urla denildiğinde ilk akla gelen ad olan Necati Cumalı, sesleri hâlâ kulaklarımızda hemşehrilerimiz Dario Moreno ile Tanju Okan da (**) bilmiyor. Biliyorsa, yine bu Saat Kulesi'nin hemen her gün önünden geçerek çalıştığı gazeteye giden Şair Attila İlhan ile çocukluğu, yeni yetmeliği buralarda geçmiş diğer edebiyat insanımız Tarık Dursun K. biliyor ama onlar da bana hiç söylemediler. Belki kendilerine de söylemediler.

Osmanlı Padişahı 2. Abdülhamit'in tahta çıkışının 25. yıldönümü anısına dikilerek 1901 yılında açılışı yapılan bu Saat Kulesi, dikildiği zaman denizin hemen kıyısındaydı. İmbatın, yaz mevsiminin kavurucu sıcaklarında Körfez'in üzerinden getirdiği soluk aldırıcı yeli ile, kışın lodosta kabaran dalgalardan dağılan damlalar bu Saat Kulesi'ne çarpar, onu mutlu kılardı. Yani Saat Kulesi ile Körfezimizin tuzlu denizi iç içe idi. Sonra ne oldu? Vurdumduymazlık, plansızlık sonucu en kolay yol seçildi, güzelim deniz dolduruldu, Konak İskelesi öteye taşındı ve Saat Kulesi öylece kalakaldı. Bir başka söyleyişle Saat Kulesi ile deniz, birbirlerinden, iki sevgili ayrılır gibi ayrıldılar. Üzüntüsü ve küslüğü bundandır. Balıkçı, Cumalı, Moreno, Okan yaşıyorlarken henüz bu ayrılık yoktu, ondan bilmiyorlar... Üstüne üstlük yine onun ışıltısını gölgeleyecek SSK blokları ile Büyükşehir Belediye Binası başta olmak üzere Vergi Müdürlüğü binasına uzanan beton yığılmalar da sonraki yıllarda sıra sıra yapılınca üzüntüsü katlanarak arttı.



Şimdi Saat Kulesi'nin bulunduğu alan güvercinlerden geçilmiyor. Ama o alanın asıl yerlileri o güvercinler değil, bugün buraya artık uğramayan martılardı değerli okur, üzüntüsü ve küslüğü bundandır.
Kendi adıma Saat Kulesi'nin üzüntüsünü biraz olsun hafifletme adına yakın geçmişte bir iş yaptım; 1992 yılından bu yana eğitim verdiği Brüksel Kraliyet Konservatuarı'nda Oda Müziği Profesörü olarak görev yapan, harika çocuğumuz; piyanist ve besteci Muhiddin Dürrüoğlu'na, İzmir'e ayak bastığı gün,  hadi gidip Saat Kulesi önünde anı fotoğrafı çekelim, dedim.
-A, çok sevinirim Lütfü Beyciğim, diyerek konseri öncesi beni olumlu yanıtladı.
Giderken Kemeraltı'nı, Tilkilik'i pek sevdiğini, çünkü çocukluk yıllarını Namazgah'taki anneannesinin yanında geçirdiğini, bu kentle ilgili pek çok güzel anısının olduğunu aktardı. Dolayısıyla; Gerede doğumlu, İstanbul nüfusuna kayıtlı bulunmasına karşın İzmir'e özel ilgi duyduğunu bir çırpıda özetledi.

Ne Halikarnas Balıkçısı'nın, ne de Cumalı'nın, Attila İlhan'ın, kentimize tam 17 kez gelmiş Büyük Kurtarıcımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün bu Saat Kulesi önünde çekilmiş bir tek kare fotoğraflarını şimdiye değin görmedim (Tarık Dursun K. çekilmiş, gördüm. Ayrıca ben ve dostum Salim Çetin de çektik) ama Değerli piyanist ve besteci Muhiddin Dürrüoğlu kardeşimizinkini ben çektim. Şimdi ne zaman Konak Meydanı'ndan geçecek olsam Saat Kulesi'nin, Dürrüoğlu'nun sihirli parmaklarından yayılan piyano ezgileri sonucu hiç olmazsa bana küs olmadığını duyumsuyor, gülümsediğini görüyorum. İnanmıyorsanız ben geçerken bir bakın bakalım...

*

Saat Kulesi'nin hüzünlü yanını böyle özetledikten sonra yapıldığı yıllara gidip onun da öyküsünü paylaşmak gerek. O da yarın.

(*) Şimdi değerli okur, eğri oturup doğru konuşalım: Biz İzmirliler, mevsim ne olursa olsun karşıdan karşıya geçişlerimizi vapurlarımızın güvertelerinde yaparız genellikle. Martı çığlıklarını duymak, Karşıyaka, Bostanlı, Güzelyalı, Kordon kıyıları ile Karaburun siluetini, Körfez'den güneşin batışını denizden seyretmek ayrı bir keyfimizdir. Çay içerken çoktandır karşılaşmadığımız eski dostlarımızla da rastlaşırsak daha keyifleniriz. Şimdi bunları düşündüğümüzde yeni hizmete sokulan ve sokulacak olan vapurlar hiç de alışık olduğumuz güzellikte değiller. Güverteleri yok. Büyükşehir Belediyesi HİM'den tarafıma yapılan, "üstleri açılıyor" açıklamasına ise acı acı gülümsedim.

Ben buna isyan ediyorum, dersem siz bunun neresinde olursunuz yaman meraklanırım.

(**) Bir başka yaman meraklandığım konu; Hemşehrilerimiz Dario Moreno'nun, Tanju Okan'ın şarkılarının Körfez vapurlarımızda niçin çalınmadığı, seslerinin böylelikle genç kuşaklarımıza aktarılmadığıdır!
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Ozan Ertam - 4 yıl önce
kışın sağnak yağmurlu günlerinde bile, vapur güvertesinde yolculuk yapmak bizler için i̇zmir'sel bir keyiftir. bu nedenle vapurlar konusundaki saptamalarına aynen katılıyor ve gereğinin, gerektiği gibi yapılabilmesi konusunda sonsuz destek veriyorum. selam ve sevgiler.