Bugün ekonomi konuşulurken en sık duyduğumuz şeylerden biri “borç çok arttı” cümlesi. Doğru, borç hayatın her alanına girmiş durumda: Devlet borçlanıyor, şirketler borçlanıyor, haneler kredi kartı ve tüketici kredileriyle yaşamını sürdürüyor. Ancak asıl gözden kaçan önemli bir nokta var: Borcun miktarı kadar, hatta çoğu zaman ondan daha fazla, borcun niteliği önem taşıyor.
Yani mesele sadece “ne kadar borç var?” değil, “bu borç ne için alındı, nasıl kullanılıyor ve geri ödenebilir mi?” sorularında düğümleniyor.
Bugün birçok tartışma borç stokunun büyüklüğüne odaklanıyor. Rakamlar büyüdükçe endişe de büyüyor. Fakat ekonomik gerçeklik her zaman tek bir sayıya indirgenemeyecek kadar karmaşık. Çünkü aynı miktarda borç, iki farklı ekonomide tamamen farklı sonuçlar doğurabiliyor. Birinde büyümeyi hızlandırırken, diğerinde krizi derinleştirebiliyor.
İşte bu farkı yaratan şey, borcun niteliği.
BORÇ HER ZAMAN KÖTÜ MÜDÜR?
Toplumda yaygın bir algı vardır: “Borç kötüdür.” Oysa bu, eksik bir bakış açısıdır. Borç doğru kullanıldığında ekonomik büyümenin en önemli araçlarından biridir. Bugün gelişmiş ülkelerin büyük kısmı da ciddi borç yükü taşır. Ama bu borçlar üretime, teknolojiye, eğitime ve altyapıya yönlendirildiği için ekonomiyi ileri taşır.
Asıl sorun, borcun “tüketim” için kullanılmasıyla başlar. Yani borçla üretim yapmak yerine sadece günü kurtarmak, borcu borçla kapatmak, gelir yaratmayan alanlara yüklenmek… İşte bu durum ekonomiyi kırılgan hale getirir.
Kısacası mesele borçlanmak değil, borçlanmanın yönüdür.
BORCUN KALİTESİ NE DEMEKTİR?
Borcun niteliği dediğimizde birkaç temel ölçüt karşımıza çıkar:
Birincisi, borcun hangi amaçla kullanıldığıdır. Eğer alınan borç fabrikaya, makineye, teknolojiye, eğitime ya da üretim kapasitesine gidiyorsa bu “kaliteli borç” olarak kabul edilir. Çünkü gelecekte gelir yaratır.
Ama borç maaş ödemeye, tüketimi artırmaya, kısa vadeli açıkları kapatmaya gidiyorsa burada sorun başlar. Çünkü bu tür borçlar geri ödeme kapasitesini artırmaz, sadece erteler.
İkincisi, borcun vadesidir. Kısa vadeli borçlar ekonomiyi daha hassas hale getirir. Çünkü sürekli yenilenmesi gerekir. Uzun vadeli ve uygun faizli borçlar ise daha sürdürülebilir bir yapı oluşturur.
Üçüncüsü, borcun para birimidir. Eğer gelir yerel para birimindeyken borç yabancı para cinsindense, kur dalgalanmaları ciddi risk yaratır. Bu da borcun niteliğini zayıflatır.
BORÇ KÖTÜ YÖNETİLİRSE NE OLUR?
Niteliği zayıf borç bir süre sonra ekonomiyi sıkıştırmaya başlar. İlk aşamada sorun görünmez. Hatta borç sayesinde büyüme bile yaşanabilir. Fakat bu büyüme “borca dayalı” olduğu için kalıcı değildir.
Zamanla faiz yükü artar, yeni borç eski borcu çevirmek için alınır ve ekonomi bir kısır döngüye girer. Buna halk arasında “borç sarmalı” denir.
Bu noktada yatırım yerine faiz ödemeleri öne çıkar. Devlet bütçelerinde, şirket bilançolarında ve hane halkı gelirlerinde ciddi baskı oluşur. Sonuç olarak büyüme yavaşlar, refah artışı durur.
SADECE BORÇ AZLIĞI YETERLİ DEĞİL
Bir ekonomide borç düşük olabilir ama eğer bu borç verimsiz alanlara gidiyorsa yine sorun vardır. Tam tersine borç yüksek olabilir ama doğru yönetiliyorsa ekonomi güçlü kalabilir.
Burada önemli olan denge ve verimliliktir. Yani borcun ekonomi içindeki “çarpan etkisi”dir. Bir lira borç alınıp iki liralık üretim yaratılıyorsa bu sağlıklıdır. Ama bir lira borç alınıp sadece faiz ödemesi yapılıyorsa bu sürdürülebilir değildir.
HANELER VE BORÇ GERÇEĞİ
Bu konu sadece devletler ya da büyük şirketler için geçerli değildir. Haneler için de aynı mantık işler. Bugün birçok aile kredi kartı ya da ihtiyaç kredisiyle yaşamını sürdürüyor.
Eğer bu borç eğitim, mesleki gelişim ya da gelir artırıcı bir işe gidiyorsa uzun vadede fayda sağlayabilir. Ama sadece tüketim için kullanılıyorsa, gelir artmadığı için borç yükü giderek ağırlaşır.
Burada önemli olan, borcun “yaşam standardını geçici olarak yükseltmesi” değil, “gelecekteki gelir kapasitesini artırmasıdır”.
EKONOMİDE GERÇEK SORU
Aslında ekonomide sorulması gereken temel soru şudur: “Ne kadar borcumuz var?” değil, “Bu borç bize ne kazandırıyor?”
Bir ülke borçlanarak yol, köprü, liman, enerji altyapısı kuruyorsa bu borç kendini geri öder. Çünkü bu yatırımlar üretimi artırır, ihracatı büyütür ve gelir yaratır.
Ama aynı borç sadece cari harcamalara gidiyorsa, ortaya kalıcı bir değer çıkmaz. İşte bu yüzden borç tartışmalarında rakamlardan çok içeriğe bakmak gerekir.
SONUÇ YERİNE
Bugünün dünyasında borçsuz bir ekonomi neredeyse yok. Önemli olan borçtan kaçmak değil, borcu doğru yönetmektir. Çünkü borç, doğru kullanıldığında bir kaldıraçtır; yanlış kullanıldığında ise bir yük.
Kısacası mesele, borcun büyüklüğünden çok kalitesindedir. Ekonomik sağlığın gerçek göstergesi de burada gizlidir. Borcun niteliği güçlüyse ekonomi de güçlüdür. Borcun niteliği zayıfsa, rakamlar ne kadar iyi görünürse görünsün, altında kırılgan bir yapı vardır.
Bugün asıl dikkat edilmesi gereken nokta da tam olarak budur: Borcu azaltmak değil, borcu akıllıca kullanmak.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar