Türkiye’den bazı çocukların Epstein’in adasına götürüldüğü yönündeki iddialar, kamu vicdanında derin bir sarsıntı yaratırken, yargının attığı bu adım “gecikmiş ama hayati” olarak değerlendiriliyor.

Uzmanlara göre çocuklara yönelik cinsel istismar iddiaları, sıradan bir söylenti ya da sosyal medya polemiği olarak ele alınamaz. Bu tür iddialar karşısında sessiz kalmak, süreci ağırdan almak ya da görmezden gelmek; çocukların güvenliği ve insan onuru açısından telafisi zor sonuçlar doğuruyor. Devletin temel yükümlülüğü, en küçük şüphede dahi çocukların üstün yararını esas alarak etkili bir soruşturma yürütmek.

Bakan Fidan: "Dışişleri Bakanlığı olarak özellikle Mekke’ye yönelik petrol altyapısına saldırıları kınıyoruz"
Bakan Fidan: "Dışişleri Bakanlığı olarak özellikle Mekke’ye yönelik petrol altyapısına saldırıları kınıyoruz"
İçeriği Görüntüle

Hukuk çevreleri, eğer tek bir çocuğun dahi uluslararası bir suç ağına dahil edilmiş olabileceğine dair emareler varsa, dosyanın sonuna kadar açılması gerektiğini vurguluyor. “Kimliği, konumu ya da gücü ne olursa olsun” ilkesinin bu tür soruşturmalarda eksiksiz uygulanması gerektiği ifade ediliyor.

Öte yandan sürecin yalnızca yargı ile sınırlı kalmaması gerektiği görüşü de öne çıkıyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin konuyu araştırma gündemine almasının, hem toplumsal güvenin tesisi hem de benzer vakaların önlenmesi açısından zorunlu olduğu belirtiliyor. Çocukların korunmasının, yalnızca savcıların değil, yasamanın da tarihsel bir sorumluluğu olduğu hatırlatılıyor.

Toplumun farklı kesimlerinden yükselen ortak çağrı ise net: Hiçbir çocuk; güç ilişkilerinin, paranın ya da örtbas kültürünün bedelini ödememeli. Bu soruşturmanın şeffaf, kapsamlı ve kararlı biçimde yürütülmesi, yalnızca adaletin tecellisi için değil, geleceğin güvence altına alınması için de kritik bir eşik olarak görülüyor.

Kaynak: HABER MERKEZİ