Haber Ekspres Gazetesi’nden Turgay Kılıç’ın haberine göre, İzmir Ticaret Borsası’nın (İzTB) Şubat Ayı Meclis toplantısı İTB Meclis Başkanı Ömer Gökhan Tuncer’in öncülüğünde yeterli üyenin yer almasıyla başladı. Başkan Tuncer, yaptığı açılış konuşmasında kırsal kalkınma yatırımlarının desteklenmesi programından bahsederek bu yatırımların bu yıl 16. kez ilan edildiğinin bilgisini paylaştı. İzTB Başkan Yardımcısı Bülent Uçak ise, 2025 yılının ikinci ayında politikadaki gidişatın ikince defa seçilen ABD Başkanı Donald Trump’ın da etkisiyle ‘Trumpizm’ olarak yoğunlaştığına dikkati çekti.
"Tarımsal piyasaların düzenlenmesi"
Tarım ve orman şurası çalışmalarına değinen Meclis Başkanı Tuncer, “Öncelikle sizlere, ‘kırsal kalkınma yatırımlarının desteklenmesi programının’ bu yıl 16. kez ilan edildiğinin bilgisini paylaşmak isterim. Kısa adıyla KKYDP programı, 2006-2025 yılları arasında İzmir’e 605 milyon TL yatırım sağladı. Bu süreçte, bakanlığımızın nakdi desteği 285 milyon lirayı aştı. Diğer taraftan biliyorsunuz, Avrupa birliği ve Türkiye Cumhuriyeti eş finansmanından oluşan IPARD destekleri artık İzmir’i de kapsamakta. Tarımsal yatırımların artmasında ve sektörün büyümesinde kritik bir role sahip olan KKYDP ve IPARD destekleriyle yeni yatırımlar yapabilir, mevcut işletmelerimizi büyütebilir veya yenileyebiliriz. Bu önemli fırsatları iyi değerlendirmeli ve yatırım planlarımızda mutlaka desteklemelerden faydalanmalıyız. Bir de bu günlerde; tarımın gelecek 10 yılının planlandığı 4. tarım ve orman şurası çalışmaları yürütülmekte. Sayın cumhurbaşkanımız Mayıs ayında, Dünya Çiftçiler Günü’nde sonuç bildirgesini açıklayacak. Sektörün uzun vadeli stratejilerinin belirlenmesi açısından büyük önem taşıyan şura’nın temel hedefleri arasında;
- Çiftçinin örgütlenmesi,
- Toprak ve su kaynakları ile biyo-çeşitliliğin korunması,
- Tarımsal piyasaların düzenlenmesi,
- Ve uluslararası rekabet gücünün artırılması gibi hedefler yer alıyor” dedi.

"Ülkemizin çıkarlarını korumak"
Tuncer, ayrıca ikili ilişkileri de dikkate aldığına işaret ederek “Uluslararası piyasalarda adil ticaret politikalarının oluşturulabilmesi için ikili ilişkilerin gücüne önem vermeliyiz. ülkemizin çıkarlarını korumak, politikaları lehimize göre şekillendirmek ve siyasi karar alma süreçlerini etkilemek için güçlü bir lobiye ve tarım diplomasisi becerisine sahip olmamız gerek. Potansiyelimiz yüksek. ülkemizde faaliyet gösteren sadece kooperatifler, birlikler ve ziraat odalarının sayısı 13 binden fazla ve bunlara üye veya ortak kişi sayısı 10 milyondan fazla. Ancak, görüyoruz ki sayısal olarak güçlü, etkin olma açısından ise zayıf bir örgütlenme varlığımız söz konusu. Umuyorum ki 4. şura sonuçlarından biri de güçlü bir tarımsal lobi stratejisinin belirlenmesi olacaktır” şeklinde konuştu.
Tarımda girdi fiyatları umut verici
TÜİK verilerine dikkati çeken Başkan Tuncer, tarımın girdi fiyatlarının düşüşe uğradığına işaret ederek “Türkiye istatistik kurumunun düzenli olarak yayınladığı tarımsal girdi fiyat endeksi on iki aylık ortalamaya göre son bir yılda yüzde 41 oranında artış kaydetti. Yıllık değişimin en yüksek olduğu alt grup, yüzde 52’lik artışla tohum ve dikim materyali iken, en düşük yıllık değişim yüzde 21 ile gübre ve toprak geliştiriciler oldu. Girdi yoğun bir sektör olan tarımda ilaç, gübre ve enerji gibi temel faktörlerin fiyatlarının düşüşte olması umut verici. Ancak, sürdürülebilir üretim için gerekli olan en önemli şeyin istikrarlı fiyatlar olduğunu da unutmamak gerekir” ifadelerine yer verdi.

Trumpizm etkisi
İZTB Yönetim Kurulu’ndan Başkan Yardımcısı Bülent Uçak, politikada ‘Trumpizm’ etkilerinin tarihe geçtiğine vurgu yaparak “2025 yılının ilk iki ayını geride bırakıyoruz. Uygulanan politikaların tarihe “Trumpizm” diye geçmesi muhtemel, dikkat çekici bir dönemin içindeyiz. Bir yandan yapay zekâ devriminin dünyanın ve insanlığın geleceğine etkilerini yaşıyoruz, diğer yandan Ortaçağ’daki gibi toprak ilhaklarını, hegemon davranışları izliyoruz. Esasen baktığımız zaman insanlık, belki de tarihteki en zengin veri setine sahip ama bir o kadar da yaşlı dünyanın en karanlık, en bilinmez, en öngörülemez dönemlerinden birinin içindeyiz. Adeta küresel kurumların işlevsizleştiği, kural hakimiyetinin kaybolduğu, kutupların yeniden tanımlandığı distopik bir geleceğin kürek mahkumları gibiyiz. Tarih, bu tür dönemlerde demokrasiye ve hukuka bağlı kalan; Evrensel değerlere sahip çıkıp haklının yanında saf tutan; köklerinden ve değerlerinden güç alıp ortak anlayışla hareket edebilen ülkelerin kazançlı çıktığının örnekleriyle dolu. Bu kaotik ortamda, bizim önümüzde de hızlı reform adımlarıyla bütün yapısal sorunlarımızı geride bırakıp güçlü bir hikâye yazma sorumluluğu duruyor” dedi.
Enflasyon ve vergi engeli
Başkan Yardımcısı Uçak, “Birkaç yıldır tüm kesimlerin fedakarlığıyla çıkmaya çabaladığımız patinajdan, hızlıca koşar noktaya gelmemiz gerekiyor. Bunun için enflasyondan yüksek faize, değerli kur rejiminden yüksek vergilere kadar, bizi bağlayan ne kadar engel varsa, dengeleri bozmadan bir an önce gerekli adımları atmamız elzem görünüyor. Türkiye ekonomisi için dünyanın dört bir yanında fırsatlar var. Ülke olarak çok sabrettik, umuyoruz ki karşılığını hep beraber alacağız. Ülkemizin dış ticareti ile ekonomik büyümesi arasında doğru orantılı bir korelasyon söz konusu. Daha net bir ifade ile dış ticaretimizin arttığı dönemler aynı zamanda büyüme oranlarımızın da yükseldiği dönemlerdir. Dolayısıyla ihracatımızın artırılması en önemli ekonomik hedeflerimizden birisi olmak zorundadır. Bugün özellikle kendi faaliyet alanımız olan tarım ve gıda perspektifinden ülkemizin 2024 yılı dış ticaret verilerini de kısaca değerlendirmek istiyorum” ifadelerine yer verdi.
Dış ticaret açığında 82 milyar dolar
Uçak, 2024 yılı verilerini aktarırken dış ticaret açığının 82 milyar dolar olduğunu şu sözlerle ifade etti: “Genel Ticaret Sistemi verilerine göre 2024 yılında toplam ihracatımız 262 milyar dolar, ithalatımız 344 milyar dolar, dış ticaret açığımız ise 82 milyar dolar oldu. Tarım ve gıda sektörünü değerlendirdiğimizde ise ihracatımız 33 milyar dolar, ithalatımız 23,9 milyar dolar; dış ticaret fazlamız ise yaklaşık 9,1 milyar dolar olarak kayıtlara geçti. Dış ticaret fazlası verdiğimiz tarım ve gıdada, aynı zamanda küresel piyasalarda mukayeseli üstünlüğe de sahip olduğumuzu söyleyebiliriz. İzmir olarak tarım ve gıda ihracatında ülkemizin öncü şehirlerinden birisiyiz. 2024 yılında 4,4 milyar dolar tarım ve gıda ürünü ihraç etmişiz ve ülke toplamındaki payımız yüzde 13,4. İthalatımız ise 2,6 milyar dolar, toplam ithalattaki payımız ise yüzde 10,9. Ülke olarak ihracatımızda ilk üç kalem sırasıyla; yüzde 21,8 ile işlenmiş sebze ve meyveler, yüzde 10,4 ile bitkisel ve hayvansal yağlar ve yüzde 8,4 ile tahıl, baklagil ve yağlı tohumlu bitkilerden oluşuyor. İthalatta ise en önemli ürünlerin başında, tahıl, baklagil ve yağlı tohumlu bitkiler, bitkisel ve hayvansal yağlar ve lifli bitkiler yani pamuk bulunuyor. İzmir olarak en fazla ihraç ettiğimiz ürünler; toplam yüzde 62 pay ile sırasıyla işlenmiş sebze ve meyveler, tütün ve tütün ürünleri, bitkisel ve hayvansal yağlardır. İlimizden yapılan ihracatta son yılların yükselen sektörlerinden birisi olan su ürünleri grubu ise 402 milyon dolar ile dördüncü sırada yer alıyor. Limanımız, üretim imkanlarımız ve pazarlama tecrübemizi kullanarak tarım ve gıda ihracatımızı hem miktar hem de ülke toplamından aldığımız pay olarak artırmak için İzmir’deki tüm paydaşlar ile birlikte çalışmaya devam etmemiz gerektiğine inanıyorum.”

33 milyarlı dolarlık ihracat
İzmir Ticaret Borsası Başkan Yardımcısı Bülent Uçak, “Bir gelenek haline gelen Ulusal Pamuk Zirvesi’nin yedincisi, geçtiğimiz hafta sonu Ulusal Pamuk Konseyi tarafından gerçekleştirildi” diyerek pamuğun ülkenin tarımsal değeri olduğuna dikkati çekerek 33 milyar dolar ihracat gerçekleştirildiğini akardı. Sözlerin devam eden Uçak, “Pamuk, ülkemiz için stratejik öneme sahip bir tarımsal ürün. 33 milyar dolar ihracat gerçekleştiren tekstil ve konfeksiyon ihracatımızın da temel hammaddesi. Sektör paydaşları olarak pamuğun üretimi, ticareti ve tüketimi konularını zirvede detaylı bir şekilde değerlendirdik. Bir kez daha ortaya çıktı ki diğer tüm ürünlerimizde olduğu gibi pamuk için de “sürdürülebilir üretim ve ticaret” günümüzün en önemli konularının başında geliyor. Zirvede yapılan değerlendirmeler sonucunda ortaya çıkan hususları kısaca sizlerle de paylaşmak istiyorum. Birincisi, pamuk üreticimiz maalesef son üç sezondur para kazanamıyor. Çiğitli pamuk ortalama fiyatı; 2022 yılında 15,7 lira, 2023 yılında 19,1 lira ve içinde bulunduğumuz sezonda ise 23,1 lira oldu. Son üç sezonda tarımsal girdi fiyat endeksinin yüzde 135 arttığı, prim miktarının ise değişmeden 1,6 lira olarak kaldığı düşündüğünde pamuk üreticimizin durumu net olarak ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle üretimin sürdürülebilirliği için prim miktarının maliyet artışlarını telafi edecek şekilde belirlenmesi gerekmektedir. İkincisi; son yıllarda enerji, işçilik ve finansman maliyetlerindeki artışlar tekstil ve konfeksiyon sektörümüzün uluslararası rekabet gücünü olumsuz etkilemiştir” ifadelerine yer verdi.
Mısır göç etti
Uçak, sözlerini şu şekilde tamamladı: “Bu dönemde sektörde çok sayıda firma üretimini, başta Mısır olmak üzere başka ülkelere taşıdı. Son 1-2 yıldır ihracatta artış yaşanmaması ve sektörün istihdamının 250-300 bin kişi azalması da yaşanan sıkıntıların bir göstergesi” dedi ve tekstil ile konfeksiyon sektörü rekabetine değindi. Başkan Yardımcısı Uçak, şunları aktardı: “Bu nedenle tekstil ve konfeksiyon sektörümüzün rekabet gücünün tekrar kazandırılmasına yönelik önlemleri zaman kaybetmeden hayata geçirmeliyiz. Üçüncüsü; tekstil ve konfeksiyon sektörümüzün rekabet güçlerinden birisi önemli bir pamuk üreticisi olmamızdan kaynaklanıyor. Ancak, sanayimizin ihtiyacı olan kaliteli hammadde için pamuğun hem üretim aşamasındaki hem de işlenme aşamasındaki standartlarını yükseltmek zorundayız. Bu amaçla tohumdan hasada kadar üretim süreçlerimizi iyileştirmeli, aynı zamanda çırçır işletmelerimizin çalışma koşullarını yeniden düzenlemeliyiz. Dördüncüsü; sürdürülebilir pamuk üretimi hem rekabet açısından hem de ekosistemimizi korumak açısından büyük önem taşıyor. Organik, iyi tarım uygulamaları, BCI ve onarıcı tarım sistemleri gibi her türlü sürdürülebilir pamuk üretimini artırmak için destekleme mekanizmalarını hayata geçirmeliyiz. Bu desteklerin nihai ürüne kadar devam edebilmesi için sadece ülkemiz pamuklarına ait bir standart olan ‘GMO FREE Turkish Cotton’ belgelendirmesinin bir ön koşul olmasının uygun olacağını düşünüyoruz. Beşincisi ise özellikle Avrupa’da doğal elyaflar ile sentetik elyaflar arasında hangisinin daha sürdürülebilir olduğuna ilişkin önemli bir rekabet söz konusu. Ülkemizin tekstil ve konfeksiyon sektöründeki rekabet avantajının daha çok doğal elyaflardan yana olduğunu düşünürsek, Avrupa’daki doğal elyaf ve sentetik elyaf karşılaştırmalarında daha aktif rol almalı, görüş ve tezlerimizi daha güçlü bir şekilde ortaya koymalıyız.”





