Türkiye ekonomisinin nabzını tutmak açısından haftalık para ve banka istatistikleri son derece önemli.
Çünkü bu veriler yalnızca bankaların bilançosunu değil, vatandaşın tasarruf eğilimini, şirketlerin
finansmana erişimini ve ekonomideki kredi talebini de ortaya koyuyor.
2 Ekim 2026 haftasına ilişkin veriler ise üzerinde özellikle durulması gereken bir tablo ortaya koydu.
Bir tarafta bankacılık sektörünün kredi hacmi büyürken diğer tarafta mevduat geriliyor. Daha da
önemlisi, bireysel kredi kartı borçları ve takipteki alacaklar yükselmeye devam ediyor. Bana göre bu
tablo, ekonomide finansman ihtiyacının hâlâ oldukça yüksek olduğunu gösteriyor.
Öncelikle kredi tarafına bakalım.
Bankacılık sektörünün toplam kredi hacmi 2 Ekim itibarıyla bir haftada yaklaşık 240 milyar lira artarak
28 trilyon 642 milyar liraya yükseldi. Bu önemli bir rakam. Çünkü kredi mekanizmasının ekonomide
hâlâ güçlü şekilde çalıştığını gösteriyor. Ancak burada kredinin nereye gittiği en az toplam büyüklüğü
kadar önemli.
Tüketici kredileri de 3 trilyon 502 milyar liraya çıktı. Bunun 2 trilyon 617 milyar lirasını ihtiyaç kredileri
oluşturuyor. Konut kredileri 842,5 milyar lira, taşıt kredileri ise 42,1 milyar lira düzeyinde. Burada
dikkat çeken nokta ihtiyaç kredilerinin toplam tüketici kredileri içerisindeki ağırlığıdır.
Bu durum bize vatandaşın önemli ölçüde tüketim ve günlük ihtiyaçlarını finanse etmek amacıyla
borçlandığını düşündürüyor. Elbette kredi kullanımının tamamını olumsuz değerlendirmek doğru
olmaz. Fakat gelirlerin enflasyon karşısında yeterince hızlı artmadığı dönemlerde kredi kartı ve ihtiyaç
kredilerinin bütçeyi desteklemek amacıyla daha fazla kullanılması, ilerleyen dönemde hane halkı
borçluluğu açısından risk oluşturabilir.
Bir başka dikkat çekici rakam ise kredi kartlarında.
Bireysel kredi kartı alacakları bir haftada yaklaşık 69,7 milyar lira artarak 3 trilyon 533,6 milyar liraya
yükseldi. Bunun 2 trilyon 202 milyar liralık bölümü taksitsiz borçlardan oluşuyor. Taksitsiz borcun bu
kadar yüksek olması, tüketicilerin kısa vadeli finansman ihtiyacının önemli bir bölümünü kredi kartları
üzerinden karşıladığını gösteriyor.
Şimdi işin diğer tarafına, yani mevduata bakalım.
BDDK'nın bankalar arası mevduat dahil verilerine göre toplam mevduat bir haftada 310,6 milyar lira
azalarak 32 trilyon 364,7 milyar liraya geriledi. TCMB'nin kapsamındaki toplam mevduat
göstergesinde de 2 Ekim haftasında gerileme görüldü. TCMB verilerine göre toplam mevduat 216,8
milyar lira azalarak 33 trilyon 785,4 milyar liraya indi.
Burada farklı kurumların kullandığı kapsam ve tanımlar nedeniyle rakamların birebir aynı olmaması
normaldir. Önemli olan ortak eğilimdir: Mevduatta haftalık düşüş, kredilerde ise artış söz konusu.
Bence üzerinde en fazla durulması gereken konu da budur.
Çünkü bankacılık sisteminde kredi büyümesi ekonomik aktiviteyi destekleyebilir. Ancak kredi artışının
üretim, yatırım ve ihracat yerine ağırlıklı olarak tüketim kaynaklı olması durumunda bunun enflasyon
üzerindeki etkisi daha farklı olacaktır. Türkiye'nin önümüzdeki dönemde en fazla ihtiyaç duyduğu şey
ise tüketim kredilerinin genişlemesinden ziyade üretken yatırımları destekleyen finansman yapısıdır.
Bir diğer uyarı işareti de takipteki alacaklar.

Bankacılık sektöründe takipteki alacaklar 2 Ekim itibarıyla bir haftada 26,8 milyar lira artarak 914,6
milyar liraya çıktı. Bu alacakların 679,2 milyar lirasına özel karşılık ayrılmış durumda. Bankacılık
sisteminin yasal öz kaynakları ise 6 trilyon 142,6 milyar liraya yükseldi.
Takipteki alacaklardaki yükselişi hemen bir bankacılık krizi olarak yorumlamak kesinlikle doğru olmaz.
Türk bankacılık sisteminin sermaye yapısı ve karşılık mekanizması burada önemli bir güvence
oluşturuyor. Ancak bu artışın süreklilik kazanması halinde dikkatle izlenmesi gerekiyor.
Özellikle yüksek faiz ortamında kredi kullanan vatandaş ve işletmelerin borç servis maliyetleri
yükseliyor. Bu nedenle önümüzdeki dönemde kredi büyümesinden çok, kredilerin geri ödeme
performansına bakmak daha önemli hale gelecek.
Benim açımdan 2 Ekim haftasının verdiği en önemli mesaj şudur:
Ekonomide para ve kredi hareketliliği devam ediyor, ancak borçlanmanın niteliği yakından takip
edilmeli.
Mevduatın gerilediği, kredi hacminin arttığı, kredi kartı borçlarının yükseldiği ve takipteki alacakların
900 milyar liranın üzerine çıktığı bir ortamda ekonomi yönetiminin yalnızca kredi miktarına değil,
kredinin kullanım alanına da odaklanması gerekiyor.
Üretime, ihracata, teknoloji yatırımlarına ve istihdama giden kredi ekonominin geleceği açısından
olumlu sonuç verir. Buna karşılık gelir yetersizliği nedeniyle günlük ihtiyaçların kredi kartı ve ihtiyaç
kredileriyle karşılanması sürdürülebilir değildir.
Önümüzdeki dönemde faiz politikası, enflasyonun seyri, kredi koşulları ve vatandaşın gelir artışı
birlikte değerlendirilmeli.
Çünkü artık mesele sadece “Ne kadar kredi kullanılıyor?” sorusu değildir.
Asıl soru şudur:
Bu kredi ekonomide yeni bir üretim ve gelir yaratıyor mu, yoksa mevcut gelir yetersizliğini borçla
mı kapatıyor?
Bence önümüzdeki haftaların para ve banka istatistiklerinde en fazla aramamız gereken cevap tam
olarak budur.
Kaynak: TCMB
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar
[email protected]