Dokuz Eylül Üniversitesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Serhat Erbayraktar, 31 yıldır aynı kurumda. Bunun kendisine güven verdiğini söyleyen Erbayraktar, ailesini de buradan kurduğunu aktarıyor. insanların artık daha sık sağlık kurumlarına başvurduklarını söyleyen Prof. Dr. Erbayraktar, geçmeyen ve uykudan uyandıran başağrılarının beyin tümörü habercisi olabileceğini vurguluyor. Ameliyaatta olmayı yoga yapmaya benzeten Erbayraktar, ameliyatta olmadığı tüm zamanını ikizleriyle geçirdiğini anlatıyor.
- Öğrenciliğinizden itibaren Dokuz Eylül Üniversitesi'ndesiniz. Bir kurumda bu kadar uzun bir süre yer almak size ne hissetiriyor?
1983 yılından beri Dokuz Eylül Üniversitesi'ndeyim. Burada okumak ve çalışmalarına burada devam etmeyi kendine hedef seçmek çok güzel bir şey. Eşimle de burada tanıştık. Şu anda öğretim üyeliği yapmak çok keyifli. Hep bildiğin insanlarlasın, kimseden bir zarar gelmeyeceğini biliyorsun, herkes arkadaşın, hocan. Çok iyi bir duygu, insanı güvende hissettiriyor.
- Beyin ve sinir cerrahisi dendiğinde insan ürküyor, hastalar size en çok hangi şikayetlerle gelirler?
Bizim beyin cerrahisi hem beyin ile hem omurilikle alakalı. Hastaların büyük çoğunluğu omurga, omurilik rahtsızlıklarıyla geliyorlar. Daha çok ağrı şikayetleri kollarda, bacaklarda, sırtta, boyunda oluyor. Sinirlerin fonksiyon bozuklukları oluyor, güçsüzlük oluyor; uyuşmalar, ağrılar, sızılarla geliyorlar. Beyin kanamaları, beyin tümörleri ile ilgili gelen hastalarımız da çok.
- Beyin tümörü olan kişinin bunu fark etmesi zor mu?
Günümüzde daha erken tespit edilme imkanı var. İnsanlar daha çok sağlık kurumlarına başvurmaya başladılar. Ufak tefek şikayetlerde dahi tomografi olsun, manyetik rezonans olsun, bunlara başvuruluyor. Daha büyümeden ortaya çıkabiliyor. Büyük merkezlerin dışında kalan yerlerde hekime ulaşmak gecikiyor ise sorun olabilir. Günümüzde hastalık kesinlikle daha erken saptanabiliyor.
- Kişinin kendisinin fark etmesi nasıl oluyor?
Kişinin her zaman alıştığı normal bir hayatı var. Onu yapamamasıyla anlaşılabiliyor. Kişinin algısı değişiyor, yapmak istediğini yapamıyor, tutmak istediği şeyi tutamıyor, görmek istediği şeyi göremiyor gibi yakınmalar hissediyor. Bunun dışında baş ağrısı çok önemli. Uzun süreli geçmeyen, sıklığı artan, ilaçlara yanıt vermeyen, bilhassa geceleri uykudan uyandıran baş ağrıları önemli belirtiler. Kusma da önemli. Neticede bu tümörlerin yol açtığı ağrı olsun, güçsüzlük olsun his bozukluğunu hasta hissedebiliyor; bazen de hasta yakınları fark edebiliyor. Geçen gün bir hastam geldi. 80 yaşına yakın bir hasta. Briç oynuyor ve iyi oynuyor. Arkadaşları onun briç oynamasındaki bir hatadan dolayı onda bir sıkıntı olabileceğini hissediyorlar. Kişinin briçte yanlış oynadığı bir elden dolayı arkadaşları fark ediyor ve beyninde bir tümor çıktı hastanın. Yakın zamanda ameliyat ettik, ben briç oynayan bir hastanın arkadaşları tarafından durumunun fark edilmesine çok şaşırdım. Genelde iskambil oyunlarını sevmeyiz ama arkadaşları iskambil sayesinde, arkadaşlarının beynindeki tümörü anladılar. Çok enteresan gelmişti bana.
- Sizin tedavi şekliniz genellikle ameliyat. Ameliyat korkusu hastayı nasıl etkiliyor, bu hasta doktor ilişkisini nasıl etkiliyor?
Genellikle bana başvuran hastalar daha önce birçok yerde hekimler tarafından görülmüş, kendilerine görüşler iletilmiş hastalar. Belki benim işim biraz daha kolay oluyor bu nedenle. Ama hakikaten bazen bana ilk defa gelmiş hasta olabiliyor, onlarda durum zor. Ya da kendi başına çok doktor gezen hastalar var; acaba bir başka doktor ilaç verir mi, ameliyatsız bir tedavi olur mu arayışında oluyorlar; onlar ameliyata kolay ikna edilemiyorlar. Benim işim ameliyatlık diyen, işin farkında olan bir hasta gurubu var; işte onlar işimizi en kolaylaştıran hastalar. Hastalar kendisi için hayati önem taşıdığının farkındaysa çok kolay. Ancak ameliyat olması için vakti olan hastaya çok üstelemiyoruz, onun kendi kendine o havaya gelmesi önemli. Ben ameliyat olmalıyım, ben iyileşeceğim havasında olması çok önemli.
- Siz ameliyata girdiğinizde ne hissediyorsunuz?
Ben ameliyata girdiğimde başlayayım ve bitirebileyim diye düşünüyorum. Ameliyat salonuna telefon da almam. Dışarı ile tüm bağlantımı keserim, günlük hayatın tasalarından kendimi ayırırım. Bir bakıma yoga yapmak gibi bir şey. Tamamen dışarıdan kopmanız lazım. Yorucu tabii, çok da kolay değil. Her zaman her şey çok düzgün gitmiyor. Bir sıkıntı yaşadığınızda yoruluyorsunuz. Beni ameliyat sırasında en rahatlatan şey bitirebilmek. Bir an önce hastayı eski haline ulaştırabilmek oluyor hedefim. Hasta yatağına alınsın, rahatlasın istiyorum en kısa sürede.
- Siz nasıl bir cerrahsınız? Hiperaktif mi, sakin mi?
Sakin ve sabırlı olmaya çalışan bir cerrahım. Beyin cerrahisinde yanlış yaptığınız bir şeyin dönüşü olmuyor. Onun için yavaş, sakin ve sabırlı olmak gerekiyor. Ben kendimi işimde bu şekilde daha iyi hissediyorum. Çok hiperaktif değilim, cerrahide daha sağlamcı olmak gerekiyor.
- Mesleğinizin yoğunluğundan kaçmak, rahatlamak için neler yapıyorsunuz?
Benim öyle yaptığım çok özel şeyler yok. Genelde çocuklarımla ilgileniyorum. 4. sınıfa gidiyorlar. Onun dışında pek bir şey yapmıyorum, işim ve ailem ile zamanım dolu.
- Muayenehaneniz de var tabii.
Evet, Güzelsanatlar Fakültesi'nin karşısında muayenehanem var. Orada da tempom devam ediyor.
- Çocuklarınızla neler yapıyorsunuz?
Onlar henüz çocukluktan çıkmadılar; ama onlara ısrarla büyük insanmış gibi davranıyoruz! Daha çok bilgileri, görgüleri artsın diye yurt içi, yurt dışı gezilerine götürüyoruz. Yazın ne isterlerse onlarla yapıyoruz, kışın da okula motive ediyoruz. Kendime ise ayırabildiğim çok vaktim yok.
- Bir günde kaç ameliyata giriyorsunuz?
5 ya da 6 ameliyata giriyorum. Hepsi çok büyük ameliyatlar değil tabii. 5 saat süren ameliyat da var, 2-3 saat süren de. Çok yoğun bir ameliyat programını aynı günde almıyorum. Dikkatli olmak ve hastalarımla daha iyi ilgilenebilmek için bu yöntemi izliyorum.