ABD Başkanı Donald Trump’ın Türkiye ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında yaptığı son
açıklamalar, Ankara-Washington ilişkilerinde yeniden önemli bir hareketliliğin yaşandığını gösteriyor.
Özellikle CAATSA yaptırımlarının kaldırılması konusunda Trump’ın verdiği mesajlar, uzun süredir
devam eden S-400 ve F-35 anlaşmazlığının yeni bir aşamaya taşınabileceği beklentisini güçlendirdi.
Trump, 2 Ekim’de gazetecilerin CAATSA yaptırımlarının kaldırılmasında gecikme olup olmadığı
yönündeki sorusuna, herhangi bir gecikme olmadığını belirterek cevap verdi. Trump ayrıca Türkiye’yi
sevdiğini, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile sürekli görüştüğünü ve Erdoğan’ın dostu olduğunu söyledi.
Ben burada özellikle “gecikme yok” ifadesine dikkat çekmek istiyorum.
Çünkü CAATSA meselesi artık yalnızca iki ülke arasındaki diplomatik bir başlık değildir. Bu konu,
Türkiye’nin savunma sanayii, F-35 programı, ABD ile savunma ticareti ve genel anlamda Ankara-
Washington ilişkilerinin geleceği açısından önemli sonuçlar doğurabilecek bir dosyadır.
CAATSA yaptırımları, Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi satın almasının ardından
Aralık 2020’de uygulamaya konulmuştu. Türkiye daha sonra F-35 programından çıkarılmıştı.
Washington’ın temel gerekçesi, S-400 sisteminin F-35 savaş uçaklarının güvenliği açısından risk
oluşturması ve NATO sistemleriyle uyumsuzluk taşımasıydı. Ankara ise S-400 alımının hava savunma
ihtiyacından kaynaklandığını ve ABD’den Patriot sistemi konusunda istediği sonucu alamadığı için
Rusya’ya yöneldiğini savunuyor.
Bugün gelinen noktada ise dikkat çekici bir değişim var.
Trump, Temmuz ayında Ankara’daki NATO Zirvesi sırasında Türkiye’ye yönelik CAATSA yaptırımlarının
kaldırılacağını açıklamış ve F-35 satışının da değerlendirilebileceğini söylemişti. Reuters'ın Temmuz
ayındaki haberine göre Trump, yaptırımların kaldırılacağını açıkça ifade etmiş, Türkiye ile ilişkilerin
çok iyi olduğunu belirtmişti.
Ancak aradan geçen sürede konu tamamen kapanmış değil.
ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack da eylül ayında S-400 meselesinin çözümünün zaman
alabileceğini, konunun ABD mevzuatı ve S-400 sisteminin statüsü, mülkiyeti ve geleceğiyle ilgili çeşitli
hukuki ve idari boyutları bulunduğunu açıklamıştı. Barrack, Ankara-Washington ekiplerinin konuyu
çalıştığını ve anlaşmazlığın çözüleceğini söylemişti.
Dolayısıyla Trump’ın son açıklamasını yalnızca siyasi bir nezaket ifadesi olarak görmek de doğru
olmaz, CAATSA’nın tamamen ve hemen kaldırıldığı şeklinde yorumlamak da erken olur.
Bence asıl önemli olan bundan sonra atılacak somut adımlardır.
Çünkü uluslararası ilişkilerde liderlerin olumlu açıklamaları önemli olmakla birlikte, asıl sonuç
mevzuat, resmi kararlar, savunma anlaşmaları ve uygulama aşamasında ortaya çıkar.
Türkiye açısından F-35 meselesi de ayrıca önem taşıyor. Türkiye F-35 programının ortaklarından
biriydi ve Türk savunma sanayii şirketleri programın tedarik zincirinde çeşitli parçaların üretiminde
yer alıyordu. S-400 nedeniyle programdan çıkarılmamızın ardından konu uzun süre Türkiye-ABD
ilişkilerinin en önemli sorunlarından biri haline geldi.
Şimdi ise yeni bir pencere açılmış görünüyor.
Burada Türkiye açısından önemli olan, savunma sanayiinde dışa bağımlılığı azaltma hedefinden
vazgeçmeden, ABD ve NATO ile ilişkilerde ortaya çıkan yeni fırsatları değerlendirebilmek olacaktır.
Çünkü Türkiye artık yalnızca dışarıdan silah sistemi satın alan bir ülke değildir. İHA, SİHA, elektronik
harp, mühimmat, hava savunma sistemleri ve savaş uçağı geliştirme alanlarında kendi kapasitesini
artırmaktadır. Dolayısıyla ABD ile ilişkilerdeki yeni dönemin Türkiye'nin yerli savunma sanayii
hedefleriyle birlikte değerlendirilmesi gerekir.
Trump’ın Erdoğan’a yönelik “dostum” vurgusu da diplomatik açıdan dikkat çekici. Liderler arasındaki
kişisel iletişim, özellikle Trump döneminde dış politikada zaman zaman önemli bir unsur haline
gelebiliyor. Ancak kişisel ilişkilerin kurumsal mekanizmaların yerini tutmadığını da unutmamak
gerekiyor.
Türkiye açısından hedef, kişisel ilişkilerden elde edilen olumlu atmosferi kalıcı ve kurumsal sonuçlara
dönüştürmek olmalıdır.
CAATSA yaptırımlarının kaldırılması gerçekleşirse bunun yalnızca savunma sanayii açısından değil,
Türkiye-ABD ekonomik ilişkileri bakımından da psikolojik bir etkisi olabilir. Savunma alanındaki
engellerin azalması, iki ülke arasındaki güven ortamına katkı sağlayabilir. Fakat bunun ekonomiye
doğrudan ve otomatik bir sonuç olarak yansıyacağını söylemek için henüz erken.
Benim açımdan bu gelişmenin en önemli tarafı şudur:
Uzun yıllardır Türkiye-ABD ilişkilerinin önünde duran S-400 ve CAATSA dosyasında artık çözüm
ihtimali daha yüksek sesle konuşulmaktadır. Trump’ın son açıklaması da bu siyasi iradenin sürdüğünü
gösteriyor. Fakat bundan sonraki aşamada sözlerden çok belgeler, resmi kararlar ve uygulanacak
politikalar belirleyici olacaktır.
Türkiye’nin burada dikkat etmesi gereken konu ise kendi savunma sanayii hedeflerinden taviz
vermeden diplomatik ve ekonomik seçeneklerini artırmaktır.
Sonuç olarak Trump’ın Erdoğan için “dostum” demesi ve CAATSA konusunda “gecikme yok” mesajı
vermesi, Ankara-Washington hattında olumlu bir atmosfer bulunduğunu gösteren önemli bir
açıklamadır. Ancak asıl beklenti, bu atmosferin somut kararlara dönüşmesidir.
Şimdi gözler Washington ve Ankara’da.
CAATSA yaptırımları gerçekten kaldırılacak mı?
F-35 konusunda nasıl bir formül bulunacak?
S-400 meselesi hangi çerçevede çözülecek?
Ve bütün bunlar Türkiye-ABD ilişkilerinin ekonomik ve stratejik boyutuna nasıl yansıyacak?
Önümüzdeki dönemde bu soruların cevaplarını hep birlikte göreceğiz. Bana göre Türkiye açısından
önemli olan, ortaya çıkan yeni diplomatik fırsatı iyi değerlendirmek ve aynı zamanda kendi savunma
sanayii kapasitesini geliştirme kararlılığını sürdürmektir.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar
[email protected]