TÜİK verilerine göre bu yıl zeytin üretiminin 3,8 milyon tona ulaşması beklenirken, yağlık zeytinin kilosunun bazı bölgelerde 10 ila 20 liraya kadar gerilemesi ve Akhisar'daki üreticilerin hasat etmeme eylemi başlatması, üreticinin zor bir süreçten geçtiğini gösteriyor. Konuyu değerlendiren Ziraat Mühendisi Şükrü Cem Akçay, "Tarımda yıllardır süren bir ezber var: Ürün azsa fiyat pahalı, ürün çoksa ucuz. Bu ezber doğru ama eksik. Eksik olan kısım şu: Bolluğun bedelini neden en ağır üretici ödüyor?" diyerek tarımsal ekonomideki dengesizliğe dikkat çekiyor.
Tarımsal girdi fiyatlarının bir yılda yüzde 28, gübre fiyatlarının yüzde 33 arttığı, zeytinin de dahil olduğu çok yıllık bitkisel ürünlerde üretici fiyatlarının ise yüzde 19 gerilediği bu dönemde, maliyet ile fiyat arasındaki uçurum en net şekilde işçilik maliyetlerinde görülüyor. Üç yıl önce bir işçinin günlük yevmiyesini karşılamak için yaklaşık 1,7 litre zeytinyağı yeterliyken; bugün bölgeye göre 1.200 ila 2.000 liraya çıkan yevmiye ve 200 lira civarına inen yağ fiyatı yüzünden aynı ücret için 6 ila 10 litre yağ gerekiyor. Toplama maliyetinin ürünün değerini aşması zeytinin dalda kalmasına yol açarken, tarladaki bu ucuzluğun raflara aynı hızla yansımaması da dikkat çekiyor. Geçen sezon kooperatif sofralık zeytini 55 ila 160 liradan alırken, marketlerde fiyatların 150 liradan başlayıp 400-500 liraya kadar çıkması, üretici ile tüketici arasındaki makasın şeffaf bir şekilde izlenmesini zorunlu kılıyor.
Zarar eden üreticinin gübre ve ilaç gibi bakım masraflarından vazgeçmesinin, sorunun asıl etkisini gelecek yıla taşıyacağını belirten Akçay, bu kış bakımsız kalan ağaçların zaten "yok yılı" olacak 2027 rekoltesini daha da aşağı çekeceğini ve tüm bölgeyi etkileyecek hastalık ve zararlı kaynaklarına dönüşeceğini vurguluyor. Doğru bitki besleme, bitki koruma ve bakımın zeytinciliğin gider kalemi değil, verimin ve kalitenin teminatı olduğunu belirten Akçay, bu dönemde üreticinin ziraat mühendislerinin ve yetkili bayilerin teknik desteğine her zamankinden fazla ihtiyaç duyduğunu söylüyor. "Bugün ucuz zeytinden yakınan üretici, yarın pahalı zeytinyağından yakınan tüketiciye dönüşür" diyen Akçay, ardından gelen asıl tehlikenin toprağın kendisi olduğuna işaret ediyor. Zeytin para etmedikçe zeytinliğin değerinin ürünüyle değil, arazi fiyatıyla ölçülmeye başladığını belirten Akçay'a göre bir dönüm zeytinliğin fiyatı, iç kesimlerde ürününün 20 ila 40 yıllık, kıyıda ise 70 yılı aşan gelirine denk geliyor. "Zeytincilik Kanunu önemli bir kalkan, ama yalnızca resmi olarak zeytinlik sahası kabul edilen alanları koruyor. Her zeytin ağacı olan arazi, kanunun koruduğu zeytinlik değildir" diyen Akçay, yasanın yetmediği yerde zeytinliği ayakta tutanın üreticinin ondan kazandığı gelir olduğunu, bakımsız kalan zeytinliklerin ise zamanla satışa ve yapılaşmaya konu olduğunu vurguluyor.
“Bu yılki bolluk bir tehdit değil, akılcı politikalarla değerlendirilmesi gereken büyük bir zenginliktir”
Bu tablodan çıkış için bahçede, piyasada ve toprakta acil adımlar atılması gerektiğini belirten Akçay, bahçede hasat sonrası gübreleme, bitki koruma ve budama için hızlı ödenen hedefli desteklerin sağlanmasını ve ortak hasat ekipleri kurularak zeytinin dalda bırakılmamasını öneriyor. Piyasada zeytinyağında lisanslı depoculuğun yaygınlaştırılması, küçük üreticinin kooperatifler çatısında örgütlenmesi, kaliteye prim verilmesi ve ihracat kapılarının açık tutularak kota dengesizliklerinin giderilmesi gerektiğini vurgulayan Akçay, toprak için de üç öneri sıralıyor: Sıra aralarına ekilecek baklagiller ile budama atıkları ve yaprakların değerlendirilmesiyle zeytinliğe ek gelir sağlanması; zeytinliklerin hasat günleri ve uygulamalı eğitimlerle genç üreticilerin yetiştiği alanlara dönüştürülmesi; mülkiyet sahibinde kalırken üretimin sürmesi için kiralama ve ortak işletme modellerinin kurulması. Akçay, "Bu yılki bolluk bir tehdit değil, akılcı politikalarla değerlendirilmesi gereken büyük bir zenginliktir. Zeytin ağacı bin yıl yaşar; yeter ki onu yaşatanı yaşatmayı bilelim" sözleriyle çağrısını yineliyor.




