48 YILLIK AŞKIN ADI: LEYLA
Bazı hikayeler vardır…
Bir günde yazılmaz.
Bir yılda da…
Ben hikayemizi yazmak için 48 yıl bekledim.
Sayfaları sevgiyle, fedakarlıkla, sabırla, emekle ve biraz da hayatın cilveleriyle dolu hikayemiz için…
Benim hikayemin adı Leyla…
18 Ekim bizim için en önemli gün. Evliliğimizin 48. yılını kutlayacağız
Ama ben her zaman olduğu gibi dayanamayıp (o yemek pişirirken çaktırmadan ekmek banmak ve kızarmadan bir patates çalmak gibi….) acelecilik yapıp erkenden yazıyorum bu güzel hikayemizi.
Çünkü bazı hikayeler bekletilmez.
Hele 48 yıllık bir aşk hikayesiyse...
Dile kolay…
Neredeyse yarım asır.
Bir insanla aynı yastığa baş koymak, aynı sofraya oturmak, aynı sevinci paylaşmak, aynı sıkıntının üstesinden birlikte gelmek…
Ve 48 yıl sonra dönüp baktığında, "İyi ki…" diyebilmek.
Ben bugün tam da bunu söylüyorum:
İyi ki Leyla…
Evlendiğimizde hayatın bize neler getireceğini bilmiyorduk.
İki oğlumuz olacağını da…
İki aslan gibi evlat; Gökhan ve Hakan…
Onların büyümesi, okuması, üniversiteyi bitirmesi, hayata atılması, yuva kurması…
Ve bugün biri erkek, ikisi kız olmak üzere üç torunumuzun olması…
Bütün bunların her aşamasında sevgi dolu yüreğiyle eşim Leyla vardı.
Hem de sadece "vardı" demek yetmez.
Hep en öndeydi.
Konak Belediyesi Kültür Müdürlüğü'ndeki görevinde uzun mesailer yaptı.
Ama eve geldiğinde mesaisi bitmedi.
Çünkü onun için ev başka bir dünyaydı.
Beni işime, çocuklarımızı okullarına bir gün bile ütüsüz kıyafetlerle göndermedi.
Soframızdan sıcak yemek eksik olmadı.
Hem de öyle yemekler yaptı ki…

Bugün aradan bunca yıl geçmiş olmasına rağmen, yaptığı yemeklerin lezzetini anlatmaya benim kelime haznem yetmez.
Bazı kadınlar yemek yapar.
Leyla ise sofraya sevgi koyardı.
Ben gazetecilik yaptım.
Yıllarca koşturdum, haber peşinde koştum, kimi zaman geceleri eve geç geldim, kimi zaman hafta sonu ve bayram demeden çalıştım.
Ben gazete sayfalarına haber yetiştirirken, Leyla da evimizin hayatını hiç aksatmadan sürdürdü.
Belki benim adım gazetenin künyesinde yazıyordu ama…
Benim gazetecilik hayatımdaki en büyük ve en görünmeyen destekçilerden biri hep Leyla'ydı.
O, benim mesleğimin dışında değil, aslında hayatımın tam içindeydi.
Yıllar geçti.
Biz de yaşlandık tabii…
Gençlikte farkına varmadığımız bazı şeylerin değerini insan yaş aldıkça daha iyi anlıyor.
Ben önemli rahatsızlıklarım nedeniyle ameliyatlar geçirdim.
Hastanede, başımda uykusuz geceler geçiren yine fedakar eşim Leyla'ydı.
Ben uyuyordum belki…
Ama onun gözleri üzerimdeydi.
İnsan hastanede başucunda bekleyenin kim olduğunu çok iyi anlıyor.
İyi günde herkes yanınızda olabilir.
Ama insanın gerçek yol arkadaşını zor günler gösteriyor.
Benim yol arkadaşım hiç değişmedi.
48 yıldır aynı kadın…
Leyla.
Sonra oğullarımız büyüdü.
Üniversitelerini başarıyla tamamladılar.
Hayata atıldılar.
Evlendiler.
Kendi yuvalarını kurdular.
Ev sessizleşti.
Ama Leyla'nın anneliği hiç bitmedi.
Çünkü anne olmak, çocuk evden ayrılınca sona ermiyor.
Onların bir telefonu, bir ziyareti, bir sıkıntısı, bir mutluluğu…
Leyla için hala dünyanın en önemli meselesi.
Elini bir gün bile oğullarımızın üzerinden çekmedi.
Sonra torunlar geldi.
İki güzel kızımız ve bir oğlumuz…
Üç torun.
Ve Leyla'nın sevgisi bir kez daha çoğaldı.
Çünkü onun kalbinde sevgi bölünmüyor.
Çoğalıyor.
Çocuklarımız evlenip evden ayrıldıktan sonra ailemize bir kızımız daha katıldı.
Hem de minik bir kız…
Alman Biewer cinsi.
Adı: Minnoş.
Tam 13 yıldır bizimle.
Bazen düşünüyorum da…
Bizim evde herkesin bir görevi var.
Gökhan, ailemizin benden sonraki reisi…
Hakan, ailemizin sanatçısı.
Üç torun, neşe kaynağımız.
Minnoş kızımız, huzurun ta kendisi.

Ve Leyla…
Ailenin kalbi.
Ben mi?
Ben de galiba ailenin biraz yaşlanmış, biraz huysuz, biraz da romantik gazetecisiyim!
Bugün Tanrı'dan tek bir dileğim var.
Bu fedakar kadının bundan sonraki hayatında mutlu ve huzurlu olması.
Çünkü onun benim, çocuklarımızın ve torunlarımızın hayatına kattıklarının karşılığını ödemek mümkün değil.
Ben de elimden geldiğince onun bir dediğini iki etmemeye çalışıyorum.
Ama…
Küçük bir problemimiz var!
Beni tekneyle balık tutmaya göndermiyor!
"Yaşlandın artık. Denizde başına bir şey gelir. Ne gerek var?" diyor.
Ben de kendisine her defasında, "Leyla, ben hala delikanlıyım!" diye anlatmaya çalışıyorum.
Ama nafile…
Karar kesin:
Balığa çıkmak yok!
Sanırım 48 yıllık evliliğimizde çözemediğimiz tek mesele bu.
Gerçi itiraf edeyim…
Bunun altında da kıskançlık değil, sevgi var.
Benden kurtulmak istemediği için değil…
Bana bir şey olmasından korktuğu için.
İnsan bundan daha güzel nasıl sevilir ki?
48 yıl…
Dile kolay.
Bir ömür…
Aynı insanla gülmek.
Aynı insanla ağlamak.
Çocuk büyütmek.
Hastalıkta birbirine yaslanmak.
Sevinçleri çoğaltmak.
Sıkıntıları paylaşmak.
Torunların peşinden koşmak.
Bir köpeği evlat edinmek.
Ve bütün bunların sonunda birbirinin yüzüne bakıp hala,
"İyi ki sen…" diyebilmek.
Ben bugün Leyla'ya bunu söylemek istiyorum.
Belki 48 yıl önce söylediğim kadar genç değilim.
Saçlarımda eskisinden çok daha fazla beyaz var.
Laf aramızda, epeyce de döküldü...
Adımlarım biraz daha yavaş.
Ama sana olan sevgimden hiçbir şey eksilmedi Leyla.
Tam tersine…
Yaşadıkça büyüdü.
Sen benim 48 yıllık eşimden çok daha fazlasısın.
Sen benim yol arkadaşım…
Çocuklarımızın annesi…
Torunlarımızın vazgeçilmez ninesi…
Minnoş'un annesi…
İyi günümde sevincim…
Kötü günümde sığındığım limanımsın.
Ve şimdi geriye dönüp baktığımda anlıyorum ki…
Hayat bana çok şey verdi.
Ama içlerinde en büyük armağan…
48 yıl önce karşıma çıkan Leyla'ydı.
İyi ki hayatımdasın.
İyi ki çocuklarımızın annesisin.
İyi ki bu evin, bu ailenin kalbisin.
Ve iyi ki…
48 yıl önce "evet" dedin bana.
Gerisi zaten hayat…

Karabağlar’da can dostlara yeni sağlık merkezleri
Karabağlar’da can dostlara yeni sağlık merkezleri
İçeriği Görüntüle

Bizim hikayemiz de daha bitmedi.
Çünkü ben, Allah ömür verdiği sürece,
Leyla'nın yanında yürümeye devam edeceğim.
Tek bir şartla…
Arada bir de olsa beni balığa gönderecek!
Şaka bir yana…
Seni çok seviyorum Leyla.
48 yıldır…
Ve bundan sonra da…
Her gün biraz daha fazla.

Kaynak: HABER MERKEZİ